40. Gün / Nazan Üstündağ

Açlıktan ölecekler. Yemek yemedikleri için. Haksızlıktan, dillerinde savundurulmadıklarından, ipe sapa gelmez dosyalarla rehin tutulduklarından, barıştırılmadıklarından, kavuşturulmadıklarından.

İstanbul - BİA Haber Merkezi 21 Ekim 2012, Pazar
 
Zalimin karşısında, kendini zulümün işaretine çevirmektir açlığa yatmak. Tarihin en büyük ölüm oruçlarından biri İrlanda Kurtuluş Ordusu militanları tarafından gerçekleştirilir.

İngiltere devletinin yaptığı işkenceler, ettiği küfürler ve tehditlerle her yerlerine "değilmiş" mahkumlar, tecrit hücrelerinde, her şeye rağmen, Bobby Sands'in koridorlardan, havalandırmalardan sızan sesi eşliğinde, gene İngiltere devletinin yüzyıllardır soyunu kurutmaya kalkıştığı ana dilleri Gelikçe'yi öğrenmektedirler.

Devletin elini, dilini değdiremediği tek şey olan Gelikçe sayesinde arınmaktadırlar. Günlerden bir gün Bobby Sands "Cealachan" kelimesini öğretir mahkumlara. Eski İrlanda'da zulüme uğrayan köylünün toprak sahibinin evinin önünde, kendini aç bırakmasının adıdır "Cealchan".

Günden güne eriyen beden zalimin "yerine" kendini yazar. Toprak sahibi bundan böyle evinin önünde yok olan bedenle anılacak ve yaptığı haksızlıklar asla unutulmayacaktır.

Hikayeyi duyan mahkûmlar ölüm orucuna yatarlar. Devletin elinin altındaki bedenlerinden ruhlarını yavaş yavaş çekerler. Açlıktan incecik kalmış kof bedenleri İngiltere devletine lanetleridir.

Denk zamanlarda Kemal Pir ve Hayri Durmuş çıkartıldıkları mahkemede girdikleri ölüm orucunu açıklayacaklardır. Türkiye devletinin yarattığı en büyük cehennemlerden olan Diyarbakır Cezaevi'nde devletin bedenlerle yetinmeyip, iradelere, onurlara kastettiği, o kıyamet yeri, o karabasan diyarında Kemal Pir ve arkadaşları bir yemin edecek ve kendilerini ölüme yatıracaklardır.

Ruhları bedenlerini terk ederken, Diyarbakır Cezaevi'ni devletin elinden alırlar. Ruhları bir koca halkın kavgasına bugün bile öncülük eder.

Bu ülke ki kendi evlatlarını yiyerek göbeğini şişirir de gene de doyamaz. 1990'ların sonunda en rezil ziyafetlerinden birini genç kızların ve delikanlıların tecrit edilmemek, insanca yaşayabilmek için kendilerini aç bıraktıklarında arttırdıklarından çekmiştir.

Onlarca çocuğu incele incele, bir onlarcası da yanarak ölmüş, o çocukların anaları, babaları, bir de yoldaşları dışında yas tutanları olmamıştır. Öyle pis bir milattır ki yandıkları gün, o gün bugündür buralarda adalet bakanlarının tamamı kör, içişleri bakanlarının tamamı sağırdır. En iyi hallerinde.

Yüz kere bin kere daha

Bugün cezaevlerini dolduran siyasi tutukluların tamamı bitmeyen savaşın esirleri. Anadillerinde savunma hakları yok. Mahkemelerde itilip kakılıyor, azarlanıyorlar. Dava dosyaları hukuk skandalı. Anlatıldı, yüzlerce kere yazıldı.

Bugün bu ülkede bu savaş bitmek zorunda. Bu savaşın bitmesinin yolu görüşmekten geçiyor. Görüşecek kişilerin başında da Kürt halkının ve savaşın iki tarafından birinin önderi olan Abdullah Öcalan geliyor. Abdullah Öcalan tecritte tutuluyor. Savaş bitmiyor. Ölen ölene katılıyor.

Cezaevlerinde bu hukuk skandalı dosyalarla tutulanlar açlık grevinde. Gün 40. Yakında ölecekler. Anadilde savunma hakkı ve tecritin kalkmasını istiyorlar.

Yaptıkları vicdanlara seslenmek, vicdanları uyandırmak falan değil. Kendilerini bir büyük zulmün işareti kıldılar. Bedenlerini terke başladılar. Devletin elindeki bedenlerini boşaltırken mücadeleden yorgun düşmüşlere ruh üflüyorlar.

Bize büyük haksızlık yaptılar. Orası ayrı. Ne fena bir tanıklık bu. Ne biçim bir çaresizliğe mahkumiyet. Bedenlerimizin sınırlarına ne acımasız bir terk ediş.

Biz bir köyün tüm çocuklarını gömdük. Bombalarından utanan olmadı.  Tüm yaz boyunca bir onlardan, bir bunlardan gömdük. Dur diyen çıkmadı.

Bu ülkenin o çok kalabalık yeraltı şehrine onurlu bir gidişe yatmış bu çocukları bırakmayalım. Bedenlerimizi onlarınkine yapıştıralım bari de bu karşılıklı tecriti durduralım.

Açlıktan ölecekler. Yemek yemedikleri için. Haksızlıktan, dillerinde savundurulmadıklarından, ipe sapa gelmez dosyalarla rehin tutulduklarından, barıştırılmadıklarından, kavuşturulmadıklarından.

Bir yemin ettiler. Kendilerini işaretlediler. Zalimleri lanetlediler. (NÜ/BA)

* Nazan Üstündağ, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi, Barış ve Demokrasi Partisi Akademik Siyasi Danışma Kurulu üyesi

Kaynak: bianet.org

31 Yıldır Tutsak Olan Tahir Canan'dan Yeni Mektup

“Varlıklı ile yoksul karşı karşıya, cephesel duruş içinde. O nedenle, adalet mülkün temeli denmiş! İnsanlığın temeli denmemiş. İnsansal ve tarihsel bir önemi varsa önümüzdeki ayna; 17 bin faili meçhul cinayetlerdir! Bu hukuk ve adaletin ne kadar çalışıp çalışmadığını bize yeteri kadar göstermektedir. Mapushanede olanlar, acı çekenler, asmayıp da besledikleri (!!!) olsa gerek. Hani buna beslediler desek de kendi kesemizden yedik, içtik, üstüne bir de vergi verdik. Savaşlarını finanse etmiş olduk! İrademiz dışında yapılan katliamlara suç ortağı olduk. Her şey komikleşti!

Urfa cezaevi, “balık istifi” ceza infaz rejiminin en tipik örneğidir

TBMM İnsan Hakları Komisyonunun hazırladığı Urfa Cezaevi ile ilgili rapora Ertuğrul Kürkçü tarafından verilen muhalefet şerhini yayınlıyoruz.

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na

Şanlıurfa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İnceleme Raporu hakkındaki muhalefet şerhim aşağıdaki gibidir. Bilgilerinize sunarım.

Ertuğrul Kürkçü

Mersin Milletvekili

İzmir Tecrite Karşı Mücadele Platformu Basın Açıklamasına Çağrı

Kırıklar 1 No’lu  F Tipi’ndeki devrimci tutsaklara yönelik keyfi uygulamalara ve hak ihlallerine karşı İzmir Tecrite Karşı Mücadele Platformu’nun (TKMP) yapacağı basın açıklaması ve toplu bildiri dağıtımına tüm halkımız davetlidir.

YER: KEMERALTI GİRİŞİ

TARİH: 22 EKİM PAZARTESİ

SAAT: 18.30

İZMİR TECRİTE KARŞI MÜCADELE PLATFORMU

Kaynak: http://www.halkinsesitv.com

Tutuklu Gazeteci Bedri Adanır'dan Mektup Var: Hangi Yasalara, Hangi Hukuka Göre Yargılandığımı Bilmiyorum Artık

Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde 5 Ocak 2010 tarihinden bu yana tutuklu bulunan gazeteci Bedri Adanır, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2012 Basın Özgürlüğü Ödülü sahibi. Adanır’ın 3. Yargı Paketi kapsamında tahliye talebi, “suç için öngörülen ceza miktarı nedeniyle kaçma şüphesinin varlığının bulunması, tutuklama kararının makul ve dosya kapsamıyla uyumlu olması, bu koşullar altında adli kontrol uygulamasının, tutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını sağlamayacağı” gerekçesiyle reddedildi. “Örgüt propagandası yapmak”tan yargılanan Aram Yayınları sahibi Bedri Adanır’ın mektubundan satırlar şöyle:

“Yaklaşık 3 yıldır sorumlu müdür olduğum gazete, dergi ve kitaplara açılan davalar nedeniyle tutukluyum. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, esas olarak ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlamasıyla yargılanıyorum. Suçlamaların 4′ü yazı işleri müdürü olduğum günlük, Kürtçe olarak yayınlanan Hawar gazetesindeki haber, yazı ve fotoğraflar nedeniyle. ir de ‘örgüte yardım ve yataklık etmek’le suçlanıyorum ki, bunun gerekçesi evlere şenlik: Yayınevimizden çıkan (henüz hakkında yasaklama/toplatılma kararı yokken) Demokratik Uygarlık Manifestosu isimli kitabın dağıtımını organize etmek.Mantık şöyle kurulmuş olmalı: ‘Kitap içeriğinde örgüt propagandası yapıldığından, bu kitabı dağıtmak, otomatikmen, örgüte yardım ve yataklık olur. Hem de bilerek ve isteyerek.’ Savcılar, bahsettiğim yayınlarda, adeta belli kelimeleri taratmış ve iddianameyi bunların üzerine dikmişler. Öyle ki, Kandil Dağı’nın coğrafik olarak tasvir edildiği bir yazı -ki bu yazı Kandil Dağı’nın salt savaşla, çatışmalarla anılmasından duyulan bir rahatsızlığı ifade ediyor- ‘Kandil Dağı’nı övmek suretiyle cazip göstermek’ şeklinde yorumlanmış. Suçlamalar, 6352 sayılı yasanın geçici 1. maddesiyle ertelenmesine hükmedilen “basın-yayın yoluyla işlenen suçlar” kapsamında olup, şimdiye çoktan ertelenmeliydi.Bugün elime ulaşan ara karar, 3. Yargı Paketi’nin görmezden gelindiğini gösteriyor. Daha vahim olan ise, yaklaşık 3 yıllık tutukluluğumun, mahkemece, ‘Suç için öngörülen ceza miktarı nedeniyle kaçma şüphesinin varlığının bulunması, tutuklama kararının makul ve dosya kapsamıyla uyumlu olması, bu koşullar altında adli kontrol uygulamasının, tutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını sağlamayacağı gözönüne alınarak sanık Bedri Adanır’ın tutukluluk halinin devamına’ olarak değerlendirilmesi. Heyet nedense,benzer davalarda yerel mahkemelerin ve Yargıtay’ın kararlarına göre, verilebilecek cezanın nerdeyse 2/3′sini yattığımı dahi göz önünde bulundurmuyor.3. Yargı Paketi yasalaştıktan sonra, aynı mahiyetteki davalarda yargılanan veya yargılanıp ceza almış gazetecilerden Vedat Kurşun ve Ozan Kılınç ile 2′si yazı işleri müdürü 5 Yürüyüş dergisi çalışanı, davaları veya cezaları ertelenerek tahliye edildiler. Ben de yasa çıktıktan sonra avukatım aracılığıyla tahliye talebinde bulundum ancak avukatıma, yoğunluk nedeniyle tutukluların taleplerinin duruşmalarda değerlendirileceği söylenmiş. Duruşma 13 Eylül’deydi ve ancak 3 dakika sürdü. Tahliye etmeyip, 27 Kasım’a ertelediler. Kararla birlikte şok olduk çünkü kesinkes tahliye bekliyorduk haklı olarak. Emsal niteliğindeki davalarda, sayıca daha çok suçlama olmasına rağmen, tahliye kararları çıkmıştı. Örneğin Vedat Kurşun 103 kez ‘örgüt propagandası yapmak’la suçlanmış, 166,5 hapis cezasıyla cezalandırılmış ama son yasayla birlikte tahliye edilmişti. Hangi yasalara, hangi hukuğa göre yargılandığımı bilmiyorum artık.”



Burcu Karakaş/ http://burcukarakas.wordpress.com/ alınmıştır.

Kaynak: baskahaber.org

Tutuklu tıp öğrencilerine dayanışma kartı

TTB ve SES dört ayı aşkın bir süredir Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan tıp ve sağlık öğrencilerine kart gönderdi.

Cumhuriyet Meydanı’ndaki Merkez Postane önünde gerçekleştirilen eyleme, Türk Tabipler Birliği Tıp Öğrencileri Kolu, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi ve SES üyelerinin yanı sıra çok sayıda tıp öğrencisi beyaz önlüklerini giyerek katıldı. Eylemde konuşan Sinem Özşahin, “Sağlık hakkı, eğitim hakkından bahseden herkes ‘ileri’ demokrasiden nasibini almaktadır” derken, TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Fatih Sürenkök her zaman tutuklu sağlık öğrencilerinin yanında olacaklarını belirtti. Halkın sağlık hakkı için mücadele veren öğrencilerin yargılandığını belirten SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur da, hukuksuz tutuklamaların devam ettiğini belirtti. Konuşmaların ardından tutuklu öğrencilere kart gönderildi. (İzmir/EVRENSEL)

"Nereye kadar, ne kadar insanlarımızı tutuklayacaklar? Tutuklansalar bile yol ve yolculuk utkuya işaret ediyor"

Keke Adil Heval'e

Uzunca bir sürenin ardından haber almanın sevinciyle selam, sevgi ve saygılarımla merhaba. Değerli Kekemin şahsında başta Tülin arkadaş olmak üzere oradaki tüm canlara – dostlara buradan selamlarımı, saygılarımı sunarım.

483 Tutuklu ve Hükümlü 58 Cezaevinde 37 Gündür Açlık Grevinde: 63 Kişinin Durumu Kritik

Cezaevlerinde 12 Eylül'de başlayan açlık grevi bugün 37. gününde. İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Başkanı Ümit Efe, Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) Başkanı Zübeyde Teke, eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, BDP İstanbul Eş Başkanı Asiye Kolçak, Avukat Filiz Kerestecioğlu ve Oyuncu Jülide Kural, İHD İstanbul Şubesi'nde basın toplantısı düzenledi.

'63 KİŞİNİN DURUMU KRİTİK'

Basın toplantısında ilk olarak söz alan TUHAD-FED Başkanı Zübeyde Teke, bugün itibariyle 58 cezaevinde 483 tutuklunun açlık grevinde olduğunu, bu sayısının kısa sürede bine yükseleceğini söyledi. Eylemlerinin 37. gününde olan 63 tutuklunun durumunun kritik olduğunu belirten Teke, tutukluların durumuna ilişkin şu bilgiyi verdi: "Siirt, Diyarbakır, Kandıra, Silivri cezaevlerinde ilk grupta yer alanlarda burun kanaması, uykusuzluk, hafıza ile ilgili sorunlar, mide bulantısı başladı. Açlık grevi nedeniyle Şakran ve Silivri cezaevlerinde hücre cezasına çarptırıldılar. Bugün Tekirdağ'da açlık grevinde olanlara saldırı gerçekleşti. Bazı cezaevlerinde ilk 10 gün çeşme suyu dışında şeker, limon, tuz gibi açlık grevinde kullanılması gereken gıda maddelerinin alınmasına izin verilmedi. Birçok cezaevinde B1 vitamini keyfi bir şekilde arkadaşlarımıza verilmiyor. Maltepe Cezaevi'nde de TMK mağduru 4 çocuk 8 gündür,aynı taleplerle açlık grevinde."

'BİR HEYET ÖCALAN'LA GÖRÜŞEBİLİR'
Sürece ilişkin kamuoyu duyarlılığı beklediklerini söyleyen Teke, "Tutuklular, Sayın Öcalan dışında çağrı yapacak hiçbir kurumu dikkate almayacaklarını söylüyor. Sadece önderleri çağrı yaparsa, açlık grevinden vazgeçebileceklerini söylediler. Bu temelde bir heyetin oluşturulup, görüşmenin sağlanması bizim için çok önemli" dedi.

'ACELE ETMEMİZ GEREKİYOR'

1996 ve 2000 yıllarındaki ölüm oruçlarında ara bulucu heyette yer alan eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu, taleplerin tartışılabileceğini ancak hala bu ülkede siyasi bir talep için insanların bedenlerini ortaya koymak zorunda kaldığını söyledi, "Bu siyasi taleplerin ölüm oruçlarıyla ifade ediliyor olması, demokrasi açısından nerede olduğumuzu gösteriyor" diye konuştu.

Eylemde kritik aşama doğru gelindiğini belirten Bekaroğlu, "37. günde toplumdaki bu duyarsızlığı anlamakta zorlanıyorum. Bakanlığın açıklaması 'Bekliyoruz. Önemli bir olay olmadı. Bilinç kaybı olduğu zaman zorla müdahale edeceğiz' şeklindeki açıklaması çok tehlikeli. İnsan hakları savunucuları olarak ölümlerin önüne geçmek için acele etmemiz gerekiyor" dedi.

'BAĞIMSIZ KURULLAR OLUŞTURULMALI'

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, cezaevlerindeki açlık grevlerinin aynı zamanda "bir imdat çığlığı" anlamına geldiğini söyledi, "Tecridin olumsuz sonuçlarına karşı seslerini çıkartıyorlar. Kendi anadillerinde konuşabilmek için seslerini çıkarmaya çalışıyorlar. Bu kadar temel hakların ihlal edildiği bir ortamda insanlar kendi bedenleri üzerinden ne yazık ki, çığlıklarını sessiz, ilgisiz bir kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

Bugün daha inceltilmiş baskı yöntemleriyle karşılaştıklarını belirten Fincancı, 1984 yılını hatırlatarak şunları söyledi: "O günler askeri darbe koşullarıydı. Darbe sonrası olmasına rağmen çok daha naif, dolayısıyla daha adım atılabilir bir durumdayken, bugün ise bir bürokrat çıkıp, 'Bilinçleri kapandığında rahat müdahale edebilmek için, tekli hücrelere aldık' diyebiliyor. Bu insanların bir süre kendi başlarına ayağa kalkamayacakları, tuvalet gereksinimlerini karşılayamayacaklarını günlere geliyoruz. Açlık grevi nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflarken, açlıktan değil, enfeksiyon hastalıklarıyla yok etme çabası. Bilinci kapandıktan sonra insanlara yapılan müdahaleler, çok geç müdahaleler ve insanları sakat bırakıyor. Genç insanlarımızı sakat bırakan bir tarihi var bu memleketin."

"Sessizce evlerinde dizi izleyen insanların, ölmekte olan insanlar için ne yapabilirim diye düşünmeye başlaması gerekir" diyen Fincancı, "Daha önceki açlık grevlerinde olduğu gibi bu sürecin bağımsız kurullarca izlenmesini sağlamak gerekiyor. Kürt illerindeki tabip odalarımız bu izleme çalışmalarını ve tıbbi destek için çaba gösteriyorlar. Ancak onlar da ciddi dirençlerle karşılaşıyor" dedi. B1 vitaminin sakatlıkların daha az olmasını olanaklı kıldığını belirten Fincancı, "B1 vitaminin kullanımını sağlamak çok önemli" diye belirtti.

'TALEPLER KARŞILANACAK TALEPLER'

Prof. Dr. Gençay Gürsoy da, bir hekim olarak açlık grevi ya da ölüm orucu eylemini olumlu karşılamadığını belirtti, "Ancak, gelin görün ki, bu ülkede çaresi tek ifade aracı hayatını ortaya koymak olan çok sayıda insan var, giderek de sayıları artıyor. Hayatınızı ortaya koyarak bir duyarlılık talebinde bulunuyorsunuz. Ancak bu ülkede insan hayatının bedelini çok iyi biliyoruz. İşte, Uludere ortada" dedi.

Taleplerin yerine getirilmeyecek talepler olmadığının altını çizen Gürsoy, "Şu anda bile şu ya da bu biçimde görüşme olanağı mümkün. Bir gün Başbakan'ın iki cümle etmesi bile bu hayatları kurtarabilir" diye konuştu.

'SÖZÜMÜZ TÜRKİYE KAMUOYUNA'

BDP İstanbul İl Eş Başkanı Asiye Kolçak da, hükümetten bir beklentilerinin olmadığının altını çizdi, "Sözümüz Türkiye kamuoyuna, vicdan sahibi insanlara. Bu çığlığı duyun. 30-40 yıldır süren kirli savaşa hayır, deyin. Suriye'deki savaşa karşı sokağa dökülen binlere sesleniyorum; Kürdistan'da 30 yıldır savaş yürütülüyor. İnsanlarımız öldürüldü, doğamız, kültürümüz yok edildi. Bu savaşa sessiz kalmayın" dedi.

'BİR HALKIN SİYASİ TALEPLERİ'

Avukat Filiz Kerestecioğlu, tutukluların talepleri için, "Bir halkın siyasi talepleri" dedi. "Her evde bir adalet mağduru var ve ülke tutuklu bir ülke haline geldi" diyen Kerestecioğlu, şöyle konuş: "Düşünce ve ifade özgürlüğü olmadan yaşam hakkı söz konusu olamaz. Maalesef insanlar, ifade özgürlüğünü kullanamadıkları için yaşamlarını ortaya koyuyorlar. Elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Çözüm aslında çok yakında."

Oyuncu Jülide Kural da, toplumun yine sağır olduğunu belirtti, "Her ölümü bir sayıya indirgeyerek unutan bir toplumda yaşamamak için düşünen herkes, bir kez olsun da konuşmayı denemeli" dedi.

Basın toplantısının sonunda gazetecilerin "Bu açıklamayı yapanlar, bir ara bulucu heyet misyonunu yüklenip, Abdullah Öcalan'la görüşecek mi?" sorusuna, İHD Şube Başkanı Ümit Efe, şu yanıtı verdi: "Arabulucu bir heyet olmayı şu anda düşünmüyoruz. Bizim amacımız, açlık grevlerine, kamuoyunun dikkatini çekmek. Ancak gerektiğinde elimizi taşın altına koymaktan çekinmeyeceğiz." (etha)

Kaynak: baskahaber.org

Sayfalar