AV.GÜLHAN KAYA YAZDI: SİLİVRİ'DE İŞKENCE VE ÖLÜM TEHDİTİ

Perşembe, 27 Ekim, 2016

"Girişte çıplak arama yapmak istediler, yapamayacaklarını, bunun yasaya aykırı olduğunu söyledik fakat zorla çırılçıplak soydular hepimizi ve bu şekilde arama yaptılar. Bizi ayrı ayrı hücrelere koydular fakat uzunca bir süre eşyalarımızı vermediler. Halen daha kaldığımız hücreler, hücre cezası alanların tutulduğu yerler. Yer yokluğu nedeniyle bizi burada tutuyorlar."

21 EKİM TARİHİNDE SİLİVRİ HAPİSHANESİ'NE GİDEN AV.GÜLHAN KAYA'NIN KOMİSYONUMUZA GÖNDERDİĞİ BİLGİLERİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ.

Merhabalar, Silivri 2 No'lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını yatan Yüksel Güneri, ailesi ile yaptığı görüşmede kendilerine işkence yapıldığını, öldürülmekle tehdit edildiklerini söylemiş ve mutlaka bir avukatla görüşme yapmak istediğini beyan etmesi üzerine ailesi büromuza (Ezilenlerin Hukuk Bürosu) başvurmuştur.

21.10.2016 tarihinde Yüksel Güneri ile yapmış olduğum görüşmede tarafıma aktardıkları şu şekildedir:
"3 Ağustos 2016 tarihinde Silivri 9 no'lu cezaevinden 2 no'lu cezaevine 5 ağır müebbet arkadaşla sevk edildik. 2 no'luya girişte çıplak arama yapmak istediler, yapamayacaklarını, bunun yasaya aykırı olduğunu söyledik fakat zorla çırılçıplak soydular hepimizi ve bu şekilde arama yaptılar. Bizi ayrı ayrı hücrelere koydular fakat uzunca bir süre eşyalarımızı vermediler. Halen daha kaldığımız hücreler, hücre cezası alanların tutulduğu yerler. Yer yokluğu nedeniyle bizi burada tutuyorlar.
Cezaevlerinin bazı blokları aşırı güneş alıyor ve yazın hücrelerde sıcaktan nefes dahi almak imkansızlaşıyor. Bu nedenle 9 no'lunun kantininde vantilatör satılıyordu ve hepimiz de almıştık. Ancak o şekilde kalabiliyorduk. Fakat 2 no'luya getirilirken yanımızda olan vantilatörlerimiz bize verilmedi. Kaldığımız hücreler o kadar sıcaktı ki yaz boyunca nefes almakta zorlandık.bu konuda idareye birçok dilekçe vermiş olmamıza rağmen bu konuda bize hiçbir geri dönüş yapılmadı.
Eşyalarımızın büyük bir kısmının bize verilmemesi ve uygun olmayan hücrelerde kalmamız nedeniyle defalarca idareye,savcılığa ve infaz hakimliğine yazdık ama dilekçelerimizin gönderilip gönderilmediğini dahi bilmiyoruz. TBMM insan Hakları komisyonu gibi birçok kuruma iadeli taahhütlü mektuplar gönderdik ama onları da göndermemişler. Göndermediklerini ise hesabımızdan para çekilmemesi nedeniyle anlamış olduk.
Hiçbir başvurumuza yanıt alamayınca, diğer ağır müebbet arkadaşlarım Safter Tunus ve Ahmet Yantır ile 04.10.2016 tarihinde kapı dövdük. Bu sırada 20-25 kişilik bir gardiyan grubu tek tek hücrelere girerek önce arkadaşlarıma saldırdı, onların çığlığını duyuyordum. Sonra benim kaldığım hücreye geldiler. Beni döverek ve sürükleyerek koridora çıkardılar. Başgardiyan (ismini Ünal olarak biliyorum) ve onun yardımcısı (onun ismini de Orhan olarak biliyorum) gardiyanlara "kolunu kırınki bir daha kapı dövemesin diyordu". Kolumu kırmaya çalıştılar. ben kolumun zaten sorunlu olduğunu söyledim, ona rağmen kırmaya çalıştılar. Beni döve döve iki bloğun koridorlarında gezdirdiler. Ziyarete gelmiş olan ziyaretçilerin önünde aşağılamak için özellikle dövdüler, aslında onlara da gözdağı verdiler. Sonra kollarımı arkadan kelepçelediler, ayaklarımı kelepçelediler ve o şekilde süngerli odaya attılar. Arkadaşlarım Safter ve Ahmet'i de süngerli odaya attılar. Odaya gelen gardiyanlar burada da bizi dövdü, üzerimize ayaklarıyla bastılar. Özellikle Ünal bizi sürekli öldürmekle tehdit etti. Biz bu şekilde (eller ve ayaklar kelepçeli şekilde) 5-6 saat süngerli odada kaldık. 5-6 saat sonra Safter fenalaştı, ölecek diye çok korktuk. Sesimizi uzun bir uğraş sonucunda başka tutuklulara duyurduk, onlar gardiyanlara haber verdi. Yarım saat sonra gardiyanlar geldi. Safterle birlikte bizi de çıkardılar odadan. Hücreye gittiğimizde bütün eşyalarımızın dışarı atıldığını, çöp halinde yerlere yığıldığını gördüm. Yatak dışında odada hiçbir şey bırakmamışlardı odada. Bir hafta boyunca hiçbir eşyamızı geri vermediler, halen daha tamamını almış değiliz. Bize bu şekilde gözdağı verilmeye çalışılıyor. Suç duyurusunda bulunduk ama galiba yine dilekçelerimizi vermediler. İnsan Hakları kurumlarına yazıyoruz, göndermiyorlar. Sesimizi kimseye duyuramıyoruz. şimdi de özellikle geceleri 4-5 defa kapılara demirlerle vurularak uyandırılıyoruz. Bunu da bir işkenceye dönüştürdüler. Sürekli ölümle tehdit ediliyoruz, yapacaklarından korkuyoruz. Sürekli aşağılanıyoruz. Şu an tek istediğimiz dışarının sesimizi duyması..."

İşkence gören diğer mahpuslar Safter Tunus ve Ahmet Yantır'ın da avukat talebi olmuş, Yüksel Güneri aracılığıyla ilettiler, fakat o gün onlarla görüşme gerçekleştiremedim.Yüksel Güneri, isimlerinin bildirilmesinde bir sakınca görmediklerini beyan etti.
OHAL ilan edildiğinden bu yana cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalar, işkence ve kötü muamele artarak devam ediyor. Özellikle haberleşmenin engellenmesi, avukat erişiminin daha sınırlı olduğu adli mahpusların durumunu daha da ağırlaştırıyor. Yüksel Güneri'nin yukarıda ayrıntılı olarak anlattıkları bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Kurumunuza Yüksel Güneri adına başvuruyor, yardımlarınızı rica ediyorum.İyi çalışmalar,

Av. Gülhan Kaya