20'den fazla avukat ve 183 gazeteci içeride. Neden?

Perşembe, 13 Eylül, 2018

ÇHD’li Halkın Hukuk Bürosundan 17’si tutuklu 20 avukat  “yargılanıyor” İstanbul Bakırköy Adliyesinde. Hukuki durum açısından yargılama sözcüğünü kullandım.Teknik olarak böyle. Fakat anladığım kadarıyla siyasi bir davada, sanık sandalyesinde oturan avukatlar, düzeni yargılıyorlar.

Mesela, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın Potemkin panolarını hatırlatması, bir ülkenin yargı sistemine karşı getirilmiş en ağır ve fakat en naif eleştiri sayılmalı. 18. yüzyılda Çarlık Rusyası’nda, Kırım Valisi Potemkin’in başvurduğu bir yöntem (panolar) ile hukuk sisteminin hakikatinin panolarla örtülmesi arasında paralellik kurulması sistem eleştirisi açısından müthiş.

 

Hatırlıyorum, AB raportörlerinden çok değerli sosyalist bir milletvekili, şimdi uzaklarda,  1994 yılında Türkiye ziyareti ardından bir rapor yayımlamıştı. Marc Galle’ydi milletvekilinin adı. Türkiye’nin anayasal ve yasal sistemini, “Türkiye’de  modern bir devlette bulunması gereken bütün kurumlar var ve fakat bu kurumlar formel yapılar halinde ve tek bir ideolojiye hizmet ediyor” mealinde değerlendirmelerde bulunarak eleştiriyordu. Türkiye’deki durumu denizin gelgitlerine benzetiyordu.

Kozağaçlı yetkin ve kapitalist düzene muhalif bir hukuk insanıdır. Sisteme dair eleştirel yaklaşımlarını yargılandığı davada sürdürmesi doğal karşılanmalıdır. Yargılandığı dava da Kozağaçlı’nın nitelemesi ile “siyasi ceza davası”dır.

Bence bu davadan hareketle sorulması gereken  asıl soru, Halkın Hukuk Bürosu avukatları neden tutuklu yargılanıyorlar?

 

Daha genelleştirelim bu soruyu, çünkü yüzlerce avukat tutuklu olarak yargılanıyor şu sıralar Türkiye’de, avukat neden tutuklu yargılanır?

Anlamını soruyorum. Bu, açık söylemek gerekirse, siyasi ceza davalarına bakan avukatlara ve onlar üzerinden de tüm topluma verilen bir gözdağıdır, tehdittir. “Savunmaya özgürlük” boş bir slogan değildir. Avukatın tutuklanması, senin- benim savunmasız bırakılmam sonucunu doğuruyor. Hakikat ortaya çıkmıyor, çıkan hakikat Potemkin hakikati oluyor. Hakiki hakikat! olmuyor. İçerdeki, arkadaki çürüme, kötülük, üstü örtülmüş çöplük halinde kalıyor. Biz panolarda muhteşem yıkanmış, yağlanmış, boyanmış bir hakikat görüyoruz fakat hakiki (gerçek) hakikat başka!

Bizim görmemizi istemiyorlar. Siyasi ceza davasında avukat işte bu hakiki hakikati ortaya çıkarmaya, göstermeye çalışan kişidir.

 

Gazetecileri düşünün, geçenlerde açıklandı, 183 gazeteci içeride. Neden?

İktidarların, egemenlerin beğenmedikleri, görülmesini istemediklerini göstermek istedikleri için… Hakikatin bilgisine halk sahip olsun diye haber yaptıkları için… Evet bunun için  yargılanıyor yüzlerce gazeteci ve 183’ü şu an  tutuklu…

Şöyle bir durum var: “Rivayet olunur ki, Voltaire’ye sormuşlar: İnsan hakları için ne yapabiliriz? O da, ‘İnsanların bilmesini sağlayın demiş.’ (İnsan Haklarını Anlamak, s.28).

Gazeteciler haberde bunu yapıyor.

Bir de hakikatin tecrit ve hapishane boyutu var.

Avukatların yargılandığı davada tutuklu avukat Yaprak Türkmen, “Hapishanede renkli giysi, renkli kağıt, renkli kalem yok. Tecritte renk, ses, koku yok. Doğada ne varsa tecritte o yok” diyor. Potemkin panoları ile renksizlik ya da tek renklilik çelişiyor gibi ama bence gayet uyumlu.

Kendime not düşmüşüm, bu yazıyı yazmak için…

- Şöyle mi yazmalıyım acaba? Heey, siyah, beyaz, yeşil, lacivert, mavi renkler!

Giremezsiniz, yasak hemşehrim!

Mektuplarınızı aldım sevgili arkadaşlar, savunmaya özgürlük, renklere özgürlük!

Kaynak: Evrensel Gazetesi