Devlet, elinde tuttuğu kişiyi niye soyar?

Medeniyetimizden barbarlık manzaraları

Devlet, elinde tuttuğu kişiyi niye soyar? Bahaneye bakarsak, tehlikeli/yasaklı maddeleri bulmak için ve açıklamalara bakarsak mevzuata uygun her şey. Gerçekte Anayasa'ya da yasalara da aykırıdır ve pratik bir mecburiyetten doğduğu yerden göğe yalandır.

18 Aralık Cuma 2020   Saat: 00:00

Bu devletin soyma takıntısı nereden geliyor? Yok yok, yolsuzluktan filan bahsetmiyorum, mecaz metafor yok, düpedüz insanları çırılçıplak soyma merakı. Ömer Faruk Gergerlioğlu kaç zamandır kendisini parçalıyor, özetle: “Nezarethanelerde, cezaevlerinde çıplak arama sistematik hale geldi. Durdurun bu işkenceyi.”

Bakarsan insana ve insan haysiyetine çok duyarlı bir siyaset, çok duyarlı bir medya, çok duyarlı bir toplum var ama ne hikmetse bu açık işkenceye karşı sessizlik yemini edilmiş gibi. Zaten MHP’ye göre Gergerlioğlu, “itlaf edilmesi” gereken “haşerat” taifesinden, yani bir HDP’li. Tanrı Dağı bozkurtlarının bu açık kitlesel kıyım davetine döneceğim aşağıda, peki Hira Dağı’nı, yani Müslümanlığı kimseye bırakmayanlara ne demeli? Örtünmemeyi günah sayan, başörtüsü yasağına karşı mücadele vermiş, “eşref-i mahlukat” olarak insana ve mahlukatın kalanına işkenceyi yasaklayan bir dine mensup olmakla övünen, “medeniyetimiz”i tüm medeniyetlerden üstün sayıp, vatandaşların yarısını o medeniyetin dışında ilan edenlere? İnsanları kanuna, kurala, ahlaka, adaba hiç uymayan bir şekilde soymaktan ar etmeyenlere?

KANIKSATILMIŞ İŞKENCE

Gergerlioğlu işkence diyor. Yerden göğe haklı. Elektrik verme, Filistin askısı, cop sokma, falakaya yatırma, tazyikli suyla hırpalama, ölesiye dövme gibi alçakça eziyet yöntemlerini temizleme mücadelesinde alınan yol, tam yol geri kat ediliyor şimdi; hep var olan ‘çıplak arama’ rezaleti cezaevlerinde düzenli, karakollarda seyrek olmayan biçimde sürüp gidiyor.

Devlet, elinde tuttuğu kişiyi niye soyar? Bahaneye bakarsak, tehlikeli/yasaklı maddeleri bulmak için ve açıklamalara bakarsak mevzuata uygun her şey. Gerçekte Anayasa'ya da yasalara da aykırıdır ve pratik bir mecburiyetten doğduğu yerden göğe yalandır. (Notlarda hukuki durumun ayrıntıları var.)

İNSANLIKTAN ÇIKARMA SALDIRILARI

Karacaoğlan, “Üryan geldim gene üryan giderim” derken insanın rızasının dışında çıplak olduğu iki temel andan haber veriyordu: Doğum bir de ölüm. İnancınıza göre tanrının ya da doğanın huzurunda. Bu iki anın temel özelliği, ilkinde hiç irade ve benlik algısı oluşmaması, ikincisinde ikisinin de artık kalmamasıdır.

İnsanı rızası dışında soyan otorite, soyduğunun iradesine saldırıyordur ilk peşin. Soymaya maruz kalan bebek gibi çaresiz ya da ölmüş gibi tepkisiz olma arasında sıkışır kalır; oysa ne bebektir ne ölü, duyuları, duyguları, inanışları vardır. Üstünden giysiler çıkarılırken içinden de duyuları, duyguları, inanışları, benlik algısı ve haysiyeti darbelenir. Ez cümle mahkûmu, tutukluyu, elinde tuttuğunu insanlıktan çıkarma girişimidir bu, saldırının meali şudur kabaca: “Efendi benim. Anadan doğma soyarım istersem, ya elime muhtaç bebek haline getirircesine ya da işte mezara koyarcasına. Bedenin, yaşamın, varlığın her şey çırılçıplak benim gözlerimin ve ellerimin altında.”

Amerikan medeniyetinin iki eseri Ebu Garip ve Guantanamo, emperyalist kıyıcılığın hukuk ve adalete dair yaldızlı sözlerinin pul pul döküldüğü iki yerdi, Türkiye’deki mukallitleri de onlarla “medeniyet”, yani sureti haktan görünen gaddarlık, yani siyasal sadizm yarışında anlaşılan. 

YUMRUĞA, KURŞUNA KÖR, VURULANA KARŞI KAHRAMAN

İnsan haysiyetinin mücadelesini veren Gergerlioğlu HDP’li olduğu için gazetelerde, televizyonlarda yer almaz. Sözleri devletleştirilmiş yani medenileştirilmiş yani barbarlaştırılmış “ana akım”larda makes bulamaz. Adalet, haysiyet kimin umurunda? İktidar seviciliği sergileme fırsatları dururken. İşte bir televizyon, HDP logosunu silah ve bombalarla bezeyerek propaganda savaşına girebiliyor. “Havaya ateş edilerek öldürülmüş” Kürt gencini ya da yere yatırılmış protestocu işçiye yumruk atan polisi haber yapmaya hiç gerek yok nasılsa, etno-politik kıyım makinasını korumak ya da sınıfsal mevzileri sağlam tutmak zulmün fıtratında var.

Hemşireye 500 kere “Ben salağım” yazdıran dandik otoritenin bırakın eleştirisini, utangaç haberi bile zülfü yare dokunabilir, bin kere ben alçağım yazacağına HDP’lilere olmadı toprağından koparılmış Suriyelilere haber ya da yorum görüntüsü altında saydırmak varken. (O doktor görevden alınmış, vicdana küçük tavizler vermek gerek bazen sistem fazla göze batmasın diye.)

Üzerine bomba yağdırılan, silahlandırılmış insanlar sokulan, altyapısı, üstyapısı yerle bir edilen Suriye’den kaçıp gelenler hakkında sayısız yalan sıralarken, o ülkeyi mahveden bombaların, savaşçıların, siyasetin kendi ülkesinden gittiğini hiç hatırlamak gerekmez, habersiz gazetecilik çağında.

Devam edeceğim, “Haydi soykırıma, haydi soykırıma!” başlığıyla. Bu “küçük” insanlıktan çıkma ve çıkarma festivalinde büyük felakete davetiye çıkaran MHP yönetiminin açıklamalarıyla.

MERAKLISINA NOTLAR

1
TARİHSEL BİR ÇIKAR ORTAKLIĞI

Çıplak arama yöntemi 12 Eylül’de cezaevlerinde rutine çevrilmişti neredeyse, Diyarbakır 5 No’lu cezaevi ve onun ünlü komutanı Esat Oktay Yıldıran bugünlerle gurur duyardı görseydi, komutanı Kenan Evren'le beraber. Yöntemin dünyaca ünlü iki istasyonu da Ebu Garip ile Guantanamo idi. Yani: “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman, Washington kadar gaddar.” Aslında bu benzerlik tesadüfi ya da sıradan değil, milliyetçi-dinci akımların Ebu Garip ve Guantanamo’yu yaratan küresel neo-liberal saldırganlıkla çıkar ortaklığı ve kan uyumu hem tarihsel hem de ideolojik yoğun ilişkilerin hem sebebi hem sonucu.

2
KANUN MADDESİ AÇIK: ÇIPLAK ARAMA OLMAZ!

‘Çıplak arama’ Anayasa'ya, yasalara aykırıdır. ‘Çıplak arama yapılması’na izin veren bir yasa yoktur. Bedenin çıplak olma ihtimalini getiren tek yasal düzenleme, CMK 75’tir, orada sanığın bedenine yönelik işlemler ‘muayene’ olarak tanımlanır ve bedene dokunulmasını özel şartlara bağlar: Hâkim kararı (acil hallerde savcı kararı ama 24 saat içinde hâkime onaylatma şartı) gerektirir. Elbette burada düzenleme (arama değil de) ‘muayene’ olduğu için sadece hekim tarafından yapılabilir. Maddenin asıl kritik önemi şurada: ‘Cinsel organlar ve anüs bölgesine müdahale’yi iç beden muayenesi sayıyor.

Hüküm aynen şöyle: “Cinsel organlar veya anüs bölgesinde yapılan muayene de iç beden muayenesi sayılır.”

Uygulamada bu madde, “Muayene demek dokunmak demek, polis, jandarma ya da gardiyan dokunmuyor, bakıyor” şeklinde yorumlanıyor. AK Parti’den önce de böyleydi, anti-hukukun kök işlemlerinden biridir yani bu kanıksatılmış işkence.

3
KANUNDAN BÜYÜK YÖNETMELİK VAR!

Açık kanun maddesine rağmen, ‘Adli Arama ve Önleme Yönetmeliği’nin 28’inci maddesi aksini söylüyor; yönetmelik, açıkça kanuna aykırıdır. Gerçi anti-hukukun normlar hiyerarşisinde en üstte yetkililerin paşa gönlü ne istiyorsa o, sonra yönetmelik, sonra kanun, sonra anayasa geliyor ya neyse.

‘Soymak’, arama ile ‘muayene’nin sınırlarını karıştırmaktır.

Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 46’ıncı maddesi de benzer içeriğe sahip.

5
HER YÖNETMELİĞİN KENDİ HUKUK VAR!

Aslında, işin doğrusunu yazan bir yönetmelik de var; Ceza Muhakemesinde Beden Muayenesi, Genetik İncelemeler ve Fizik Kimliğin Tespiti Hakkında Yönetmelik Madde 3, durumu açıkça ifade ediyor:

“Bedenin tıbbî muayenesi: Tabip tarafından tıbbî yöntemler kullanılarak yapılan değerlendirmeleri,

Dış beden muayenesi: Vücudun dış yüzeyi ile kulak, burun ve ağız bölgelerinin gözle ve elle yapılan yüzeysel tıbbî incelemesini,

İç beden muayenesi: Kafa, göğüs ve karın boşlukları ile cilt altı dokularının incelenmesini,”

İfade eder bu yönetmeliğe göre.

Kanun maddesi (CMK 75) ve bu hüküm birlikte okunduğunda, “çıplak arama” denilen şeyin kolluk görevlileri tarafından yapılamayacağı açıkça anlaşılır.

6
KİMİN UTANACAĞINA DA KARAR VERİYOR MUKTEDİR

Çıplak arama yeni değil dedik, nitekim eski Adalet Bakanlarından Sadullah Ergin, bir soru önergesini yanıtlarken şöyle demişti: “Çıplak arama olarak tabir edilen arama çeşidinin, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün 46. maddesinde düzenlediği ve istisnai durumlarda başvurulduğu; bu aramanın, hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin bulunması ve kurum müdürünün uygun görmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde anılan mevzuatta belirtilen usule göre ve hükümlünün utanma duygusunu ihlal etmeyecek şekilde yapıldığı anlaşılmıştır.”

7

Ben yazıyı tamamladıktan sonra iki açıklama daha geldi, ilki valinin:
https://www.gazeteduvar.com.tr/usak-valisinin-ciplak-arama-yaniti-feto-ve-pkk-ayni-amac-icin-birlesti-haber-1507595

Çıplak arama ne Adalet ve Kalkınma Partisi ile başladı ne de onunla bitti. Hatta, iktidar partisinin Gülenci grupları özellikle emniyet ve adalet mevkilerinde büyük yetkilerle forse ettiği dönemlerde hayli yaygın bir usuldü. Şimdi, “havaya ateş ettik öldü” dediklerini, öldürüp sokaklarda sürüklediklerini, buzdolabına konulanları nasıl hep “PKK” diyerek aklama yöntemi varsa, anlaşılan çıplak aramayı da “FETÖ” diyerek aklama yöntemini yerleştirmek istiyorlar. Sihirli değnek gibi.

İkinci açıklamayı, iktidar partisi grup başkan vekili Özlem Zengin yaptı:
https://www.gazeteduvar.com.tr/ozlem-zengin-ciplak-arama-yok-gergerlioglu-meclisi-terorize-ediyor-haber-1507624

“Türkiye'de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum, yok böyle bir şey. Zaten bu konuya İçişleri bakanımız genel kurulda cevap verdi. Bunu çok net söyleyeceğim, bu bir FETÖ yöntemidir. Ne münasebet, hem de bahsettiği kadınlar mütedeyyin kadınlar.” Ya eski Adalet Bakanı Ergin CHP’nin bakanıydı, her kötülüğün anası olan İsmet Paşa’nın CHP’si; ya da bir şeye “Yok” deyince onun yok olacağını sanan yeni bir büyücülük tarzıyla karşıyayız. “Kürt sorunu yok.” “Yoksulluk yok.”

Bu açıklama, “Osman Kavala diye biri yok. Varsa da hapiste değil” demek kadar doğru en fazla.

8
BARBARLIĞIN EVRENSEL PRENSİPLERİ

Küreyi cehenneme çeviren neoliberal barbarlığın ortaklığı sıradan benzerlik veya etkileşimden fazlasıdır; ortak bir anlayıştır bu:

Demokrasi lafı, ülkeleri mahvetmeye yarar.

Hukuku, adaleti yok etmek için kullanılır.

Mimarisi, mekan haklarını hiçe sayar.

Estetiği ruha saldırı niteliğindedir.

Söylemi zihinleri tahribe yöneliktir… 

Kaynak: gazete duvar

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Kürt bitmeden demokrasi gelmez12 Aralık 2020


Reform dedikleri üçtür: Üç, siyasetsizleştirme06 Aralık 2020


Reform dedikleri üçtür, iki: Mülksüzleştirme28 Kasım 2020


Reform dedikleri üçtür: Bir, vatansızlaştırma23 Kasım 2020


Reform ve 49’lardan 101’lere Kürt de-formu21 Kasım 202

İlişkili İçerik