DENEME TADINDA MEKTUP... “SİZİ BUNCA YILDIR YANI BAŞIMIZDA TUTAN ŞEY NE?”

Sevgili Adil Okay, Merhaba;

İyi olmanı diliyor, olanca içtenliğimle selamlıyor sevgilerimi gönderiyorum. Ben, biz iyiyiz. Şu bir satırı yazdıktan sonra, öylece durup düşündüm. İlk siz mi yazdınız ben mi yazdım size… Nerede nasıl başladı yazışmamız, sohbetimiz acaba…

Uzun yıllardır size yazarım siz de bana yazarsınız. Satırlarımın arasına çok çok az mavra katsam da esas olarak yazdıklarımın büyük çoğunluğu bulunduğum hapishaneye dair sorunlar ve keyfi uygulamalardır. Biliyorum ki birçok insanla yazışıyorsunuz… Düşüncem onlar da bulundukları alanın sorunlarını aktarmışlardır.

İşte o ilk satırdan sonra düşündüğüm şunlar oldu. Sizi bunca yıldır yanı başımızda tutan şey ne?

Bunca yıldır bize yazdıran nedir?

Bizi dinleyen, yardımcı olan, dayanışma içinde olan… şeyler nelerdir…

Sizi hiç görmedim, sesinizi hiç duymadım, hiç tokalaşmadık…

Zihnimde bir simanız olsa da fotoğraftır onlar. Çekildiğiniz anın dondurulmuş anı. Görüntüleriniz bu fotoğraflardaki anlardır. Ama zihnimdeki bu görüntüler siz değilsiniz belki, onlar andır ve akıp gitmiştir, onlar artık anıdır. O zaman zihnimdeki size dair görüntüler – simanız, sizin anılarınızdan oluşuyor. Bir insan, bir başka insanı sadece bu fotoğraf karelerinden – anılarından nasıl tanıyabilir ki. O anılar size ait ve ben bu anılardan hiç birinde yoktum.

 Kısacası zihnimdeki size dair görüntüler sizin ardınızda bıraktığınız anılarınızdır, yani fotoğraf kareleri.

Bazen bir gazetede, siyah beyaz bir fotoğrafla çıkarsınız karşımıza.

Bazen bir etkinlikte, bazen bir dergide…

Oysa mesela nasıl yürürsünüz, gözlerinizi dakikada kaç defa kapatıp açarsınız…

Sessinizi hiç duymadım. Ne yazık ki teknoloji daha o aşamaya ulaşmadı. Fotoğrafın çekildiği andaki sesi de donduramıyor. Yani ulaşmamıştır herhalde yoksa ulaştı mı?

Yirmi yıldır bu koşullardayım. Kullandığım en ileri teknolojik alet televizyon kumandası…

Sesiniz nasıl acaba… Şiir okursunuz herhalde, ezgi – türkü de söylersiniz. Şiir okurken ki sesiniz nasıl, ezgi söylerken nasıl… Öfkelenirken sesiniz nasıl, sevinçliyken nasıl…

Bilinmezlik benim için.

Size dokunmadım da. Bir kere bile kol kola, omuz omuza yürümedik. Hiç halay çekmedik.

Bütün bilinmezlik benden yana sizin içinde geçerli. Siz de beni görmediniz, duymadınız, dokunmadınız. Bu durum biraz yıldızları görmeme, duymama dokunmama durumuna benziyor. Gecede bir şey parıldar ama biz hem onun nasıl bir şey olduğunu bilemeyiz hem de gördüğümüz onun geçmişidir bir nevi yıldızın ardında bıraktığı anısı.

Bu durumda bir yıldız kadar uzağız birbirimize. Gecede gördüğümüz o yıldızın da hiç sesini duymadık, hiç dokunmadık.

O zaman yıldızlar kadar uzak mıyız birbirimize?

Yerle gök kadar uzak mıyız birbirimize…

                                                           ***

İyi ama bu kadar uzaksak, başımız her sıkıştığında neden aklıma ilk sen ve sen gibi iki dost (Sibel ÖZBUDUN, Temel DEMİRER ) geliyor. Neden elimi ilk size uzatıyorum. Nedir beni size getiren… Her dara düştüğümde aklıma siz dostlarım gelmiş. İyi ama hiç mi mutlu, coşkulu zamanlarım olmadı, oldu. Peki, bu zamanlarda da aklıma ilk gelen siz dostlarım oldu mu? Şimdi düşündüm de bu sorumun cevabı ne yazık ki hayır. Mutlu anılarımızı yanımızdaki dostumuzla, yoldaşımızla yaşamışız. Misal daha yeni bir yeğenim oldu. İsmi Deniz Melek. Bu benim için sevindirici bir haber. Bu mutluluğumu neden sizlerle paylaşmak hemen gelmedi aklıma. Evden çok da güzel fotoğraflar göndermişler neden birini size göndermek aklıma gelmedi… ( Şimdi geldi, göndereceğim ) Burada paylaşımımızda bir sorun olduğunu düşünüyorum. Sürekli ‘’Dertlerimizi ‘’ paylaşırsak. Mutluluğumuz ya görünmez olur ya da hiç yokmuş gibi olur. Oysa bilmenizi isterim ki; mutlu, coşkulu anılarımız o kadar çok ki.

Sadece voltadaki mavralarımızı paylaşsak, dışarısı şaşırır herhalde…

Ya da tüm engellemelere rağmen yaptığımız paylaşımları yazsak büyük ihtimalle şaşkınlık yaratır. Oysa dertlerimizin yanına sevincimizi, coşkumuzu da katıp paylaşmalıyız. Çünkü eğer dertlerimiz gecenin karanlığıysa, sevincimiz, coşkumuz da aydır, yıldızlardır.

Paylaşımı bütünlüklü yapmalıyız. Evet, yeğenimin dünyaya gelişinden dolayı çok mutluyum ama o yanağını kocaman öpemediğim içinde üzgünüm. Bir gün öpeceğim ama ben şimdi, şu an öpmek istiyorum.

Öpemiyor oluşum da, yıldızlar eksik olmasın diye gecede, ödenen bedele sayalım.

Bu da yaşama, iyiye, güzele güzellik katıyor.

Bir yıldız için, bir öpücüğü feda etmeye değer… O zaman üzüntüye de yer kalmıyor.

                                                                       ***

Evet değerli dost, belki de şu an dertleri, sorunları sıralasam en az iki sayfa çıkar ortaya. Belki de şimdiye kadar ki en ağır – zorlu süreci yaşıyoruz. Belki de var olan tüm hapishaneler içinde en özel olduğunu düşündüğüm yerdeyiz. Belki de hiçbir zaman bu kadar az olmadı sayımız, belki de hiçbir zaman yalnızlığı bu kadar uzun süre, bu kadar derinden hissetmedim… Ama bütün bunlara rağmen, her şeye rağmen, neredeyse denizin kıyısını aralıksız dövdüğü gibi, aralıksız yaşasa da bazı şeyleri… hâlâ hayır demek, bazı değerleri korumak, iyiden güzelden yana durmak güzel, çok güzel.

Deryanın kıyısında kuma saplanmış bir çay taşı gibiyiz. Bitmek, tükenmek bilmiyor deryanın dalgaları. Yerimizden söküp almak istiyor, içine alıp boğmak, yok etmek istiyor. Ama o çay taşını bir milim kıpırdatamıyor. O çay taşı, ışıl ışıl parıldıyor. Kelimenin tam manasıyla yeryüzünün yıldızıdır o çay taşı. Bunları söylerken kendimi bir çay taşı ilan etmiyorum asla. Kendime değildir yazdıklarım, geneldir. Ben olsam henüz dalganın ulaşmadığı yerde sayarım kendimi. Bu da bir şey…

Hep duvar dibinde fotoğraf çekiyorlar. Ben de sıkıldım o hep aynı pozu vermekten. Gözlerimin fotoğrafını çektim size iki adet gözlerimin fotosuyla beraber yeğenimin fotosunu gönderiyorum.   

Değerli dost, biz yer ve gök gibi uzağız ama nereye döşek ufuk. Yer gök birleştik. Yine de şu soruma cevap bulamıyorum. İnsan hiç görmediği, duymadığı, dokunmadığı birisini neden sever. Neden bu kadar sever? 

Kendine iyi bak. Bütün dostlara çok selam ve sevgiler. Çalışmalarında üstün başarılar.

Olanca sevgimle sarılıp öpüyorum.

Sevgilerimle.

 

ERCAN BİNAY

2 NO’LU YÜKSEK GÜVENLİKLİ KAPALI CEZA İNFAZ KURUMU

ELAZIĞ