Açlık grevlerinde devlet yükümlülüğü

Perşembe, 18 Nisan, 2019

Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in 8 Kasım 2018 tarihinde başlattığı açlık grevi eylemi, çeşitli cezaevlerinde bulunan iki bini aşkın mahpusun katılımıyla devam ediyor. Bu süreçte protesto eylemi olarak yaşamına son verenler de oldu. Bir milletvekilinin, kendisini açlık grevi yapmak suretiyle hak arayışına girmek mecburiyetinde hissetmesi üzerinde derin derin düşünmek zorundayız. Aynı şekilde binlerce mahpusun…

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinin değerli hocalarından Doç. Dr. Murat Sevinç, zamanında (2002), açlık grevleriyle ilgili olarak, “Bir İnsan Hakları Sorunu Olarak: Açlık Grevleri” başlıklı çok değerli bir bilimsel makale yazmış ve SBF dergisinde yayımlamıştı.

Sayın Sevinç, çalışmasının sonuç bölümünde, vardığı sonuçlara yer vermekteydi. Buna göre, 1) Açlık grevleri konusunda hekim tavrı, “Lişilerin iradesine saygı” olmak gerekir. 2) Açlık grevi hukuksal açıdan “düşünceyi açıklama ve yayma yollarından birisidir. 3) Belirtilen durumda da, Anayasa tarafından dokunulmaz ve devredilmez bir hak olarak düzenlenen yaşam hakkı, sonu ölüm ile bitme riski taşıyan eylem ile zedelenip zedelenmediği sorusunun yanıtlanması gerekir.

Sevinç bu soruya, “Nasıl bir yaşam hakkı” sorusunu sorarak ve bunu temellendirerek yanıt vermektedir.

Kısaca şöyle: İnsan haklarına bütüncül yaklaşmak gerekir. Yaşam hakkı negatif statü hakkıdır, ancak dokunulmazlığında var olabilir. Diğer temel haklarla birlikte düşünüldüğünde, Savcı’nın deyişiyle (Prof. Dr. Bahri Savcı, HÖ), “devletin yaşatmacılık görevi” söz konusu olacaktır. Savcı’ya göre yaşatmacılık kuralının devlete yüklediği ödevler şunlardır: 1) Bireyin beden bütünlüğü ve sağlığı içinde dünyaya gelmesini sağlamak, 2) Yaşamın, fizik, biyolojik, moral entelektüel bir bütünlük içinde sürmesini sağlamak, 3) Sefaletten, gereksinmeden, ekonomik açıdan gelecek kaygısından kurtulmayı sağlamak.”

Sevinç, “Hiçbir dizge ‘ölü canlar’ üzerine kurulamayacağından, yaşam hakkını, ‘Kişinin hayatta kalma’ hakkına indirgememek gerekir.” demektedir.

Sosyal, devlet, yurttaşlarının eğitim hakkını, düşüncesini ifade etme hakkını, örgütlenme hakkını ve diğer tüm temel haklarını gözetmeli, insan haklarına ‘dayanan’ demokratik bir devlet olmalıdır ki, yurttaşlardan topluma karşı sorumluluk bekleyebilsin. İnsan haklarına dayanan devlet yerine, Soysal’ın betimlemesiyle, ‘İnsan haklarına saygılı, yani görünce selam veren’ devlet yapısı korunduğu ve toplum, bireylere karşı görevlerini savsakladığı sürece, yurttaşın yaşamda kalması, onun yalnızca ‘Nefes alması’ anlamına gelecektir. Yaşam hakkının vazgeçilmezliği ve devredilemezliği ilkeleri, ancak ‘İnsanca bir yaşam’ adına savunulabilir. “Kanımca, Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması için, Leyla Güven tarafından başlatılan ve şu anda da sürmekte olan açlık grevlerine, Evrensel Bildiri ile bağlantılı olarak yaklaşmak zorunludur. Buna göre, rahmetli Bahri Savcı Hoca’mızın nitelemesiyle devletin “yaşatmacılık” görevi vardır.

Bize göre, bu görev, ilkin Bildiri’nin 1. maddesinde yer alan haklara ve onura sahip olmak bakımındandır. “Herkes” her insan, insan haklarına ve insan onuruna sahiptir. Dolayısıyla hiçbir devlet, hiç kimseye insan onuruna aykırı muamelede bulunamaz. İkinci olarak herkes, hepimiz, 28. maddede yazılı, Evrensel Bildiri’de yer alan haklara ve özgürlüklere dayalı bir sosyal düzene ve uluslararası düzene hak sahibiyiz. O nedenle devletin görevi, Evrensel Bildiri’de yer alan haklara ve özgürlüklere dayalı bir düzen kurmak ve böyle bir düzende insanları yaşatmaktır.

Tecrit insan onuruna aykırıdır. Tecrit, mahpusların insan haklarına aykırıdır. İnsan onuru bir muamele beklentisini ortaya koyar. Tecrit, bu beklentiye aykırıdır. İnsan onuruna saygıyı devletten talep etmek yurttaşlar ya da herkes için bir hak, devlet için ise bir yükümlülük, bir görev olmaktadır.

Açlık grevinde devlet kendi aktif muamelesi ile insanların sağlıklarını kaybetmesine ya da yaşamlarını yitirmesine sebep olmayabilir ama Savcı’nın “yaşatmacılık” olarak nitelendirdiği görevini yerine getirmek zorundadır. İnsan onuruna saygı temelindeki bir “yaşatmacılık “ görevidir bu. Tecrit koşullarında yaşamak zorunda bırakmak değil…

kaynak: Evrensel Gazetesi