Akın Birdal: "Cehennemi yaşıyoruz..."

Cuma, 24 Temmuz, 2020

 

İZMİR - "Günümüz Türkiye’sinde adeta bir cehennemi yaşıyoruz" diyen İHD eski Genel Başkanı Akın Birdal, insanlığı var eden tüm değerleri yeniden kurmak için muhalefete biraya gelme çağrısında bulundu.
 
İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 34’üncü kuruluş yıldönümünü kutlayan onursal Genel Başkanı Akın Birdal, Türkiye’de son yıllarda artan insan hakları ihlalleri ile buna karşı verilen hak arama mücadelesine dair Mezopotamya Ajansı'na konuştu.
 
“İHD bir direniştir, umuttur” diyen Birdal, derneğin kuruluş sürecini hatırlatarak, 12 Eylül’de özgürlüklerinden yoksun bırakılan insanların yakınlarıyla yan yana gelmenin çok önemli olduğunu vurguladı.
 
12 Eylül askeri faşizmine ilk karşı çıkan Aziz Nesin’in başlattığı Aydınlar Dilekçesi’ni hatırlatan Birdal, aydınların o dönemde yakınları cezaevinde olan ya da kayıp olan ailelerle birlikte İHD’yi kurduklarını hatırlattı. O dönem bütün toplumsal muhalefetin işlevsizleştiğini, binlerce insanın işkence gördüğünü aktaran Birdal, İHD’nin kuruluşuyla bütün antifaşist kurumlara çatı olduğunu ifade etti. 
 
Birdal, başta Vedat Aydın olmak üzere derneğin katledilen tüm üye ve yöneticilerini, kuruluşunda yer alan bugün hayatta olmayan tüm üyelerini saygıyla andığını dile getirdi.
 
İŞKENCE ARTIK 'GİZLENMİYOR'
 
İHD’nin başta yaşam hakkının yok edilmesine, insanlığa karşı işlenen suçlara, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi en temel hakların ihlal edilmesine karşı kurulduğunun altını çizen Birdal, derneğin 34 yıldır bu hatta mücadele ettiğini kaydetti. Birdal, “Günümüzün Türkiye’sinde adeta bir cehennemi yaşıyoruz. Yaşam hakkı ihlal ediliyor, daha önce işkence gizlenirdi, reddedilirdi. Bugün işkence yapanlar, sosyal medyadan görüntüleri paylaşabiliyor. İnsanlığa karşı bu suçu işlerken, tüm topluma korku yaymak istiyorlar. Türkiye işkenceyi önlemek için uluslararası sözleşmelere imza attı. İşkencenin denetimi için komiteler kurdu. Bu komiteler denetim raporlarında işkenceyi belgeleyebiliyordu. Bugün böyle bir şey yok, işkenceyi denetleyen komite, raporu bile yayınlamıyor” diye konuştu.
 
SAVAŞ HAKLARI YOK EDER
 
Türkiye’de insan hakları ve özgürlüklerinin, barışın, demokrasinin, adaletin savunmasız kaldığını söyleyen Birdal, "Halkların hakları korumasız ve savunmasız kaldı. Örneğin Soğuk Savaş döneminde, dünya genelinde silahlanmaya ayrılan para 600 milyar dolar civarındaydı. Günümüzde 1 trilyon 800 milyon dolar gibi muazzam bir para ayrılıyor. Başını ABD’nin çektiği silahlanma yarışında Türkiye 14'üncü sırada. İnsanlığın hakları bu silahlanmayla korumasız kalıyor, çünkü savaş hakların ve özgürlüklerin ilk yok edenidir” dedi.
 
İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ
 
Türkiye’de hak ve özgürlüklerin yerlerde süründüğünü ifade eden Birdal, bunun ulusal ve uluslararası cesaretlendirmeden kaynaklandığını belirtti. Türkiye’de insan hakları, adalet ve barış mücadelesinin genişletilmesi gerektiğini savunan Birdal, şunları kaydetti: “Muhalefet artık müdahaleci olmalı. Son birkaç günde yaşananlara baktığımızda ne kadar utanç verici şeyler yaşadığımızı görüyoruz; Pınar Gültekin katlediliyor, kadın cinayetlerini protesto eden kadınlar işkence edilerek gözaltına alınıyor. İstanbul Sözleşmesi kadınların yaşam hakları açısından çok önemli. Bence ilk 5 maddesini 81 ilin tüm ilçelerinin girişlerine asmalıyız. Cezasızlık ciddi bir sorun haline geldi. Sözleşmenin iptal edilmesi için meclise getirecekler, muhalefet buna ciddi olarak direnmeli. Sözleşmenin ve 6284’ün etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamalılar. Aksi takdirde katledilen kadınların ardından taziye mesajları paylaşmalarının hiçbir kıymeti yok. Türkiye’nin insan hakları tablosunu gösteren önemli örnekler yaşıyoruz. Yozgat’a çalışmak için giden Kürt işçilere yapılan linç ve Kaymakam’ın ‘güvenliği sağlayamam’ diyerek il dışına çıkarması. Suruç’taki katliamda yaşamını yitirenleri anmaya giden insanlara işkence edildi. Davada 14 duruşma geçmiş ve hala hiçbir yere varılamamış. Aileler faillerin yargılanmasını istiyorlar. İnsanlığın en büyük dramlarından biri olan mülteciler. En son Van’da cenazeleri çıkarıldı. Ne kadar zor olabilir bu insanların yaşaması için gereken hukuk sisteminin kurulması. Gazeteci Aziz Oruç aylar sonra hakim karşısına çıktı. Suçu gazeteci olmak, yine tahliye edilmedi. 24 Temmuz sözde kalan Basın Bayramında cezaevlerinde onlarca gazeteci haksız yere tutulmaya devam ediyor. Kanun Hükmünde Kararnamelerle insanlar haksız bir şekilde görevlerinden ihraç edildiler. Alevilerin eşitlik yurttaşlık hakkı hala karşılanmıyor.”
 
'MÜCADELE SÖZLE GELİŞEMEZ'
 
Birdal, Türkiye’de toplumun insan hakları mücadelesinin bir parçası olmasının önemi üzerinde de durdu. Bu mücadelede empatinin çok önemli olduğunu söyleyen Birdal, "Örneğin ben Pınar’ın ailesinin yerine koydum kendimi, yüreğim çok acıdı" ifadelerini kullandı. Birdal, sözlerine şöyle devam etti: "Yaşanan acılarla empati kurulabilirse, mücadele daha büyür, itirazlar daha da içselleştirilir. İnsan hakları mücadelesi sözle gelişemez. Demokratik, barışçıl sivil itaatsizlikler gündeme getirilmeli. Meclistekilerin insan hak ve özgürlükleri yok eden her adıma karşı ne yapılması gerektiğini kendilerine sorması gerekiyor. Türkiye’nin kanayan tüm yaralarını, acılarını bir an önce sarabilmek için ortaklaşılmalıdır.” 
 
'İTİRAZ EDENLER CESARETLENDİRİLMELİ'
 
Getirilmek istenen “Çoklu baro” sistemini de değerlendiren Birdal, “Hak ve adalet savunucuları savunmasız bırakılıyor. Helin, İbrahim ve Mustafa’nın adil yargılanma hakkını sahiplenen bir Yargıç hedef gösterildi ve yalnız bırakıldı. İtiraz ettiği için işinden edilen kamyon şoförü yalnız bırakıldı. Aylarca işsiz kaldı, sosyal medyadan destek istedi. Direnen, itiraz eden insanlar yalnız bırakılmamalı, ‘Benim talimatımla işe alındı’ gibi çirkin bir yaklaşımla değil, olması gerektiği gibi cesaretlendirilmeli” dedi.
 
'ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YERDE OLMALIYIZ'
 
Cezaevlerindeki hasta mahpuslar için çözüm üretilmeyerek, ölüme terk edildiklerini söyleyen Birdal, “Her ay cezaevinden birinin cenazesi çıkarılıyor. Ardından muhalifler ‘Ateş düştüğü yeri yakar’ diyor. Herkesin ateşin düştüğü yerde olması gerekir. Türkiye’deki en önemli sivil itaatsiz eyleminin Cumartesi Anneleri’nin direnişi olduğunu belirten Birdal, 700. haftada yasaklanan Galatasaray Lisesi’nin önünün Cumartesi Anneleri’nin mücadele alanı olduğunu vurgulayarak, “Cumartesi Annelerinin mücadele alanıdır. Bundan vazgeçilmeyecektir. Kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması için bu mücadele sürecektir. Cumartesi Anneleri’nin 800. Haftasını selamlıyorum” diye konuştu. 
 
HAK İHLALLERİ GÖRÜLMÜYOR
 
Türkiye’de nefret suçlarının arttığına işaret eden Birdal, TİHV’nın her gün bunları ortaya koyan raporlar hazırladığına değinerek, “Acaba kaç kişi izliyor bu raporları? İnsan hakları komisyonları, raporda bildirilen hak ihlallerini görmüyor, savcılar bunu bir suç duyurusu olarak görüp soruşturma başlatmıyor. Bu mekanizmalar işletilse insan hakları mücadelesi daha görünür kılınabilir” şeklinde konuştu.
 
'İNSANLIĞIN DEĞERLERİNİ YENİDEN KURMALIYIZ'
 
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) belediyelerine kayyum atanmasına, eşbaşkanları ve Kürt siyasetçi kadınların tutuklanmasına muhalefetin, yeterli refleksi göstermediğini söyleyen Birdal, şu uyarılarda bulundu: “Tüm muhalefetin biraya gelip bir demokratikleşme programı ve mücadele hattı inşa etmeli. Bir ajandası olması gerekiyor bu muhalefetin, böyle bir ajandası yok. Üç gün sonrasını bile göremiyoruz. İzmir’de kadınlar işkence edilerek gözaltına alınıyor, İzmir Milletvekilleri ortada yok, hepsinin kadınların yanında olması gerekirdi. Günü savuşturma anlayışından kurtulmak gerekiyor. Tüm muhalefetin barış, adalet, demokrasi mücadelesinde ortak bir mücadele hattı ve programı olması gerekiyor. İnsanlık onurunun yerlerde olduğu bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlığı var eden tüm değerleri yeniden kurmalıyız. Tıpkı kadınların dediği gibi; susmamalı, korkmamalı, itaat etmemeliyiz.”
 
MA / Sevda Aydın