ASMA KÜSMÜŞ

 

-Asma küsmüş!

-Ne asması, ne küsmesi abla?

Meral gülümsedi, Hüsam’ın gösterdiği tepkiyi ve içine düştüğü şaşkınlığı önemsemeden devam etti.

-Bugünlerde bir sıkıntın, derdin var mı?

-Abla ne diyorsun? Burası cezaevi, stres, sıkıntı günlük işlerden.

-Yok öyle günübirlik olan değil, daha derinden olan bir şeyden bahsediyorum. Ruhunu yaralayan, kalbini sıkıştıran, ışığını söndüren cinsten! Karamsarlık kötümserlik var mı? Bak varsa söyle!

-Allahaşkına abla nedir bu böyle? Müneccimler, kahinler gibi konuşmalar, sorular! Hayırdır aslında ben sormalıyım, ne oldu sana?

-Bana bir şey olduğu yok Hüsam. Ama sanki sende bir şeyler var gizliyorsun. Bak söylemesen küserim, üzülürüm.

-Bu da nereden çıktı şimdi? Ablacığım burada her şey bildiğin gibi. Normal sıkıntılarımız hep var. Dar, kapalı bir mekan, üstelik biliyorsun eve de size de çok uzak bu hapishane. Onun dışında olağanüstü bir şey yok. İnan ki abla olsa söylerim. Senden mi saklayacağım?

-Peki o zaman senin asman niye küstü? Bir anda kapattı kendini, kuruyacak neredeyse. Su verdik, budadık ne yaptıysak yapraklarındaki kurumayı, dallarındaki çürümeyi durduramadık.

-Benim asmam mı?

-Evet senin asman!

-Benim asmam mı varmış?

-Unuttun mu? Hani evimizin önündeki betonu azıcık kırıp, toprağa ulaşmış sonra da nereden getirdiğini bilmediğimiz o asma fidesini (fidanını) ekmiştin.

-Öyle mi? Vay be! Demek o asma fidesinden bahsediyorsun. O daha duruyor mu? Ne kadar olmuş, çok boy atmış mı?

- Hem de nasıl boy atmış. Şu anda evin üçüncü katına ulaşmış dalları, bazı balkonları çardak gibi sarmış. Geçen zaman içinde kısırlaştırdık üzüm vermesin diye, usul öyleymiş, asma kısırlaştırılınca durmadan boy atıyor, yayılıyor, dal-budak salıyormuş. Biz de öyle yaptık. Ona gözümüz gibi bakıyoruz. Çünkü hep seni hatırlatıyor bize.  Baktıkça seni anımsıyoruz. Asma evin camlarını, balkonlarını sarıp sarmalıyor dallarıyla. Sende evin içindeki herkesin ruhunu, duygularını kuşatıyorsun varlığınla. O asma senin ruhunu taşıyor bizim için.

-Çok duygulandım abla. Hiç beklemiyordum. Unutup gitmiştim. Çok güzel bir sürpriz oldu. Biliyor musun? Hani bir komşumuz vardı, Hasan, biz ona Hesoye Lice derdik. Lice’li olduğu için. O işte asmasını buduyordu bir gün. Ben de tesadüfen oradan geçiyordum. Bir fide de ben istedim, kırmadı verdi. Getirip onu evin önüne ekmek istedim ama betondu. Baba kızsa da kırıp asma fidesini ekecek kadar yer açtım abla. Sonra da öylece bıraktım, çekip gittim. Asmaya ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Hatta unutmuştum.

-Sen onu ekip gittikten sonra bize kalan hatıran o asmaydı. Gözümüz gibi baktık, üzerine titredik. O betonu biraz daha kırdık, rahat büyüsün diye. Zemin açtık ve o da karşılık verdi bu çabamıza. Büyüdükçe büyüdü. Ona baktıkça sen düştün yadımıza. Senin ruh halini, içinde olduğun durumu ona bakarak anlamaya çalıştık. Tazeyse, yeşilse, boy atmışsa bildik ki sen iyi, neşeli ve mutlusun, değilse, solmuşsa, kırıksa, boy atmıyorsa, ruhunun acı içinde olduğunu düşünüp üzüldük.

-Anladım, o yüzden daha ziyaret yerine gelir-gelmez hemen asmadan bahsettin.

-Öyle kardeşim. Gerçekten bir şey yok, olumsuzluk yok değil mi?

-Tabi ki yok ablacığım. Aşk olsun, senden mi saklayacağım? Belki suyunu, gübresini falan vermemişsinizdir, iyi budamamışsınızdır?

-Bilemiyorum Hüsam. Bakımında bir şeyleri belki unuttuk haklı olabilirsin ama senin asman olduğu için hepimiz, tüm aile üzerine titriyor. Sanmam ihmal olsun.

-O zaman ben kalbimden bir sevgi ışığı yollayacağım asmama ki, yeniden hayat bulsun.

-Sahiden yapar mısın? İyi ve güzel şeyler dile, iste ve asmanın ruhuna yansıt ki iyileşsin, düzelsin.

-Alemsin Abla! Çok mutlu oldum. Ben de diyordum ki, şu cihanda bir dikili ağacım bile yok! Meğerse göklere uzamış, dal-budak salmış bir asmam varmış. Merak etme siz gider-gitmez o, kalbimdeki sevinci duyar ve yeniden güler yüzünüze.

-Asman küsmüş, kalbindeki sıkıntıyı duymuştur dedik bizde. Meğer senin asmandan bile haberin yokmuş.

-Sayenizde artık haberim var. Sizinle barışır, ona ruhumla haber yolladım.

-Dalga geç sen, inanma!

-Yok abla, tam tersi çok güzel bir haberdi. Hepinize teşekkür ederim. Şu cihanda asması olan kaç insan var?

                Ziyaret bitince, Hüsam uzun yıllardır kaldığı hapishanenin koğuşuna, Ablası Meral ise Diyarbakır’a gitmek üzere vedalaştılar. Ayda bir sefer yaptıkları bir saati bulmayan ziyaret bitmişti.

 

Not: Bu da gerçek bir hikayedir!

SEYİT OKTAY

T-Tipi Cezaevi B-3-7 TOKAT

4 Ağustos 2020

İlişkili İçerik