Ebru ve Aytaç yaşamalı, adil yargılanma hakkı güvenceye alınmalı, savunmaya yapılan baskılar son bulmalı ki memlekette insanları savunabilecek avukat olsun, adalet yerini bulsun.


Adil bir yargılama yapılması için avukatlar ölüm orucundalar. Evet, yanlış duymadınız. Avukatlar adil bir yargılama için, yani adalet için ölüm orucundalar. Tam 4 ayı aşkın süredir hem de. İstanbul Barosu’na bağlı avukatlardan Ebru Timtik ve Ankara Barosu’nun üyelerinden Avukat Aytaç Ünsal 2018 yılının Eylül ayından beri tutuklular. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) üyesi olan 16 diğer avukat gibi. 

Örgüt üyesi olmakla suçlanıyor avukatlar ancak dosyalarında suç isnadı olarak ileri sürülen fiiller avukatlık mesleğini icra etmeleriyle alakalı işler. Bir de gizli tanık ifadesi var dosyalarında. Somut bir suç isnadı, hukuka uygun bir delil yok. Buna rağmen tutuklu olan 18 avukata toplam 159 yıl 1 ay 30 gün hapis cezası verildi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu kararı onaylamasının ardından dosya Yargıtay’a gönderildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ceza alan bütün avukatların örgüt üyeliğinden ceza alması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Ekim 2019’dan beri Yargıtay’ın dosya hakkında karar vermesi bekleniyor. 

Uluslararası hukukta ve Türkiye’nin iç hukuku ile güvenceye alınan adil yargılanma hakkı bu davada açıkça ve defalarca ihlal edildi. Yani davanın konusunun, yapılan suçlamaların saçmalığı bir yana, avukatların adil olarak yargılanması için uyulması gereken prosedürlerin önemli bir kısmına uyulmadı. Bir yıl boyunca hâkim karşısına çıkmadan tutuklu kalan avukatlar, ilk duruşmadan sonra tahliye edildiler. Ancak nasıl olduysa tahliye kararını veren heyet yapılan itirazı kabul etti ve avukatlar 24 saat geçmeden yeniden tutuklandılar. Kararı veren hâkimler sonra sürgün edildiler. Yargılama boyunca avukatların pek çok talebi kabul edilmedi. Deliller gerektiği gibi toplanmadı. Gizli tanık ifadesine karşı kendilerini savunamadı avukatlar. Silahların eşitliği ilkesi ihlal edildi. 

İşte tüm bu olanlar nedeniyle, hatta belki ülkede artık neredeyse tamamen kâğıt üstünde kalan adil yargılanma hakkının ve yargı bağımsızlığının güvenceye alınması için avukatlar ölüm orucundalar. Ölüm orucunu bir ses çıkarma, bir mücadele biçimi olarak tasvip edersiniz, etmezsiniz, bu ayrı bir konu. Bu konuda farklı görüşler paylaşılıyor ve tartışma devam edecek gibi de görünüyor. Tartışmasız olan şey ise bu ülkede adil yargılanma hakkının sistematik olarak ihlal edildiği gerçeği. Bunu bu ülkenin yüksek mahkemesi de söylüyor. 

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanınmasının üzerinden 8 yıl geçti. Ve Mahkemenin 8 yıl boyunca alınan başvurular ve verilen kararlar konusunda yaptığı açıklamaya göre en az bir hak ihlali bulunan dosyaların yüzde 50.5’inde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlarda da durum benzer. Türkiye’den yapılan başvurulara ilişkin olarak Mahkemenin en az bir hak ihlali bulduğu dosyalarda en çok ihlal edilen Sözleşme maddesi adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. Madde.  

Hal böyleyken, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kâğıt üzerinde kalmışken, ülkedeki avukatlar dahi adil olarak yargılanmıyorlar. Hele hak hukuk mücadelesi verenler. ÇHD’ye üye olan avukatlar KCK davalarında, Jitem’in yargılandığı davalarda, Gezi davasında, Soma maden işçilerinin katillerinin yargılandığı davada, işçilerin, şiddete maruz kalan kadınların, taciz edilen çocukların, dezavantajlı durumda olan pek çok kesimin haklarına ilişkin davalarda gönüllü olarak yer alan, insanların daha onurlu bir hayat için verdikleri mücadelede yanlarında duran avukatlar. Zaten tam da böyle oldukları için yargılanıyorlar. Onların da, temsil ettikleri insanların da sesleri kesilsin, kimse haksızlıklara itiraz edemesin diye. 

Tutuklu olan avukatlardan birisi dernek başkanı da olan Selçuk Kozağaçlı. Selçuk Bey’i yıllar önce KCK ana dava olarak bilinen, çok sayıda siyasetçinin, sivil toplumcunun, yerel yöneticinin yargılandığı davanın duruşmasında Diyarbakır’da konuşurken görmüştüm ilk defa. İyi ki avukatlar var dedirtmişti bana. Hukuk bilgisine, konuşma, ifade kabiliyetine, cesaretine hayran kalmıştım. Geçen yıl onu cezaevinde ziyaret ettiğimde anlattıkları karşısında bir kere daha hayranlık duymuştum ona. İçeride okuduğu kitapların sayısı, aldığı notlar ve enerjisi karşısında şaşkınlık yaşamıştım. Hukukçular için de, hukuka ihtiyaç duyanlar için de nasıl büyük bir kayıp içeride olması. Ve onun için, tutuklu olan meslektaşları için nasıl büyük bir haksızlık. 

Avukatların yaşadıkları bu haksızlığa karşı sesler son dönemde yükselmeye başladı. Bugün 19 baro aynı anda #EbruVeAytaçYaşasın diyerek açıklama yaptılar. Dünyanın dört bir yanından insanlar ‘Yaşatma Çağrısı’nı imzaladılar.

Tüm bunların bir etkisi olur mu bilmiyorum ama olması için çaba göstermekten vazgeçmemeli. Hakkı hukuku kendine dert edinen herkes #EbruveAytaçYaşasın, adil yargılanma hakkı güvenceye alınsın demeli. 

Ebru ve Aytaç yaşamalı, adil yargılanma hakkı güvenceye alınmalı, savunmaya yapılan baskılar son bulmalı ki memlekette insanları savunabilecek avukat olsun, adalet yerini bulsun.