Ergül Çiçekler'den mektup Var: "şuan sizlere yazarken Taksim ve İstanbul ve Tüm Şehirlere yayılan müthiş görüntüleri izliyorum"

 Merhaba Dostlar.

 
    Bu sizlere ilk yazışım, umarım devamı da gelir. şuan sizlere yazarken Taksim ve İstanbul ve Tüm Şehirlere yayılan müthiş görüntüleri izliyorum. Coşkulanmamak ne mümkün. onca yılını mücadeleye adamış bu büyük sevdaya emek vermiş her devrimci için bu yaşananlar büyük bir coşku ve sevinç ve uzun zamandır olması için her şeyimizden fedakarlık yaptığımız şey nihayet başlıyor.
 
    Sizleri bu coşkuyla selamlıyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Ki sizlerin çalışmaları bizler için olduğu kadar dışarıdaki herkes için de anlamlı ve çok değerlidir.
 
    Dostlar umarım bu çalışmamı beğenirsiniz ve umarım işinize yarar bir şey olur.
    Hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.
                                                        Sevgilerimle
                                                       
 
                                                                  08.06.2013
                                                                 Ergül Çiçekler.
 
 
 
 
 
    Suyun Gücü; 
                        Taşı Delen Damlalar.  
 
   Suyun gücü sürekliliğindendir ve taşı delen akışın bu sürekliliğidir.
   
     Taş kendisinin kalıcı olduğunu düşünür. Kendini dünyanın bekâsı sanır.
 
     Su; değişime inanır, kimsenin bekâ olduğuna inanmaz. Sürekli olan sadece değişimdir. Bu nedenle de bilir taşı er yada geç deleceğini ki başarır da. Bazen iner derinlere yararak taşı bazen de yarar o koca kayaların sert, katı ve korkutucu göğsünü çıkarak gelir yeryüzüne. Hayatı yeşertmeye ya da sel olup akmaya yani taşmaya kuru derelerde.
 
 
     Taş tanıdıktır, görmüşsünüzdür onu yüzlerce defa, başkesendir can alan, bezirgandır, vergi alır, ordu besler sömürür sizi iliğinize kadar. Sokakta rastlarsınız ona elinde jopuy'la veya bir üniversite kürsüsünde bir profösör rolünde veyahutta hamile bir kadının üzerine bomba atan bir savaş uçağının kokpitinde. Tanısınız hemen onu bir kölece Asurdur, bir firavun bir Apherte'dir Afrika'nın güneyinde. Kan damlar ellerinden ve hep büyük harflerle konuşur. Tabi düşüşleri de muhteşemdir ki önce başları değer toprağa kalanı sonra gelir. Çünkü su oymuştur içini, dışını, altını, sağını, solunu son bir vuruş kalmıştır geriye, çok geçmez o da gelir zaten. Sonra başlar yuvarlanmaya o koca taş toz olana değin!..
 
    Suyu da tanısınız!.. Bir isyancıdır. Asura karşı bir demircidir, Roma'ya korku salan Trakyalı bir gladyatör ve bazen de tak eder canına çeker mitralyözü bir kalemde siler atar ne varsa. Ama elbette hepsi bu değil, hep tüfekle kılıçla anılmasın. Bazen parkta görürsünüz onu bir çocuğun saçlarını okşarken ya da süpürürken bir sokağı. Duyarsınız bilmem dünyanın neresinde iki yaka arasına devasa bir çelikten bir köprüyü dikerken ve sık sık bilmem kaçıncı kez bir madende ölürken. Hamile bir kadındır o ve üzerine bir bomba atılmıştır bir savaş uçağından...   
 
     Taş katildir. Solin bebeğin kanı var ellerinde. Kini var her doğana umuda ve yaşayana. Nefret ediyor korkusuz her yürekten ve ölesiye korkuyor ondan korkmayanlardan. Hayatta kalabilmek için adamıştır kendini öldürmeye... Bileğinde kelepçedir taş, falakadır, sıradayağıdır... Ve düşmandır Heraklitosa, akan suya akıyor diyen herkese. Ama boşuna bu çırpınışlar, vakti tamam, ömrü dolmuştur bu taşın. Sular akmış karar verilmiştir çoktan. Şairin dediği gibi artık o, öldürdükçe çoğalan çocuklar karşısında milyonlarca defa çaresizdir.
     Taş elinden geleni ardına koymamış her şeyi hemde her şeyi yapmıştır. Ama artık, kurdun kuşun ve tüm insanlığın lanetlediği bir katil bir katil mezarı gibidir... Ve işte tamda şimdi üstüne üstüne geliyor, koparmış zincirini, yenmiş ölümü, sel olmuş geliyor su. Zaman taşkına dönmüş. Su kendi tarihini yazacak ve gün bir defa daha zaferle doğrulacak. Ve de hiç bir insan bu taş için ağıt yakmayacak. Bu gelen köpüren, şahlanan suyun Sevdalı sesidir.
 
     Tükeniyor şimdi, tükeniyor an be an yitiriyor tüm o görkemini taş. Gün celladın kurbanı önünde diz çökeceği gündür. Gün kopup gelenin ayağa kalkanın günüdür.
 
     Caddelerde akıyor su dolu, dopdolu, korkusuzca ne yasa tanıyor ne de kelepçe. Her soluğunda şehrin, dağın her şafağında bu gelen suyun sesidir. O durdurulamaz akışın sesidir, diyor ki su; ayağa kalkana selam, " taşı yarana selam ve ayağa kalkacak olana selam " Diyor ki " ben bu köhne kalenin oydum altını, taşını deldim, şimdi katılın selime. Su olun sularımda yıkalım onu. Görmüyor musunuz ucundayız baharın." 
 
     Elbette güllük gülistanlık değil her şey ve öyle görünüyor ki bir süre daha olmayacak ama artık başladı bu sel. Sonu mutlaka gelmedi, beslemeli sularını. Çünkü; akmaktır esas olan akmayan sular kurur.
 
     Taş hep yenilmez olduğunu söylerdi, halada söylüyor. fakat dünde biliyordu bugün de biliyor ki hep yenilmiştir. yinede de saçma bir inatla suların akışına karşı koymaya çalıştı, çalışıyor. Hatta bu akışı yenmeye yük etmeye bile çalışıyor içi boş bir umutla. Yalan yok bazen başarılı olduğu zamanlarda oldu yenemediyse de suları yenilmedide. Ama sadece bazen ve sadece ilk başlarda. Çünkü her gelen yeni su damlası çok daha güçlüydü bir öncekinden. Her gelen ona yaşatılan onca acının onca ölümün, zulmün tarifsiz hıncıyla, öfkesiyle doluydu daha bir. Bu yüzden her yeni damla kaçınılmaz sonu yaklaştırmaktaydı.
 
     su önce damla damla aktı, sonra ince bir iplik gibi daha olmadan setler çekildi önüne, akışın yasak deyip ateş döktüler başından aşağı, indi su yerin derinlerine sezdirmeden aktı yıllarca. Aranıyora çıktı adı, her köşe başında sinsi bir hafiye elinde fotoğrafıyla bekliyor oldu onu. Ve cellatlar nice nice pusular kurdu yollarına ama o hep aktı derinde ve metrelerce yerin altından.İnsanlar biliyordu, duyuyordu ve anlıyordu sesini. Onlar yerin derinlerinden gelen bu sese kulak veriyorlardı. Zaman içinde taşın darbeleri ve kan kusturan cellatları taşın büyük çaresizliğine dönüştü yavaş yavaş işte o an aniden su yardı boydan boya taşın sinesini ve binlerce koldan sevda şarkısıyla çıktı yeryüzüne. Yeniden derelerine döndü su ırmaklarına ve çağlayanlarına. Ama öyle sessiz narin akmaya değil su çağlamaya geldi. Biliyor çünkü biliyor ki çağlamadan yıkamaz setleri... Su denize ulaşmaya geldi.
     Su en zor anda bile hiç yitirmedi inancını yani akışını, çok iyi biliyordu bir gün mutlaka kazanacağını... Bu yüzden damla damla akarken yerin altından ve sele dönerken yerin üstünde o hep bildiğiniz sudur. Bu onun kavgasıdır.
     bugün küçük taşlarda yarılıyorsa büyük taşların başı bu da sellerin doğasında var. Hangi su dönünce sele öfkesine kattığıyla saldırmaz ki o koca kayalara!... Selin doğası böyledir. Su taşı yarar sonra yardığı taşla gidip daha büyük taşı yarar. Yani kayayı taşa, taşı çakıla, çakılı kuma, kumu toza çevirene dek dinmez öfkesi akar hep akar...
     Gücüne güç katmalı caddelerden geçen bu selin, bu müthiş coşkuya katılmalı ve her damlaya yeni seller doğmalı her damla bir sele dönmeli, her sel deniz'e... Akarken yeşertmeli karken yeniyi.... Bu taş gitmeli bu taş çürüyendir, çürütendir, yeşerene düşman, yeşertene düşmandır. Bu taş gitmeli.
     Akıyor su yolunda akıyor sular yarına, zaten sular hep yarına akmaz mı?
     Siz bu selde bir damla olabilir misiniz?
 
 
                                                                               Ağustos 2011