ABD göçmen hapishaneleri endüstrisi üzerine

Artesia’da tutuklu bulunan kadın ve çocuklar, sadece bir mağduriyet, baskı ve şiddet hikâyesini gözler önüne sermiyor. Geldikleri ülkede, oradan kaçmak için çıktıkları yolda ve ABD’de gördükleri zulüm yadsınmaması gereken bir gerçek.

EKİN KURTİÇ*- GAYE ÖZPINAR**

New Mexico’nun Teksas sınırına 100 mil uzaklıktaki Artesia kasabasına bir pazar akşamüstü vardık. Havaalanından Artesia’ya giden geniş ve karanlık yol dakikalarca dümdüz devam ediyordu. Karanlık yüzünden henüz pek göremediğimiz coğrafyaya dair neredeyse tek ipucumuz ise yol boyunca bizi takip eden kokulardı. Önce yoğun bir tezek kokusu duyduk, ama etrafta herhangi bir köy yoktu. Kısa bir sure tezek kokusu yerini acı ve keskin bir endüstri kokusuna bıraktı. İnsanın, nefesini tutup soluk almaktan vazgeçmek istemesine yol açabilecek bir hava ile karşılaştık. Biraz ileride, kalabalık bir kentin gece ışıklarını andıran bir görüntüye sahip olan New Mexico’nun en büyük petrol rafinerisi bu ağır havanın varlığını çok geçmeden açıkladı bize. Tezek kokusunun cevabını ise ertesi gün gündüz yolculuğumuzda alacaktık: Yol kenarındaki yüzlerce inek bize, büyükbaş hayvan endüstrisinin Artesia’nın yanıbaşında olduğunu anlattı. Bizi bu coğrafyaya getiren sebep ise, bu kokuların yanı başında ama bir o kadar da uzağındaydı: Artesia Göçmen Tutuklu Merkezi.

Bu tutuklu merkezi 2014 Haziran ayında kurulmuş. Burada sadece kadın ve çocuk tutuklu göçmenler bulunuyor. Tam bu noktada belirtmek gerekir ki, Amerika Birleşik Devletleri Artesia’daki kadın ve çocukları resmi olarak ‘’tutuklu’’ olarak tanımlamıyor. Onları, ‘’misafir’’ olarak nitelendiriyor. Sebebi ise, bu göçmenleri Amerika’daki tutuklu insan sayısı hesaplamalarına katmak istememesi! Görüştüğümüz göçmen kadınların haklı tanımıyla ise burası bir göçmen hapishanesi. Üstelik 26 Mart 2013’te Kongre’nin yasalaştırdığı P.L. 113-6 kanun hükmü çerçevesinde, ABD Ulusal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) Kurumu her gün ortalama en az 34 bin göçmeni hapiste tutmak zorunda. Göçmenlerin hapsedildikleri 250’den fazla hapishane olduğu söylenirken bunlardan sadece 8’ini devlet kurmuş ve kendi eliyle işletiyor. Geri kalanların hepsi federal devletle anlaşmalı özel şirketler veya şehirlere, ilçelere bağlı yerel hapishaneler. Bir göçmenin tutukluluğu günde yaklaşık 164 dolara tekabül ediyor. Yani ABD’de göçmenler kar amaçlı nesne olarak ele alınıyor. Göçmen hapishaneleri ise bu karın somutlaştırıldığı çok büyük bir endüstri! Üstelik sürekli tutuklanan yeni göçmenlerin varlığını göz önünde bulundurursak, bu büyük endüstri, sonsuz bir “gelir kaynağı” garantisi üzerine inşa edilmiş. Tüm bunlar elbette ki adalet anlayışına ve insan haklarına tamamen aykırı! 

Göçü engellemek için tehdit: Kötü koşullu hapishaneler
Özellikle Guatemala, El Salvador ve Honduras’tan çete tehditleri, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, taciz ve tecavüz gibi sebeplerle Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçan kadın ve çocukların sayısındaki artış karşısında, geçtiğimiz haziran başında Obama hükümeti Artesia’daki bu hapishaneyi bir “çözüm’’ olarak göstermişti. Amaç, çocuklarıyla beraber gelen kadınları burada kısa bir sure tutup, ülkelerine geri göndermekti. 500’ün üzerinde göçmenin tutuklu olarak bulundurulduğu bu hapishaneden, bu zamana kadar 300’ün üzerinde kadın ve çocuk, ülkelerine geri gönderildi. Bir yandan da her gün yeni tutuklular getirilmeye devam edildi. Yani Artesia hapishanesinin asıl amacı, göçmen sayısının ciddi derecede arttığı günlerde Güvenlik Sekreteri Jeh Johnson’ın yaptığı açıklamada verdiği “Sizi geri göndereceğiz’’ mesajında yatıyor. Bu hapishane, ileride Orta Amerika’dan kaçıp ABD’ye sığınmaya çalışacak olası mültecilere “Gelmeyin yoksa sonunuz böyle olur’’ uyarısı vermek amacını taşıyordu. [1]

Dolayısıyla, hapishanenin kurulduğu ilk aylarda, sınırı geçer geçmez tutuklanan ve hapishaneye getirilen göçmenler hiçbir yasal sürece ve hizmete gerektiği gibi erişim sağlama olanağı olmadan hızla geri gönderiliyordu. Fakat, geri gönderilmelerin sayısında son aylarda çok önemli bir düşüş yaşanıyor. Artesia’da artık neredeyse her göçmen, geldikleri ülkeye geri dönmek konusunda hayati bir korkuları olduğunu kanıtlama sürecini sorunsuzca geçiyor. Bunun ardından, mahkemenin belirlediği kefalet parasını ödeyebilenler hapishaneden çıkabiliyor. Ödeyebilenler diyoruz çünkü hâkimlerin belirlediği kefalet miktarları 3.000 ile 20.000 dolar arasında değişebiliyor. 12.000 dolar kefalet parası belirlenmiş bir kadın göçmen ve çocuklarının aylardır neden bu hapishaneden çıkamadığını anlatmak için fazla söze gerek yok.  Fakat yine de geri gönderilmelerin sayısında ve belirlenen kefalet miktarlarında son aylarda yaşanan ciddi düşüş, Amerikan Göçmenlik Avukatları Derneği’nin  (AILA) gerçekleştirdiği gönüllü hukuki destek çalışması sayesinde mümkün oldu. Çalışmayı başlatan avukatların başında gelen Stephen Manning’in “Burada adalet yok. İleride gelmesi olası göçmenlere bir mesaj göndermek amacıyla tutuklu bulundurulamaz. Bu, yasalara aykırıdır”[2] açıklaması Artesia Göçmen Tutuklu Merkezi’nin varlığının bir insan hakları ihlali olduğuna vurgu yapıyor.  

Bu örgütlenme ile beraber Amerika’daki yüzlerce avukat, Artesia’daki kadın ve çocuklara gönüllü avukatlık hizmeti vermeye başladı. Bizim de avukatlık ve İspanyolca çevirmenlik desteği vermek için katıldığımız bu çalışmada, avukatlar tutuklularla görüşüp dosyalarını hazırlamak ve takip etmek için Artesia’ya geliyor. Her hafta gelen avukat grubu değişirken, her bir tutuklunun yasal sürecinin ve dosyalarının sorunsuz bir biçimde takip edilebilmesi için müthiş bir sistem oluşturulmuş. Her gün yapılan yeni görüşmelerden ve davalardan elde edilen tüm bilgiler ve belgeler, en ince ayrıntısıyla, sadece AILA’nın bu çalışmasına katkıda bulunun avukatlara açık olan güvenilir bir bilgisayar programına giriliyor. Dolayısıyla bir sonraki hafta gelen avukatlar, her bir vakayı düzenli olarak takip edebiliyorlar.[3]

 Yasal süreç desteğinin sağlanabilmesi için gelen avukatlara hapishanenin içinde küçük bir barakada yer ayrılmış. İçinde bulunduğumuz haftadaki avukat grubu olarak, her gün sabah 8’den akşam saat 6’ya kadar bu barakada onlarca tutuklu ile görüşmeler yaptık. Buradaki çocukların psikolojik durumları ve fiziksel sağlığı alarm veriyor. Görüştüğümüz kadınlardan biri, ABD’ye kaçabilmek için iki çocuğuyla beraber geçirdikleri zorlu ve tehlikeli yolculuğu anlattıktan sonra ekliyor: “İki ay boyunca yollarda aç kaldık, şimdi de burada açız. Değişen bir şey yok.” İlkokul çağındaki dünya güzeli kızının, incecik kaldığını görüyoruz. Annesi, yemekler çok kötü olduğu için kızının yemediğini anlatıyor bize. Benzer bir durum, diğer bir avukata da aktarılmış bir başka tutuklu tarafından. Dayanacak az gücü kalmış bir anne, penyesinin yakasını sıyırarak oğlunun kemiklerini gösteriyor buradaki hemen hemen her çocuğun yaşadığı kilo kaybının kanıtı olarak. 

Buranın da ‘bilinmeyen dil’ini konuşana avukat yok 
Hapishanedeki yerli kadınların durumu ise başka bir alarm. Görüştüğümüz bir genç kadın, bir yerli halk dili olan K’iche’ (Kiçece) konuşuyordu sadece. Uzun bir süre çevirmen bulunamadığı için avukatlarla görüşebilmesi mümkün olmamış, hapishanede de kimseyle konuşamıyormuş bu yüzden. Sonunda, bu dili bilen bir üniversite hocasının yardımı ile görüşme yapılabildi. Yerli halklara mensup kadın ve çocuklar ile görüşmeler yapılabilmesi ve hukuk süreçlerinin başlayabilmesi için farklı dillerdeki tercüman arayışları sürekli devam ediyor. 

Elbette, Artesia’da tutuklu bulunan kadın ve çocuklar, sadece bir mağduriyet, baskı ve şiddet hikâyesini gözler önüne sermiyor. Geldikleri ülkede, oradan kaçmak için çıktıkları yolda ve Amerika Birleşik Devletleri’nde gördükleri zulüm yadsınmaması gereken bir gerçek. Fakat göçmen kadınların varlığı ve hayat hikâyeleri bizlere aynı zamanda sistemi kırmaya dair sahip oldukları çok güçlü bir iradeyi gösteriyor. Uyuşturucu çetelerine, devlet ve erkek şiddetine ve ulus devletlerin sınırlarına karşı duruşlarını anlatan hayatları şimdi de bu hapishane ile kesişmiş. Buradan da çıkıp, bir hayat kurmaktaki kararlılıkları çok net. Tıpkı, hapishaneye getirilmeden önce tutuldukları buz odasından sağlam çıkabilmeleri gibi. Görüşme yaptığımız tüm kadın ve çocuklar, ABD’ye vardıklarında tutuklanıp Artesia’daki hapishaneye getirilmeden önce kendi deyimleriyle Hielara’da (Buzluk) 4-5 gün “bekletildiklerini” anlattı. Kadınlar bu uygulamanın hayatlarındaki en zor deneyimlerden biri olduğunun altını çiziyor. 4 aylık bebekler dahil, gelen tüm göçmenler bu buz odalarından geçiyor. İşkenceden farksız olan bu uygulamanın sebebine dair yetkililerden duyulan resmi olmayan açıklamalarda buz odalarının varlığı bir baskı yöntemi ve hastalık sebebi olarak görülen göçmenlerin getirdikleri varsayılan mikropların kırılmasını sağlamak olarak anlatılıyor.[4] Göçmen kadın ve çocukların anlatılarındaysa, kaçtıkları ülkelerde gördükleri şiddet, çıktıkları yolculuğun hayati zorlukları ile ABD’deki hielera ve hapishane tanıklıkları arasında bir fark değil sadece bir devamlılık söz konusu. 

New Mexico’nun şehirlerden uzak, bir petrol rafinerisi ve endüstriyel hayvancılık kasabası olan Artesia’daki Göçmen Tutuklu Merkezi’nde yaşanan bu insan ve yaşam hakları ihlalleri ve buna karşı süregiden mücadele ne bir ilk ne de son. Bu yazının yazıldığı günlerde, 18 Kasım 2014 tarihinde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu (ICE) Artesia Göçmen Tutuklu Merkezi’nin kapatılacağını açıkladı. Fakat ülke çapında çok büyük eleştirilere yol açan bu kadın ve çocuk tutuklu merkezinin sonunda kapatılacağının açıklanması AILA’nın tanımıyla sadece bir oynanan oyunun bir parçası! Zira Artesia’daki yüzlerce tutuklunun sadece yerleri değişecek. Aralık ayından itibaren Teksas Dilley’de yeni açılacak olan hapishaneye transfer edilecekler. Tutuklu göçmen ailelerin durumuna ve insan haklarının gereğinin yerine getirilmesine dair hiçbir gelişme yok. Üstelik Dilley’deki yeni özel hapishane, 2400 ‘yatak kapasitesi’ ile ABD’deki en büyük göçmen hapishanesi olacak. Burası, Amerika’nın en büyük özel hapishane şirketi olan The Corrections Corporation of America tarafından işletiliyor ve günde tutuklu başına 298 dolar gelir elde edilmesi bekleniyor [5]. Bu yeni hapishanenin resmi adının Güney Teksas Aile Yerleşim Merkezi olması ise artık hiç şaşırtıcı değil, ama oldukça çarpıcı! Artesia’da son derece örgütlü bir hukuki destek çalışması yürüten AILA’nın bu gelişme üzerine yaptığı basın açıklaması ise şöyle: “Bütün bu gelişmeler, çocukların ve annelerinin tutuklu bulundurulması utancına dair hiçbir sorunu çözmeden, bu utancı bir eyaletten başka bir eyalete taşımaktan ibarettir. Bu ailelerin çok büyük bir kısmının mülteci statüsüne uygun olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. Bu zamana kadar, Artesia’da bulunan ve hâkimin karşısında duruşmaya çıkmış tüm anne ve çocuklara iltica hakkı tanınmıştır. Zulümden kaçan bu insanları hapishanelere tıkmaya devam etmek ve Dilley’de planlandığı gibi devasa bir hapishanede bu insanları adeta “depolamak” vahşetten başka bir şey değildir”. [6]

ABD Başkanı Obama’nın 4.9 milyon göçmen için sadece geçici bir çözüm sağladığı yeni planının tartışıldığı bu günlerde[7], ABD’deki göçmen hapishaneleri endüstrisini ve yaşanan insan ve yaşam hakkı ihlallerini ifşa etmek ve buna karşı çok daha fazla ses getirmek şart. 

* Harvard Üniversitesi Sosyal Anthropoloji Doktora Öğrencisi

** Göçmenlik Avukatı ve Amerikan Göçmenlik Avukatları Derneği (AILA) üyesi 

[1] http://www.nytimes.com/2014/08/26/opinion/at-an-immigrant-detention-cent...

[2] http://www.nytimes.com/2014/09/06/us/in-remote-detention-center-a-battle...

[3] Bu çalışma için hazırlanan internet sayfası: http://innovationlawlab.org/

[4] http://www.ibtimes.com/child-migrants-report-freezing-icebox-us-border-p...

[5] http://www.reuters.com/article/2014/09/23/us-usa-immigration-detention-i...

[6] http://www.aila.org/content/default.aspx?docid=50731

[7] http://t24.com.tr/haber/obamanin-acikladigi-gocmen-plani-gecici-bir-cozu...

Kaynak: www.birgun.net