Burhaniye Hapishanesinden gelen şiir: DİYARA AĞIT

 

 

DİYARA AĞIT

 

dokundun düşüme bir sis bulutu gibi

Munzur olup geldin aktın içime

ilk katreyi elinden içtim zamanın kasesinden

düşüne ortak, yoluna yoldaş kıldın

ahir zaman pirlerinin sofrasından rızıklandık

söze, saza buyur ettiler

yedi iklimden dört bucaktan çıkıp gelmişler

musalara yoldaş, kırklar dağına sırdaş

yüklenmişler dünyanın sırrını

ezelle ezel, ahirle ahir.

ağaca fısıldamışlar.

suya okumuşlar,

taşa kazımışlar.

ateşte pişmişler.

güneş kadar yaş almış

o gök mavisi gözleriyle baktı pirlerin piri.

sanırsın zamanın başlangıcına bakardı

dile gelen gözleriydi

kulak kesilen kalpler

"yoktu oğul, yoktu kanadımız kuş olup uçalım

bir demirci Kawa'mız da yoktu kılıç yapıp kuşanalım.

Medya bir düştü

belki düşten de öte

pirimiz, yorgun dağlarımız kadar aksakallıydı

ve amaydı dünya kıyımıza

bizi bize yabancı kıldılar oğul,

şüphe ve korkuydu celladımız.

kendi ağacımıza kurt eylediler bizi

budur lanetimize sebep,

budur körlüğümüze, sağırlığımıza perde

sözümüzü yaktılar

kelamımızı dara çektiler

her taşa damladı körpe bebelerimizin kanı

her ağacımız kanadı kendi köküne

taş ağladı, dağ haykırdı.

aha bu Munzur kanlı gözyaşı akıttı.

şimdi korkarız kendimiz olmaktan

yitirdik oğul.

yitirdik Munzur olmayı

yüzümüz, sözümüz yabancı artık dağımıza.1

sonra gadim lisanıyla dile getirdi sazını

ilk ataları gibi çalıp söyledi

dağa ağıt yaktırdı,

taşa söz geçirdi

ağaca kök oldu.

kuşlar Munzurun semasında halaya tutuştu

körpe ceylanlar çıkıp kıyımıza geldiler

acıyı gördüm o an ceylan gözlerinde

ateşti yüreğim

gözyaşın Munzurdu şimdi

 

içtim seni Arjenya,

İçtim kana kana sevdamızı kendi yatağında

 

Ömer ÖZDURAK

T Tipi Hapishane Burhaniye