Görülmüştür çalışmaları Üniversitede ders konusu oldu.

Görülmüştür çalışmaları Üniversitede ders konusu oldu. Nur Topçu, Görülmüştür ekibinden Serdar Türkmen ve Adil Okay ile çalışmaları hakkında söyleşi yaptı.

Cezaevlerinin Görülen Mektupları

görülmüştür.org  cezaevlerine gelen "görülmüştür" mühürlü mektupların daha geniş bir kitleye ulaşabilmesi için internet sitesi olarak kuruldu. Bu oluşumla site hem mahpus ailelerine moral veriyor hem de okuyucuları mektup yazmaya teşvik ediyor.

Praksis müzik grubu kurucularından Serdar Türkmen, Adil Okay, İzmir’den Diyar, Ankara’dan Osman İşçi, İstanbul’dan Seda, Arif, Gaziantep’ten Ayşe, Mersin’den fotoğraf sanatçısı Ali Osman Abalı ve birkaç arkadaşın oluşturduğu grup "siz kimsiniz?" sorusuna örgüt değiliz, vatandaş inisiyatifiyiz diyor.

Bu kuruluşun mimarlarından olan Adil Okay; görüş yasağına, mektup yasağına, bazı cezaevlerinde renkli kalem ve 5’ten fazla kitap bulundurma yasağına rağmen politik tutsakların ayakta kalma ve üretme mücadelesi içinde olduğunu gözlemlediklerini ve bu süreçte politik tutsakların “dışarıdan” yeterince mektup alamadıklarından -dolaylı olarak- şikayetçi olduklarını, bir tutsak için en önemli moral kaynağının ziyaretçi ve mektuplar olduğunu söylüyor.

Gelen mektupların paylaşılmasının nedeni: insanların hem politik tutsakların ne koşullarda yaşadığı hakkında bilgi edinmesi, (sağlık sorunlarından, hücrelerde nasıl yaşadıklarına, günlük yaşantılarına ve morallerine kadar) hem de verilen adreslere sizin de mektup yazmanız.

Serdar Türkmen "yazmak, yazışmak önce zor geliyor ama sonra yazıştığınız insanla arkadaş oluyorsunuz. Bu da hem onun için, hem sizin için bir moral kaynağı haline geliyor" diyerek mektuplaşmaya teşvik ediyor.

"Sakıncalı Balonlar"
Adil Okay’ın küçük kızı Öykü, doğum gününden arta kalan balonları mahpus amca ve teyzelerine yollamak istiyor. Eve gelen giden mektuplardan dolayı  hapishaneden haberi var. Anne ve baba tamam deyip balonları yolluyorlar. Ama hapishanelerde mahpuslara verilirken bazılarına sakıncalı diye el konuluyor. Tutanak tutuluyor. Bunun üzerine mahpuslar Adil’in kızına durumu yazıyorlar.

"Dönem dönem eve gelen mektuplar kızım Öykü’nün dikkatini çekiyordu. O sıralar henüz beş yaşında olan kızım mektuplar hakkında sorular sormaya ve okumamızı istemeye başladı. Elbette biz onun travma yaşamaması için mektupları okumuyor, ısrar ettiği zamanlarda mektup yerine doğaçlama masal anlatıyorduk. Ama hapishane nedir yanıtlamak zorunda kalmıştık: “Gargamel’lere benzeyen kötü adamlar, iyi teyze ve amcaları kapatıyorlar. Onlar da annenin ve babanın arkadaşları. O nedenle mektuplaşıyoruz…" diye anlatıyor Adil Okay. Küçük ve zararsız tüm çocukların oyuncağı olan balon önce hapishanelerde sonra da mecliste uzun tartışmalara sebep oluyor. Balonları alamayan mahkumlardan Öykü'ye mektuplar geliyor.

Resul Baltacı (Siirt E Tipi Cezaevi): "Ha bu arada, bana gönderdiğin renkli balonları bana vermediler. 'Yasak' dediler. Bu mekanlarda her şey yasaklarla örülüdür."

Hüseyin Uzundağ (Tekirdağ F Tipi Cezaevi): "Merhaba Öykü. Bana gönderdiğin balonu alamadım, göremedim. Neden dersen yasak ve tehlikeli görülüyor böyle şeyler de ondan sanırım. Kullanmam için iki boş kartpostal yollamışsın ama kullanamayacağım. Çünkü mektup okuma komisyonu ikisinde de görüldü damgası vurarak kullanmamı imkansız hale getirmişler."

Hakime Çam (Siirt E Tipi Cezaevi): "Merhaba Öykücan. Canım senin yolladığın balonu güvenlik tedbirinden dolayı vermediler. Artık bu ne biçim tehlikeli balondur bilmiyorum.”

- Peki mektuplaşmak isteyip de korkan insanlar oluyor mu?

Serdar Türkmen: Tabi ki korkan oluyor. “Bir teröristle mi yazışıyorsun” diye kapısına polisin dayanacağını sananlar var. Gülünç tabi. Yasal haktır mektuplaşmak. Yazıştığımız insanlar içinde içeride karikatürist olan, ödül alanlar oldu. İçeride liseyi akabinde üniversiteyi bitirenler oldu. Şiir, öykü ödülleri alanlar var. Ressamlar var. İçeride çıkarılan dergiler var. O zor koşullarda üretiyor insanlar. Bizim de destek olmamız gerekiyor. Örneğin müebbet hapse mahkum edilen Zeliha Bulut’un çocuk romanı bizim çabamızla yayınlandı. Gülazer Akın’ın “Tencerenin dibi” adlı romanı yine bizim çalışmamız sonucu aynı yayınevinden çıktı. İnsanların korkması yerine bilinçlenmesi gerekiyor.

Mektup arkadaşlarından bazıları hapishaneden çıktıktan sonra da görüşmeye devam ediyor. İçerideyken de aileleriyle mektup arkadaşları arasında bir bağ oluşuyor. Örneğin Adil Okay'ı 22 yıldır tutsak olan mektup arkadaşı Kasım Karataş’ın kızı Gülistan, Antep’in bir köyüne düğününe davet edip “Adil amca evleniyorum, babam, düğünümde yanımda olmanı rica etti” diye aramış.

Sitede yayınlanan mektuplardan örnekler

Bebeğiyle birlikte hapishanede kalan Gazal Dülek anlatıyor

“Sevgili Adil Okay, ilk tutuklandığımda (10 yıl önceye ait bir dosyadan dolayı aniden tutuklanmıştım. Suç: Konuşma yapmak.) kızım Ekin Şinar henüz 10 aylıktı. (…) Bu durumda “bu çocuk cezaevi koşullarında büyümesin diye ne yaptıysak, n e talepte bulunduysak kabul  edilmedi. Sonuçta kala n cezamı, 4 yıl kadar süreyi, yatmam gerektiği söylendi. Bir bebek için çok uzun sayılacak bu süreyi savcı yüzüme okuduktan sonra bebeğimle birlikte cezaevine getirildik ve bizim için zorlu süreç başlamış oldu. Ekin Şinar henüz 10 aylık olduğundan anne sütü yanı sıra mama da veriyordum. Ve inanır mısınız dışarıdan mama almama izin verilmedi. Ona kendi sütümün yanı sıra normal süt vermek zorunda kaldım. Zaten cezaevindeki koşullar bir bebek için uygun değildi. 25 kişinin kaldığı kalabalık koğuşta ve onun için alternatif bir besini pişireceğim bir ısıtıcının dahi olmadığı, yasak olduğu koşullarda yaşamak zorunda kaldık. Sütü de sıcak su içinde ılıtıp verebiliyordum. Uzun süren mücadele sonucu ısıtıcı talebimiz karşılandı…”

Gazal Dülek, Gebze cezaevi. 01.11.2012…

30 Yıldır hapishanede olan Cuma Özkan

“ Değerli Adil Dost, ben 1993 yılında 2. Kez tutuklandıktan üç ay sonra kızım dünyaya geldi. 20 yıldır annesiyle birlikte beni yalnız bırakmadılar. Yozgat, Konya, Malatya, Antep Cezaevlerinde kaldım. Kızım Şehriban ve Annesi yaz - kış demeden, ekonomik sıkıntılarıyla birlikte hep yanımda oldular. Şimdi kızım üniversiteye gidiyor. Ben hala zindandayım. 1993 yılından bu yana eşim ve kızım hep peşimden geldiler. Kızımın bebekliğini cezaevinde gördüm. İlk yürümeye başladığında ziyaretime getirmişlerdi. Kapalı görüşlerde çocukları hükümlülerin bulunduğu bölüme bırakıyorlardı. 10-15 çocuk benim bulunduğum tarafa geldi.

Tüm çocuklar baba-amca ya da dayılarıyla buluşmuşlardı. Ama ortalıkta ağlayarak dolaşan sonra tek başına duvar dibine gidip oturan bir çocuğa sahiplenen kimse olmamıştı. Ortalık çocukların sevinç çığlıklarıyla çınlıyordu. Daha sonra benim kızımın da gelen çocuklar arasında olduğunu öğrendim. Gidip gardiyana ve orada olan arkadaşlarıma sordum. Gelen çocukların hepsinin bunlar olduğu söylendi. Ağlayan çocuğun yanına gittim sakinleştirmeye çalıştım ama nafile. En sonunda kucağıma alıp görüş kabinine götürdüm ve annesine “bu kız Şehriban mıdır” diye sordum. Evet, cevabını alınca heyecandan ne yapacağımı bilemedim. Kızım da annesini görünce cama vurmaya başladı. İlk kez baba olarak çocuğumu kucağıma alıp öptüm. Gözyaşlarını mendilimle sildim… ve emin ol Okay, gözyaşlarını sildiğim mendili 15 yıldır yıkamadan yanımda taşıyorum. Bunu ilk kez söylüyorum. Ama insanız işte. Devrimcilerin de duyguları vardır değil mi?”

H tipi cezaevi. Gaziantep

 

 

Sizler de mektuplaşmak veya mahkumların yazdığı hikayeleri okumak, yaptıkları çalışmaları görmek isterseniz görülmüştür.org dan ziyaret edebilirsiniz.

Kaynak: http://birumuttuyasamak.blogspot.com.tr/2015/04/cezaevlerinin-gorulen-me...