ATİK'li Tutsakların Yargılandığı Münih Mahkemesinden İzlenimler

Geçtiğimiz aylarda;  kim olduklarını, mektuplarından alıntıları paylaştığımız ATİK’li 10 devrimcinin: Müslüm Elma, Seyit Ali Uğur, Haydar Bern, Erhan Aktürk, Musa Demir, Banu Büyükavcı, Sinan Aydın, Sami Solmaz, Mehmet Yeşilçalı ve Deniz Pektaş’ın  ilk mahkemeleri, tutuklanışlarından 14 ay sonra: 17 Haziran tarihinde, Almanya’nın Münih kentinde gerçekleşti.

Bu dava, Almanya topraklarının uzun yıllardır ilk kez tanıklık ettiği; her birinin içerisinde en az 500 sayfa bulunan 200 dosyanın incelenme sonuçları beklenecek olan, ilk toplu siyasi dava olma özelliğini taşıyor.

Mahkemeye gözlemci olarak katılan bir Alman devrimci  kendi yayın organlarına, bu ‘ilk’i-izlenimlerini şöyle aktarmış: “Salona ne kadar pozitif ve dirençli geldiler. 4 tutsak ayaklarından kelepçelenmişlerdi. Buna karşı gelmelerine rağmen, bulundukları hücrelerden başka bir hücreye alınmışlar, çıplak aranmışlar ve bu uygulamaya karşı çıktıkları için tartaklanarak mahkemeye getirilmişlerdi. Avukatlar bunun tutsaklara önceden mektupla iletildiğini söylediler. Ve  Türkiye’de de yoğun işkenceler görmüş, uzun Açlık Grevleri’ne katılmış bu insanlara; böylesi onur kırıcı bir uygulamada bulunulmasının tekrar edilmemesini talep ettiler. Mahkeme, bu talebi dikkate alacağını belirtti. Onların 14 aydır, böylesine ağır bir tecrit altında yaşadıklarını kesinlikle bilmiyordum. Tutsakların çoğu yakınlarını, 14 ay içerisinde ilk kez mahkeme salonunda görebildiler. Mesela Banu; tutuklandığı andan itibaren eşini hiç görmemiş. İlk kez mahkemede karşılaştılar! Çok etkileyici anlar yaşadık. Tutsakların Türkçe gerçekleştirdikleri konuşmaların duyulmasına izin verilmedi, mikrofonları kapatıldı. Birden bire inanılmaz umut dolu sesler duyulmaya başlandı mahkeme salonunda. Bu beni derinden etkiledi: “Siz bizim onurumuzsunuz”, “direne direne kazanacağız” diyen sesler yükseldi. Bu sesleri mahkeme salonunun içerisinde sürekli duyuyorduk. Mahkeme salonuna alınmayan kitle, sesleriyle buluştu tutsaklarla. Bu sahne muhteşemdi, görülmeye değerdi.

HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve daha bir dizi katılımcı; basına ve salona giremeyenlere aktarımlarda-açıklamalarda bulundular.

Ancak salonda konuşulanları, dışarıda aktaramıyoruz.”

Alman gazeteciler için de ‘ilk’ olan bu sahneler, basında ve televizyon kanallarında: “Türkiyeli Komünistler 129b maddesinden yargılanmaya başlandı: Yumrukları havada mahkemeye girdiler. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek diye bağırmaya başladılar. Dışarıda toplanan insanlar da hep slogan attılar...” biçiminde yeraldı. Onların ise; Türkiye’deki medya gibi, sansasyon haberleri kamuoyuna açıklamalarına engel konulmadı.

Gözlemci Heyet olarak: Avukat Ercan Kanar, Mahmut Şakar, Kazım Bayraktar, Kemal Toraman, Özlem Gümüştaş, Şule Recepoğlu, TİHV Genel Başkanı Prof.Dr. Şebnem Korur Fincancı, HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca, CHP Milletvekili Hilmi Yarayıcı, Almanya Sol Parti Milletvekili Nicole Gohlke, Sanatçı Pınar Aydınlar  ve daha birçok avukat, İnsan Hakları Savunucusu mahkeme salonuna kabul edildiler.

Aynı gün İstanbul’da da, “Cumartesi Anneleri” olarak tanıdığımız birçok sima, Alman Konsolosluğu önünde  toplanarak ATİK’li tutsaklarla dayanıştı.

***

Her zaman olduğu gibi asıl sözü yine tutsakların kendilerini mahkeme öncesi, mektuplarındaki ifadelendirişlerine bırakıyoruz: 

*Müslüm Elma:Yazmasak da, konuşmasak da aynı şeylere hüzünlenir, aynı şeylere seviniriz. Olmaz yalnızlık duygusu, varlığımız her koşulda birbimiz için bir güçtür. Onun için rahat olun.

*Banu Büyükavcı: “Daha önce deselerdi 4 ay boyunca 23 saat kimseyle görüşmeden hücrede yaşayacaksın, psikolojimin çok bozulacağını söylerdim şüphesiz, ama gerçeklik öyle değil. birgün, bir an olsun gücümü, umudumu, inancımı yitirmedim, tam tersi gün geçtikçe daha da güçlendim, çünkü biliyorum yalnız değilim, biliyorum yoldaşlarım dışarıda bizim özgürlüğümüz için vargücüyle çalışıyorlar, Avrupa’nın neredeyse birçok yerinde sokaktalar. Burada cezaevi önünde de eylem yaptılar. Atılan sloganları, hep birağızdan söylenen türküleri, yapılan konuşmaları, çocukların yaptığı müziği büyük ölçüde duydum. Bu nasıl bir güç, nasıl özgürlük duygusu verir insana, anlatması zor, tarifi çok zor”.

*Seyit Ali Uğur: “Eskiden Cunta yıllarında 6 aya kadar sorgu yapılıyordu. 90 gün+90 gün olarak. Burada da mantık böyle işliyor. Yani sorguda sayılıyor insan. Yalnızca işkencesi eksik bizim Cunta’dan. Sanki 24 saat yalnız kalmak işkence değilmiş gibi. 4 ay ağır tecritten sonra biraz yumuşadı koşullarım. Artık diğer mahkumlarla günde 1 saat havalandırmaya çıkabiliyor, haftada 3 gün 2-3 saat onlarla sohbet edebiliyorum... Gülsuyu’nda özgür günlerde görüşüp, adalara karşı bir çay içmek dileğiyle sevgiyle kucaklıyorum tüm yoldaşları...”.

Görülmüştür Ekibi