Şiir

Dön Çocuk

henüz bitmedi bu şiir

neden gidiyorsun

yağmur yağmur ağlarken kalemin

 

beni hüzün aldı

beni keder...

kırgın ve yaralı kaldı imgelerin, ah...

 

dön çocuk

aşktan, siirden kokuyor gecenin

dolunay bir garip titreşir

suyun teninde

 

bütün kızlar sarhoş

saçı başı dağınık en mahrem sırlarım

kibrit çaksan

fitil fitil tutuşur, ah...

 

dön çocuk

biraz yardan

biraz senden konuşuruz

dönenlere küfreder

kavga ederiz

 

umudu

güzelliği yol eyler

yardan da serden de geçeriz

 

meydanlar gidenleri özlüyor

 

gel çocuk, gel...

olmazsa eğer

birlikte ölürüz!

 

Turan Demir

 

Kırıkkale F Tipi

 

Yüksek Güvenlik Kapalı C.İ.K

 

Badem Gözlü Kız

Düşlerini ıslatan yağmurlar,

Ömrümüze inen ayışığı,

          Saçlarına taktığın yıldız buketi...

Hepsi burada!

                  Hey badem gözlü kız,

Sen neredesin?

Bak dağlı çocuklar tutuşmuşlar.

Sen de gelmez misin?

Bu sabah erken uyandım,

Ve “Zülfü kaküllerin amber misali”yi

                                      dinledim.

 

Ayak izlerimi siliyorum bu geceden,

Ve yoldaşlarımın divanına

                              bağdaş kuruyorum.

Resmini şafağa astım,

                   Papatyalar toplayıp sana sundum. 

10.08.2012

Zeki Deniz

F Tipi Hapishane

B1-4/46

Bolu

Öykülenme

ÖYKÜLENME

 

Sıcak ekmek

Ve taze düş aldım sana

Biri emek

Ve ateş kokulu

Biri haylaz mı haylaz

Biri kavruk yüzlü

İşçi yoksulu

Biri uslanmaz mı uslanmaz

 

Sıcak ekmek

Ve taze düş aldım sana

Biri açlığımı fısıldar

Diğeri ise en zifiri gecede

Yıldızlar düşürür aklıma

 

Ozan Veli

(Adres: Resul Sarıgül F1 cezaevi. C.31. Hacılar− Kırıkkale)

Kocaman Yürekli Çocuklar

Kocaman Yürekli Çocuklar

Serkan Kaya

 

Varoşların asi çocukları

Gözlerinde inanç sevgi ve umut

Yaşanacak bir dünya şiarıyla

Sarıldılar yaşama

 

Çetin yollar bekle onları

Bir ellerinde kitap

Diğerinde parke taşı

Ve kocaman yürekleri

 

Serkan Kaya

1 nolu F tipi hapishane

3−1−6−52 Sincan/ Ankara

Ay Işığı Solumaları

AY IŞIĞI SOLUMALARI

                              Sinan Bülbül

Sevgilim

Yaşama nereden başlasam

Orada senden çoğalıyorum

Bu tutsak dilimi karartmalı gecelerde

Gözlerine düşmek istiyorum

 

Sevgilim

Bizim diyarlarda sevmek ölüm

Sevda intihar

Yarenlerin aşklarına kan karışır

Aşk tutsak düşer aşiretlerin sürek avcılarına

 

Sevgilim

Bu bir ayrılık mektubu değil

Zamansız vedalar korkunun esiri

Yeni ortaçağa uyarlanmış eski bir masalım

Her şey bir belki’den ibaret

Alışamadım

Her gece korkunun kollarında

sensiz uyumaya

 

Bizim buralarda

İnsan hissettiği kadar aşıktır derler

Kendimi kendime sorduğum soluk günlerde

Deliliğin cesareti dik tutuyor beni,

Hayır F tiplerinin duvarlarına

Gömülmesin umutlarım

Özlemim çiçek açsın kucağında

 

Sevgilim

Bana gelirken

Teninde uyuttuğun

Terinle beslediğin

Bir avuç toprak getir

Bir avuç yağmur

 

İyisin değil mi…

 

Sinan Bülbül

F TİPİ CEZAEVİ. C.İ.K. 34. ODA MUŞ

Aşka zaman ayırmalı

Aşka zaman ayırmalı

İbrahim Şahin

 

Uykularımdaki geceyi sildim

Düşleri gözlerimden

Sil yaşlarını

Bak kaç zaman oldu

Gözlerinsiz yaşıyorum

 

Ne zaman fark ettiysem

Hırçın bir sevdaya düştüğümü

Ve anamın gözyaşlarını

Akdeniz’den taşıdığını

Anladım ki bütün nehirlere

Bu kentin yalnızlığı düşmeyecek

 

Seni seviyorum diye

Kıskanıyor beni akşamlar

Ey sabahın kızı

Beni onların ellerine

(Beni gecelerin karanlığına)

Bırakma

Gel tut ellerimden

Beni yollara çıkar

(Yollarım tükenmesin)

 

İbrahim Şahin

1 NO LU F TİPİ CEZAEVİ

P.K.50 A−5−14

İZMİT − KOCAELİ

Üşüten Düşler

ÜŞÜTEN DÜŞLER

 

Gecenin düşler üşüten bir vaktinde,

tüm şehir uyurken,

çok uzak diyarlardan

bir selam alıyorum sımsıcak.

Düşünülüp de yazılamayan sözler

geçiyor gözlerimin önünden bir bir.

Sonun getiremediğim şiirimse

hala aynı yerde...

 

Yangın büyüyor,

ismini hatırlamakta zorlandığım

bir enstrümanın yanık melodisi doldurur odayı.

Ses yoktu, ten çiçeksiz, oyun büyük.

Gölgesiz giden, genç benizli,

dudakları aydın, salkım salkım,

rüzgâr kokusu taşıyanlar...

kim ne derse desin,

lekelidir buralarda topraklar.

Haber salın, pusudan çıktı kanla nakışlanmış

bu topraklar.

Yarın geç olmasın diye,

kayıp yanımı şiirle ıslatıyorum.

Ve konuğu oluyorum soğuk toprağın.

Döne döne gülüşümü umutla emzirirken,

bakışlarıma ortak yaşamlar katıp

düşler kuruyorum zamansız.

Yalın ayak koşar adımlarla,

uzayan gölgeler bırakıyorum ardımda.

Ve yaşlanan sözler çürütüyorum sebepsiz

Gözlerimde örtülü bakışlar,

aceleci, anlamsız, katı...

Korkak yanaşırken kapıya,

mavi gülüşlü çocukları anlamamıştım.

Yürekte hasretliğin gölgelenmiş sureti varken,

bilmem ki bu türküler şafağa nasıl sunulur.

Penceremden bir parça ateş,

bir tutam tütün kutsuyorum güneşin gözlerine.

Lanetlerken ayrılığı,

Potansiyel bir suçluyum artık.

Su gibi akan, rüzgar gibi savrulan zamanı,

iliklerimde hissederken,

kayıp giden anıların,

paramparça sureti belirir karşımda.

Vakitler kutsal topraklara dönüş saati diyor.

Karartılmış yaşamlar aydınlığa kavuşmalı,

güneş güleç yüzünü gösterirken,

ısıtmalı soğutulmuş tüm yürekler.

Yıldızlar soluksuz sayıklayacaktır aydınlığa.

Semaha durup, türküler dillendirecektir yeryüzünü

ve yarının rengi mavi olmalı

 

M. Zeki Deniz F Tipi Cezaevi / BOLU

07.06.2012

1 Mayıs

ÖYKÜ'YE 1 MAYIS ŞİİRİM

 

Hey sen!

Kapatma güneşimi

Bırak biraz ısınayım.

Bırak aydınlığı göreyim

Sevda türküleriyle canlanayım

 

HEy kalk!

Kalk ölüm zamanı değil.

Bak güneş doğuyor,

ısıtacak yarınların çocuklarını.

 

Toprağa sarılma zamanı değil,

devrim türkülerini haykırma zamanı.

Bakma öyle melul gözlerle

Yere düşmüş bedenime.

Sen baktıkça üşüyor bu can, bu beden.

 

Hey sen!

Kapatma toprağı üstüme.

Güneş doğacak elbette...

Umutluyum yarınlara.

Ben zafer türküleriyle gömüleceğim.

 

Bakma öyle yaşlı gözlerle

Ben ölmedim ki, ölmeyeceğim de.

Ta ki bu gözler (özgürlüğü) görmeden.

Sen de kalk...

 

Kalk! Yakıştı mı sana uyumak?

Yakıştı mı san susmak?

Susana kalk sen de türkü söyle.

Bak tililerle geliyor analar.

 

Kalk sen de kalk. Hey Öykü seni bekliyorum 1 MAYIS'A

 

Metin Aydemir

01.05.2012

L Tipi Cezaevi Kepsut / Balıkesir

Hücrem

Yüreğimin prensesi sevgili Öykü merhaba!

 

HÜCREM

 

Sahipsiz

Soğuk, nem kapan hücremde

Bir ben varım

Anafora yakalanmış düşleriyle

Bir de

dün gece çizdiğim

boyacı çocuk var...

Öylesine masum

boynu bükük

bana bakıyor...

O an çocukluk düşlerime dalıyorum.

Acıyor her yanım

Ansızın vurulmuştu

yüreğimde büyüttüğüm uçurtma...

Yine el konulmuş

Yalnızlığımı paylaşan

hücreme renk katan

nağmelerim

“Yasak!” diye...

Hep canları anımsıyorum

Binleri kucaklıyorum

kavga yerinde

Faili meçhule gitse de

geceyi süsleyen yıldızlar

İnadına

Yıldızları çiziyorum

gökyüzüne

hücremde... (2003)

 

Yine baharın kollarına bırakıyorum kendimi. İçimde tarifi zor bir duygunun ayak izleri. Sanki bahara odaklanmış bir yüreğin kıpırtısını hissediyorum. Hiçbir haksızlığı kabul etmeyen bir yüreğin isyanına tanık oluyorum.

Yaşamın ancak direnmekle olabileceğini duruşuyla ortaya koyan Mazlum'un üç kibrit çöpüyle tutuşturduğu Newroz ateşi yolumuzu aydınlatan bir meşale olmuştur.

Bir yarin bahara bürünmüş halini sevmiştim. Onurlu yaşamın ne kadar zor olduğunu soylemişti Amaralı bilge. Her Newroz yıldızlaşan...

 

Yılmaz Demir

18 Mart 2010

Sayfalar