Gazeteci Çiftçi Kadınlar Koğuşunu Yazdı

KCK sanığı gazeteci Çiftçi “Kadın ve Zindan-Kadın Bir Gazetecinin Esareti" kitabında kadınlar koğuşunu yazdı: “Hapiste anladım ki; hayat tam da bitti dediğin yerden başlıyormuş.”
İstanbul - BİA Haber Merkezi 22 Ekim 2014

KCK operasyonlarında tutuklanan ve yaklaşık iki yıllık tutukluluğun ardından tahliye edilen gazetecilerden, DİHA Hakkari muhabiri Hamdiye Çiftçi Öksüz’ün “Kadın ve Zindan-Kadın Bir Gazetecinin Esareti” adlı kitabı çıktı.

Çiftçi, “Bu kitabı çok şeyi göze alarak yazdım. Gözaltına alındığım ilk günden, hapis çıkışına dek, cezaevi gerçekliğini sade bir dille, kadın öyküleri üzerinden yazmaya çalıştım, gazete çıkardım, röportajlar yaptım ve cezaevinde anladım ki; hayat tam da bitti dediğin yerden başlıyormuş.” diyor.

Öldü diye çöpe atılan Pınar’dan, Yüksekova’ya rekor oyla belediye başkanı olan KCK sanığı Ruken Yetişkin’in öyküsüne kadar kitapta çarpıcı kadın hikayeleri var.

Kitap Kadın Tutuklu ve Mahkumların Öyküleri, Yazarın Anıları ve İçeriden Fotoğraflar olmak üzere üç bölümden oluşuyor.

Kadın serüvenleri

Önsözünü Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş ile KCK operasyonlarında gözaltına alınan ABD’li gazeteci Jake Hass ve Almanyalı gazeteci Michel Knapp’in kaleme aldığı kitaptaki iki kadının öyküsünden alıntılar şöyle:

“Hakkari kapalı cezaevi kadın koğuşuna bir sabah ansızın bir güvercin yolunu kaybederek girdi. Güvercinin kalbi küt küt atıyordu. Sabahın sessizliğini, yolunu kaybedip kadın koğuşunda çaresizce çırpınan güvercin bozdu. Bir o cama, bir diğer cama çarpıyor, demir parmaklıklar arasında çıkmak istiyordu. Çırpındıkça tüyleri uçuşuyor, yıpranıyordu… Düştüğü yer, kadın tutukluların gelmesi üzerine koğuşa çevrilen bir hücreydi. İçinde beş ranza, on yatak, küçük bir koridor içinde birkaç sandalye, paslı dolaplar, üç pencere, duvarda asılı üç Kur’an, üzerine koca bir kilit vurulmuş kapı. Mutfakta mahkum sayısınca tabak, bir semaver ve başı olmayan bir meyve bıçağı. Mutfak gibi kir pas içinde kaybolmuş tuvalet sonra. Öylesine karanlık ve nefes alınmaz bir yerdi ki; oraya düşen güvercinin bütün çırpınışları bundandı zaten, bu kadın koğuşu cehennemin ta kendisiydi. Kimi fuhuştan yatıyordu, kimi insan kaçakçılığından, kimi uyuşturucudan, kimi cinayetten, kimi de siyasetten. Suçları ayrı ama kaderleri aynıydı!”
 
“Mahallemizde subay kızları vardı. O zaman kırmızı pabuçlar moda olmuştu. Subay kızları kırmız ayakkabı, çanta ve şapka takarlardı. En büyük hayalim onlara sahip olmaktı. Bir gün komşunun kına gecesine gittik. Ben kınayı gelinin avucuna sürdüm. O zaman kınayı yakan çocuğa para veriyorlardı. Ben yaktığım için parayı bana verdiler. Parayı babama verdim, bana kırmızı ayakkabı al dedim. Babam üstünü tamamlayıp, ayakkabıyı almış ve artık hayalimdeki kırmızı ayakkabıya ulaşmıştım. Dolabın en güzel yerine koyup her gün gidip siliyordum. Ben kırmızı pabuçlarımı gözümden bile sakınırken bir gün abimin onları gizlice dolaptan alıp, dışarıda karda kayak yapıp arkadaşlarına da kaymaları için kiralık verdiğini gördüğümde hayallerim yıkılmıştı. Anneme söyledim ağlayarak. Annem de bunun üstüne abimi süpürgeyle dövdü. Ama ne yazık ki kırmızı pabuçlarım artık kullanılmaz hâle gelmişti.” 

İkinci Adam yayınlarından çıkan Kadın ve Zindan’I kitapçılardan edinebilirsiniz. (EA)

Kaynak: www.bianet.org

 

İlişkili İçerik