BİZ ARANIZDAN BİRİYİZ…

Çarşamba, 3 Haziran, 2020

 

 

Cezaevlerinde son iki yıldır yeniden gündeme gelen Ölüm Oruçları, 1980’lerden günümüze bu eyleme katılan ve ancak ölmeyerek bedensel-zihinsel bütünlük kayıplarına uğrayan Wernicke Korsakoffluların nasıl yaşadıkları ve neler yaptıklarını bir kez daha gündemleştirdi. Halen Halkın Avukatları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal, Ölüm Orucu’nun 150. günlerine yaklaştılar. Yani ölmeseler bile, potansiyel Wernicke Korsakofflu olarak aramıza katılacaklar.
*
Neredeyse yirmi yıldır duyarız Wernicke Korsakoff tanımlamasını. Ama birçoğumuz bilmez içeriğini. Doğaldır, bilinmeyebilir! Zira, herkesin her şeyi bilmesi olası değil. Ayrıca, sonsuz bilgiye erişmek de kimsenin haddine düşmez. Ancak, kendi meslek branşı içerisindeki bu konuyu sağlıkçıların bilmeyişleri, kahreder insanı. İşte o zaman üzülür insan. Duygulanır ve bazen de geçici öfkeye kapılır. Sonra,’’insanlık mücadelesinin gereklerinden biri de, bilimselliğin herkese kavratılması’’ düşünceleri yapışır benliğine ve gözlerin parlar. Suratına tatlı bir tebessüm yayılır ve başlarsın anlatmaya…
*
Özcesi, uzun süreli açlığa bağlı bedensel ve zihinsel bütünlüğün yitirilmesidir Wernicke Korsakoff Sendromu. Yani; 1984, 1996 ve 2000 yılında cezaevlerinde sürdürülen Ölüm Oruçları ve Süresiz Açlık Grevlerinin sonucu olarak yaşamlarını yitirmeyen Direnişçilerin rahatsızlıklarının bilimsel tanımı…
*
Yaklaşık ikiyüzyıl önce iki biliminsanının birbirinden bağımsız olarak yaptıkları çalışma sonucu ortaya çıkan bilimsel bir tespittir bu sendrom. Afrika’da besin yetersizliği ve açlık, Avrupa’da aşırı alkol kullanımı ve Rusya’da açlık ile alkol kullanımına bağlı olarak bedensel ve zihinsel yitimlerin tanısıdır. Bu sendromun bedensel yitimlerini ortaya koyan Alman Wernicke ile, zihinsel kayıpları ortaya koyan Rus Korsakoff isimli biliminsanlarının çalışma ürünü oldukları için; WERNICKE KORSAKOFF adı konulmuştur.


*
1970’li yıllarda İspanya’da ETA ve İrlanda’da IRA Gerillaları’nın Cezaevlerindeki Ölüm Oruçları ile; Türkiye’de 1982, 1984, 1996 ve 2000 yıllarındaki Ölüm Oruçları sonrasında yapılan bilimsel çalışmalarla; gerçek içeriğine kavuşturulmuştur. Özellikle, 2000 yılı Ölüm Orucu sonrasında yaklaşık 600 Ölüm Orucu Direnişçi’si üzerinde yapılan araştırma ve tespitler; Wernicke Korsakoff Sendromunun uzun süreli açlığa bağlı olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu konuda en önemli araştırma-çalışma; Nörolog Prof. Dr. İbrahim Hakan Gürvit’e aittir ve sağlık alanında önemli bir yere sahiptir.
*
Evet, bizler Wernicke Korsakofflularız… Sizlerden biriyiz, içinizden biri yani. Kimileri, ‘’sizler, bu toplumun vicdanısınız’’ der, öyleyiz. Bir başkaları, ‘’kardeşimizsiniz’’ der, mutluluk duyarız. ‘’Bunlar hastalar’’ diyenlere gülümser ve onları kırmadan, ‘’biz hasta değiliz’’ deriz. Evet, uzun süreli açlığa bağlı olarak, bedensel ve zihinsel bütünlüklerimizi yitirmişiz. Bundandır Wernicke Korsakofflu oluşumuz.
*
Soranlara anlatırız yaşadıklarımızın özetini. Kendi bireysel yaşamlarımızı, tüm insanlığa adamışız. İşçiyiz ya da esnaf, bazılarımız eğitimci ya da sağlıkçı, kimilerimiz öğrenci ya da mühendis. Mesleklerimiz farklı olsa da, ortak noktamız; insanlığa adanmış yaşam!..
*
Mahpus, işkence ve onurumuzu korumak için ölesiye direniş… Bazen kapı arkalarına ve koridorlara sıraladığımız barikatlardır onur koruma aracımız. Bazen de, insanı kişiliksizleştirmek için zorla giydirilmeye çalışılan Tek Tip Elbiseyi parçalamak. Gardiyan, jandarma, asker ve bilcümle işkenceciler parçalarken bedenlerimizi, geri adım atmak yazmaz kitabımızda. Haykırırız hep birlikte; ‘’İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek!’’ diye.
*
Ve gün gelir, kendi bireysel kararlarımızla bedenlerimizi ölüme yatırırız zindanların tek kişilik hücrelerinde. Kimimiz 17’sinde, kimimiz 30’unda ve kimimiz de 40’lı yaşlarda ölümün siper yoldaşlığını yaşarken, gözlerimizde korkudan eser yoktur. Kendi bedenimizden önce, bir başka siper yoldaşımızın toprağa kavuşması bizleri derinden yaralar.
*
Ağızlarımız kokar, asit kusar ve kan tükürürüz, dişlerimiz dökülür. Görmez oluruz ve ışık-koku büyük bir düşman gibi yapışır yakamıza, organlarımızın acılar içinde bedenimizdeki ölümünü seyreyleriz. Hani daha geçen nisan ayında ölüm orucunda toprağa kavuşan Mustafa Koçak’ın sözlerindeki gibi; ‘’ ‘’Acılarım, ağrılarım çok fazla, artık dayanılmaz ama, ben bizden sonra kimse bir daha adaletle ilgili acı çekmesin diye ben bütün acıları çekmeye razıyım. Hiçbir acı yarına kalmasın diye, ben hepsini bugün çekerim…’’ sözlerini yaşarken, acı bir tebessüm yayılır yüzlerimize. Ama gülen gözlerimizle, yarına olan umudumuzun Direnç Çiçekleri olmanın bilinciyle, ‘’Ölüm Hoş Geldi Safa Geldi!’’ diyebilmenin mutluluğunu yaşarız.
*
Adımız Haydar’dır, Kemal’dir ya da. Belki de Mehmet Fatih, Ayçe İdil veya ZehraCanan kardeşler… Aysun ya da Helin Bölek, belki de İbrahim Gökçek. Ölenleri güneşe gömerek, ‘’yıldızlar yoldaşın olsun’’ diyebilecek kadar metanetliyiz. Ve sıramızı bekleriz…
*
Hasbelkader sağ kalmışsak, biliriz ki bedensel-zihinsel bütünlüklerimizi yitirerek Wernicke Korsakofflular arasına katılmışızdır. Özellikle Nazi doktor Mengel artıklarının bizlere yaptıkları zorla müdahale, bizleri sakat bırakmayı amaçlamaktadır. Öyle ya, tiaminsiz serumları sapladıkları bedenimizde, beyin hücrelerimiz ve organlarımız ağır hasar görür. Hasan, Ulaş, Gönül, Ömer, Muharrem, Semiray, Nihat, Fatime, Hamit, Yaşar, Aysel, Süleyman, Bekir Sıtkı …vb. olur adlarımız ama küsmeyiz yaşama. Tersine, bu yaşama sıkıca sarılırız hep birlikte. Tedavi oluruz, ameliyatlardan geçeriz. Bazen tekerlekli sandalyeye, bazen de koltuk değneğine mahkumuzdur. Bazılarımız dünü unutur ve üç beş yaş hafızasına dönerek, oyuncaklarla oynar. Bazılarımız da, biraz öncesini bile anımsamaz. Gördüğü yüz, konuştuğu kişi belleğinde kaybolur hemen.
*
Kalabalıkta yalnızızdır, konuşamaz ve kendimizi ifade edemeyiz bazen. Sadece birkaç kelimeyi dakikalara sığdırır ya da on-on beş metrelik mesafeyi beş dakikada ancak yürürüz sallanaraktan. Vücut dengemiz kaybolmuştur, ayaklarımızı açarak yürürüz. Omuzumuzun üzerinde durmadan titreyen başımıza söz geçiremeyiz, sallanıp durur sürekli… Yiten zihinsel-bedensel bütünlüğümüzün geri gelmeyeceğini biliriz. Yine de, gelecek güzel günlerin bir gün mutlaka tüm dünyayı sarmalayacağına olan inancımız tamdır…
*
Birlikte mutluyuzdur. Yaşam Dayanışma Alanı’nda rozet üretiriz kimi zaman. Bazen de Yaz Kamplarında birlikte eğlenir ve söyleşiriz. Dayanışma Postası’nı hazırlarken, hummalı bir çalışmaya girişiriz beraberce. Ağız dolusu kahkahalarımız eksilmez hiçbir zaman. Çünkü biz, gelecek güzel günlere umudumuzu yitirmedik hiçbir zaman.
*
Biz, aranızdan biriyiz. Hasta ya da sakat değiliz. Wernicke Korsakoffluyuz ama ötekileştirilmişler içinde ikinci defa ötekileştirilmeye tahammül etmeyiz. Bizler, sizlerin parçalarıyız. ‘’Dayanışma’’ temel dayanağımızdır. ‘’Yaşamak Direnmektir!’’ ise, temel sloganımız. Çünkü biz; ‘’Yaşamı Uğruna Ölecek Kadar Seven’’ Wernicke Korsakofflularız…
*
Gördüğünüz gibi, şu an oldukça zordur yaşam sürmemiz. Bazı dostlarımız, tanığıdır bu zor yaşamımızın. Bizleri gördüklerinde, oturup sohbet ederken ya da yaz kampımızı ziyaret ettiklerinde dostlarımızın yüreklerinin kanadığının tanığı da bizleriz. Aramıza yeni Wernicke Korsakoffluların katılmasını istemiyoruz. Fedakar avukat kardeşlerimiz Ebru ve Aytaç’ın, normal yaşamlarını sürdürebilmeleri için, bir şeyler yapmak için henüz geç değil. Bir imza, yetkililere gönderilecek bir dilekçe, sosyal medya mesajları vb. ile bu kardeşlerimizi yaşama döndürebiliriz.
*
Unutmayın, bizler sizlerin parçasıyız. Biz, aranızdan biriyiz…

30 MAYIS 2020

KARGIPINARI/MERSİN BEKİR SITKI KEÇECİ

 

İlişkili İçerik