Abdullah Güven'den Mektup Var - "12 Eylül'de bile olmayan bir baskı var"

Dışarda yaşam zorlaştığı gibi cezaevlerinde de öyle. Hastaları bile tedavi etmiyorlar. Ya da tedavilerini yarıda bırakıp gönderiyorlar. mektup yazmak, protesto etmekle bile “disiplin” cezasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir çoğumuz aylarca ceza alıyoruz. Etkinliklerden men açık görüş cezası veriyorlar. Elbette bunu anlıyoruz 12 Eylül'de bile olmayan bir psikolojik baskıyla karşılaşıyoruz. Dışardan gelen bir hediye bile sakıncalı görebiliyorlar. Arkadaşlarımızın aileleri uzaklardan geliyorlar ama bazen sırf evrak yüzünden görüş bile yaptırmıyorlar. Yer sıkıntısı zaten var ve alıştık altı kişilik yerlerde on-oniki kişi kalmaktayız.”

Abdullah GÜVEN

M-TİPİ KAPALI C.EVİ B/12 BİNGÖL

Merhaba

Sizi en içten duygularımla selamlıyor, saygı ve sevgilerimi iletiyorum umarım genel olarak durumlarınız iyidir.

Öykü arkadaşıma yazarken size de birkaç satır yazmak istedim umarım sizi rahatsız etmemişimdir. Gerçekten çok tatlı bir kızınız var. Onun mektuplarını keyifle okuyorum. Çok güzel duygularla yazıyor. İçten ve akıcıdır. Okurken çok keyif alıyorum. Çoktandır ona yazamıyordum. Ben iki senedir Amed e tedavi için gidip geliyordum onun için yazamadım yoksa sık sık yazmak isterdim. Şimdilik tedavim bitmiş sayılır.

Bu ülkede bürokrasi çok gelişkin olduğu için en ufak tedavi bile yıllarca bitiremiyorlar. Tabii birde mahkum olduğumuz için hastalığın verdiği ağrı- acı bir tarafa o ufacık bir arabada saatlerce gidip gelmek de ayrı bir acı… Sanki bu arabaları tutsaklara acı çektirsinler diye ve insanları pişman etsinler diye yapmışlar. Yaz sıcaklarında bile kılıma yı çalıştırmıyorlar ve insanın ihtiyaçları bile karşılanmıyorlar. Bakışlarında bile intikam hissettiriyorlar. Kısacası bir işkence….

Sizin de bildiğiniz gibi AKP hükümetiyle birlikte her anlamda koşullar zorlaşmış, hak ihlalleri üst boyuta çıkmış. En ufak bir şeyde tutuklanıyorlar. Son yıllarda on binlerce yaşlı genciyle tutuklayıp cezaevlerine koymuşlar. Bir slogan halay ve basın açıklaması bile tutuklamaya sebep oluyor. Dışarda yaşam zorlaştığı gibi cezaevlerinde de öyle. Hastaları bile tedavi etmiyorlar. Yada tedavilerini yarıda bırakıp gönderiyorlar .Mektup yazmak, protesto etmek bile “disiplin” cezasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Bir çoğumuz aylarca ceza alıyoruz. Etkinliklerden men açık görüş cezası veriyorlar. Elbette bunu anlıyoruz 12 eylülde olmayan bir psikolojik baskıyla karşılaşıyoruz.

Dışardan gelen bir hediye bile sakıncalı görebiliyorlar. Arkadaşlarımızın aileleri uzaklardan geliyorlar ama bazen sırf evrak yüzünden görüş bile yaptırmıyorlar. Yer sıkıntısı zaten var ve alıştık altı kişilik yerlerde on-oniki kişi kalmaktayız. Kime başvuracaksın? Başvurduğumuz yer zaten yasaları çıkartan ve bu uygulamaları için genelge çıkartan yerdir. Doğal olarak taleplerini ret ediyorlar.

Yine insani ihtiyaçlarımızı bile karşılaştırıyorlar. Her tarafa kamera koymuşlar. Bu yetmiyormuş gibi, şimdide havalandırmalara kamera koymak arayışındalar.

Geçenlerde 60 yaşında bir arkadaşımız yaşamını yitirdi. Şuurunu kaybetmiş, en ufak ihtiyaçlarını bile karşılayacak durumda değildi. Onu Elazığ’a tedavi için gönderdik ancak oradaki doktorlar “mahkum tedaviyi kabul etmiyor” deyip onu geri gönderdi. Amed’e gönderdik yine tedavi yapılmadan gönderdiler. Her yere başvurduk bırakması için ama kimse cevap bile almadı. Bunun gibi yüzlerce arkadaşlarımız var ve hepsi de ölümünü bekliyor. Vicdan, ahlak olmadı mı insan sevgisi de biter. Gerçekten 60 yaşında bir insan ve hele hele sakat olan bir insan ne zarar verir “kutsal” devlete? İnsanlık o kadar mı bitmiş!

Bizler bunu yazarken, feryat ederken “isyan” deyip cezalar bile veriyorlar “devlet ne yapsa haklıdır” mantığı insanlarda hakim olduğu için kimse içerdekilerin sesini duymuyorlar.

Genel olarak kör-sağır bir toplum yaratmak istiyorlar kanımca toplumumuz birazda kör ve sağırdır.

Biliyorsun, insan en iyi ana diliyle kendini savuna bilir. Ancak ana dilimizle kendimizi savunmak istediğimizde “bilinmeyen bir dil deyip” bırakmıyorlar. Birde kimi kesimler “bu hükümet demokrasiyi getirmek istiyor, ancak kimi güçler bırakmıyor” demokrasi, neye kime göre demokrasi?...

Sırf arkadaşlarımız ana dilleriyle savunma yapmasınlar diye habire ceza veriyorlar. Savunmayı almadan ceza vermesi ilk defa bu hükümet döneminde gördüm. Balon bile sakıncalıysa, artık ne diyelim. En fazla insanlar biraz eğlenirler o kadar. Saki balonlarla kaçacağız da… bize direnmek kalmış ve insan haklarını benimseyen, demokrasi güçlerle bu zulmü yeneceğiz.

Sizler bu konuda duyarlı olduğunuz için ve sizin gibi değerli dostlarla tanıştığıma çok sevinçliyim. Umarım bir gün görüşürüz ve sohbet ederiz.

Bitirmeden kendinize çok iyi bakın. Bütün dostlara selam saygılarımı iletiyorum. Öykü cana çok iyi bakmanızı rica ediyorum. Benim yerime de onu öpersin. Sizleri dostça selamlıyor ve hep iyi olmanızı diliyorum.

Saygılarımla

Abdullah GÜVEN

M-TİPİ KAPALI C.EVİ B/12 BİNGÖL