Görüş günü

Pazar, 8 Temmuz, 2018

Sincan kadın hapishanesinde açık görüş günümüz. Ailelerimiz dostlarımız görüşe gelecek. Sarılmalar, merhabalar, sohbetler kahkahalar özlemek duygusunun sıcaklığına karışacak. Anne sıcaklığı sevgisi kokacak yüreğimiz. Karşılıklı sohbetlerimiz, paylaşımlarla çoğalacak direnç katacak yüreğimize. Güzel annem yine isyan edecek tutsaklığıma ve gözyaşlarını tutamayacak 45 dakikalık görüşte, bir serçe gibi daldan dala olacak konuşmalarımız. Bütün dünyanın kalabalığına karışacağız, direniş türkülerini söyleyeceğiz.

Bahar dalı yeşerecek içimizde, leylaklar kokacak yüreğimiz. Ve yemek sofrasında paylaşacağız anlatılanları. Kimilerine güleceğiz kimileri hüzünlendirecek bizi ve birbirimizin damarlarının damarlarına bağlı olmasına, sol yanımızdaki cevahirin kararmamasına sevineceğiz.

Bugün görüş günü… Kız kardeşim Gökçe, Şakran Kadın Hapishanesi’ne görüşe gidecek ve yeğenim Sarya’ya (ailedeki adı zeyto) bakacak kimse olmadığı için annemle hapishane yollarına düşecek. Zeyto üç yaşında. Ama görüşe girmesi yasak… Görüşe sadece birinci derecede yakınlar girebiliyor. Toplumda “teyze” annenin yarısıdır dense de yeğenim birinci dereceden yakınım değil. Zeyto yolda uyuyacak, yorulacak, yemek yemek isteyecek . Tüm bunları karşılamak, yerine getirmek zor değil güzel annem için. Annem Zeyto’ya görüşe girmemesinin nedenini küçük olması olarak açıklamış. Haziran’da üçüncü yaş günü kutlamasından sonra Zeyto’ya artık büyüdüğünü düşündüğü için görüşe gelebileceğini belirtmiş.

Yine görüşe giremedi, Zeyto annemin bir arkadaşının yanında bekliyor. Annemle sohbet sohbeti açtı ve Ankara Polatlı’da cinsel saldırıya uğrayan ve öldürülen Eylül’ü konuştuk. Kahrolduk öfkelendik. Hayvana tecavüz edip serbest bırakılan canin Eylül’ü öldürmesine tecavüz etmesineydi isyanımız…

Bugün görüş günü…. Kitap okumanın zor olduğu bir gün. Dağınık geçer genelde. Bu nedenle ya televizyon seyrederiz ya mektup yazarız ya da gazete okuruz.

Hapishanede volta atarak gazete okumak çok keyflidir. Hiç denemediyseniz tavsiye ederim. Annemi, konuştuklarımızı Zeyto’yu sevdiklerimi düşünürken, gazetedeki haber gözüme ilişti. Kırıkkale hapishanesinde tutuklu bulunan Alaattin Çakıcı Kırıkkale Devlet Hastanesi’nden aldığı sağlık raporu ile 9.00-20.00 saatleri arasında istedikleri kişlerle görüşe bilecekmiş. Devlet Bahçeli “af”ını çıkarmadan Alaattin Çakıcı’ya “örtülü af’’ çıkmış bile.. Sokaklara karanlık çöküp de sokak lambaları yandığında ortalığa çıkan faşizm bu “zombisi”ne, ölüm tehlikesine devletin ihtiyacı var anlaşılan. Çakıcı’yla kurulan ilişki tarzı mafya devletinin fotoğrafıdır.

Birinci derece akraba dışında kimsenin görüşe girmesi yasak! 401’i ağır, 1154 hasta tutsağın tahliye edilmesi, yanlarına refakatçi verilmesi yasak! Silivri, Bakırköy hapishanelerinde fotoğraf çektirmek yasak! Voleybol oynamak için havalandırmaya file yapmak yasak! Çiçek yetiştirmek, hatta duvardaki yeşil bir otun büyümesi yasak! Duvara resim yapıştırmak yasak! Salça bittikten sonra kavanozuna tuz, çay, şeker koymak yasak..

Herşeyin yasak olduğu hapishanelerde Çakıcı gibi paramiliter güçlere, faşizmin “zombileri”ne her şey serbest! Tüm bunları düşünürken tv’de son dakika haberi olarak Ağrı’da 18 gündür kayıp olan Leyla’nın öldürüldüğü haberi veriliyor. Aç bırakılarak. “Çocuk bahçelerinde şimdi /bir çiçek açsa /hüzün sevince dönüşür/sevinç çiçeğe/ ölüm uçar çocuklar kalır/ mutluluk koyun çocukların adını” diyen Refik Durbaş’ın dizeleri dudaklarımda… Bir tarafımda hasta tutuklu arkadaşların durumu ve Çakıcı’ya tanınan haklar, bir tarafım da Eylül ve Leyla’nın gözleri ve yüzleri… Hadım ve idam cezalarıyla çocuk tecavüzlerinin engenlenmesini ne kadar zor olduğunu, HDP’nin seçim programında yer alan Çocuk Bakanlığı’nın hemen kurulması gerektiğini düşünerek bir görüş günü böyle bitti….