Görülmüştür Ekibi Adına Adil Okay ile Söyleşi: Tutsak mektupları ve sanatsal ürünleri okurla buluşacak [ANF]

Ali Barış Kurt-ANF / 09:45 / 17 Eylül 2012

İstanbul - Politik tutsakların mektupları ve kendi imkanlarıyla hapishanede ürettikleri sanatsal ürünlerinin kamuoyuna yansıtılması için yeni bir internet yayını oluşturuldu. "Görülmüştür" adıyla yayın yapan sitenin ekibi, aynı zamanda toplumu da tutsaklara mektup yazılması için teşvik etmek istiyor.

Yazar-şair Adil Okay, aynı zamanda eski bir tutsak. Hatta, firar edenlerinden. Şimdi de, politik tutsaklarla iletişim kaynağı olarak hazırlanan "Görülmüştür"ün ekibinde yer alıyor.

Siteyle ilgili merak edilenleri Okay'a sorduk...

   

-Klasik ama zorunluluk içeren bir soruyla başlayalım: Neden?

Yıllardır sürdürmeye çalıştığımız politik tutsaklarla yazışma, dayanışma çabamız hem birey olarak, hem de demokratik kitle örgütleri çatısı altında kolektif olarak devam ediyordu. Bu süreçte politik tutsakların baskılara rağmen her tip cezaevinde üretmeye devam ettiğini gördük. Zaten tecrit sayılan cezaevlerinde verilen özel cezalara, görüş-mektup yasağına, kimi cezaevlerinde renkli kalem, 5’ten fazla kitap ve benzerlerini bulundurma yasağına rağmen politik tutsakların ayakta kalma ve üretme mücadelesi içinde olduğunu gözlemledik. Tabii bu süreçte politik tutsakların “dışarıdan” yeterince mektup alamadıklarından -dolaylı olarak- şikayetçi olduklarını da fark ettik. Gelinen aşamada mahpus mektuplarının ve sanatsal ürünlerinin daha geniş bir kitleye ulaşabilmesi için bir web sitesi kurmaya karar verdik. Hem paylaşım hem mahpus ailelerine moral verme hem de okuyucuları mektup yazmaya teşvik etme amacıyla “gorulmustur.org” sitesini hazırladık. 

 

-Herhalde eski bir tutsak olan ya da bir tutsakla iletişim kuranlar, 'Görülmüştür' ismini yabancı bulmayacaktır. Yine de, isme karar vermeniz nasıl gelişti?

Bildiğiniz gibi hapishaneden gelen mektuplar, ‘Görülmüştür’ mührüyle geliyor. Genellikle okumayı engellemeyecek yerlere mühür vuruluyor. Bazen de arka boş sayfalara. Ama kimi zaman da mühür, sahibinin içindeki kötülük potansiyelini gösteriyor. Buna örnek olarak Serkan Kaya ve Kamil Turanlıoğlu’nun, Sincan 1 no’lu F tipi cezaevinden yolladıkları karikatür iyi bir örnektir. Mühür sayfada çok boş yer varken, sunulan çiçeğin üzerine, hem de tam tomurcuğa vurulmuş. Biz de bu karikatürden hareketle ve 2010 -2011 yıllarında açılan “Görülmüştür- mahpus resimleri sergisi”nden yola çıkarak bu ismi benimsedik. Avrupa’ya taşınan o sergi İHD bünyesinde açıldı. Serginin organizasyonunda bu günkü “görülmüştür” ekibinden arkadaşlarımız yer almıştı.

 

-Ekip demişken; kimlerden oluşuyor?

İçlerinde benim, müzisyen Serdar Türkmen’in, mühendislerin, sağlık çalışanlarının, akademisyenlerin, öğrencilerin, işçilerin, işsizlerin de bulunduğu kalabalık bir ekip tarafından kuruldu.

 

-Yenilik planlarınız var mı? Yoksa, mevcut halini korumayı mı düşünüyorsunuz?

Elbette okuyucuları, arkadaşlarımızı duyarlı hale getirmek için “Bir adres de sen al, bir mektup da sen yaz” kampanyasını başlattık. Bunu geliştireceğiz. Yayınımız aynı zamanda bir arşiv merkezi haline geldi. Arkadaşlarımızın ellerindeki mektupları, mahpus fotoğraflarını, şiir-öykü ve resim- karikatür çalışmalarını derli toplu paylaşmak amacıyla arşivlemeye giriştik. Gelen mektupları bilgisayara geçip paylaşmamızın bir diğer nedeni: Hem politik tutsakların ne koşullarda yaşadığı hakkında bilgi vermek, (sağlık sorunlarından, hücrelerde nasıl yaşadıklarına, günlük yaşantılarına ve morallerine kadar) hem de verdiğimiz adreslere – içinden birine de olabilir− okuyucuların da yazması. Elbette bildiğiniz gibi, çeşitli kentlerde cezaevleriyle dayanışma komiteleri var. Tek tek veya grup, kurum olarak bizim yaptığımızın çok fazlasını yapanlar var. Biz neden bir kişi daha olmasın, neden bir web sitesi daha veya bir gazete daha olmasın diyoruz. Ve keşke diyoruz her kentte o bölgenin hapishanesine yönelik bir site olsa. Derneklerin şubeleri olsa.

 

-Neden yoğunlukla sol- sosyalist ve yurtsever tutsakların mektupları – ürünleri?

Cezaevlerindeki uygulamalardan bir diğer deyişle “eza”dan tüm tutuklu ve hükümlüler etkilenmektedir. Bizim yazıştığımız tutsaklardan yola çıkarak 130 bin tutuklu ve hükümlünün (c)eza evlerinde yaşadıkları hakkında bir öngörüye sahip olmak mümkündür. Kaldı ki hak ihlalleri, iletişim ve ziyaretçi yasakları, işkence ve uzun tutukluluk mağduriyeti öncelikle bu kesimi mağdur etmiş durumda. 12 Eylül faşist darbesinden sonra da durum böyleydi, bu gün de böyle. Dikkat ediniz devrimcilere, yurtseverlere, muhalif gazetecilere, öğrencilere yaşatılan zulüm yeni değil. Zira 1960, 1971, 1980 darbelerini yapan “devlet” ile son yıllarda ülkeyi devasa bir hapishaneye çeviren “devlet”in uygulamaları -mücadele ve ağır bedeller sonucu kazanılan kısmi demokratik haklar olsa da aynı. Çünkü: Yedikule zindanlarının inşasından bu yana (ve daha önce) İstanbul ve Anadolu topraklarında saltanat süren tüm devletlerin-hükümetlerin “adalet”i, mülksüzlerin değil, büyük mülk sahiplerinin hizmetinde olmuş.

İşte bunları gören-bilen, “Başka bir dünya mümkün” diyerek özgürlük ve eşitlik için mücadele eden tutsaklar, çocuklarının mahpushane kapılarında büyümelerinden, gözü yaşlı vedalardan daha çok etkilendiler. Zira onlar “Dünyanın tüm çocukları daha mutlu yaşasın, daha özgür bir dünyada, havası-suyu kirletilmemiş bir dünyada eşit yaşasınlar” diye “kötülükle” kavgaya tutuşmuşlardı. Bu kavga içerisinde kendilerine (ve/veya çocuklarına) yeterince zaman ayıramadılar. Biz dışarıda çocuklarımızla oynar, hastalıklarında, mezuniyet törenlerinde, düğünlerinde yanlarında olurken, onlar, en değerli varlıklarının “görüş günlerinde büyümelerini” ancak uzaktan izlemek zorunda kaldılar. Yılda bir iki kez kucaklaşabildiler.

 

-Çalışmanız sırasında tutsaklara dönük bir ilgisizlik gözlemlediniz mi? Mesela tutsakların buna dair şikayetleri var mı?

Maalesef. Öncelikle şunu söylemeliyim; politik nedenlerle bedeller ödeyen insanlar her türlü dayanışmayı hak ediyorlar. Ve biz “dışarıda” olanlar, gündelik hayatın hay huyu içinde onları unutuyoruz. Onlar da sitem ediyor dönem dönem. Bir örnek vereyim. Muş cezaevinden Seyit Oktay mektubunda bu konuda şunları söylüyor: “İçeridekileri hatırlamak çoğu zaman dışarıdaki arkadaşlar için önemli görülmüyor. Hele bir de insan, bizim gibi uzun yıllar yatınca, duvarda asılı duran ve ara sıra bakılan bir hatıra fotoğrafına dönüşüyoruz." Galiba mektubundaki bu sitem, sorunuza yanıt olabildi. 

 

-Okurlarınızdan talepleriniz neler? İlk adım olarak ne yapabilirler?

Dayanışma talebi. Tabii tutsaklarla dayanışma. İlk adım mektup arkadaşı seçmektir. Ama yazışmaya başladıktan sonra gelen mektuplara mutlaka yanıt verin diyoruz. Geç de olsa mutlaka yanıt verilmeli. Aksi takdirde tutsaklar bu kez mektuplarımız ulaşmadı mı diye endişelenip tekrar yazıyorlar. Tabi bizim için 1 TL pul parası çok sayılmayabilir. Ama içerideki bir insan bazen pul parası bulmakta zorlanabiliyor. Onlar onurlu insanlar sizden mektubun- dışarıdan bir ses duymanın ötesinde bir şey istemezler ama dilerseniz zarfın içine birkaç pul koyabilirsiniz.

***

Adil Okay, son sözü yine bir politik tutsağa vermek istedi... Resul Baltacı’nın Siirt cezaevinden yolladığı mektubundan bir kesit:

"Hapishaneden, yanımızdan 'Yolcu ettiğimiz insanlarla beraber yaşadık bir dönem de. Birlikte ve omuz omuza volta attık. Pek çok acı ve tatlı anılar paylaştık. Gidenler neleri yaşadılar bilmiyorum. Fakat hepsinin aynı duyguları yaşamadıkları kesin. Çünkü gidenlerin içinde ayrı yolları tercih edenler de çok oldu. Lakin biz kalanlar ise hep iki duyguyu yaşardık; ‘acaba bizi / beni unutacaklar mı?’ Bu ilk duygudur. Diğer duygu ise, ‘ortak amaç ve ideallerimiz doğrultusunda yük alacaklar mı?’dır. Bu duygulara bağlı bir arkadaşın, bir dostun, hatta sıradan bir insanın bile cezaevi koşullarından kurtulması, tadı eşsiz bir sevinç oluyor. Yine senin içeride kalıyor olman ise derin bir burukluk yaşatıyor..."

Kaynak:http://anf.bz/index.php?rupel=nuce&nuceID=68394

İlişkili İçerik