Hapishaneden Hayatı görmüş şiirler: Aksi Yalandır... Sami Özbil

Etkin Haber Ajansı / 23 Mayıs 2013 Perşembe, 09:42

HABER MERKEZİ- Kandıra F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Sami Özbil, Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Sara Aktaş'ın "Aksi Yalandır" şiir kitabını değerlendirdi: Mekanik ve politik bir iç dilden uzak durması Sara Aktaş'ın bundan sonraki edebi yürüyüşüne ilişkin umutlu bir işaret.

Yazar, politik tutuklu Özbil'in yazısı şöyle:

"Susadım, çok susadım/ Haklıydın anne/ Parlak ışıklara uçmak/ Pervaneleri yakarmış/ Anladım."

Ortalama şiir okuyucusu şiiri hayatın taklidi/mimesis ve dizelerle anlatılanı şairin birebir hayatı sanıyor. Sanat, politika, sanatçı ve ürün arasındaki göreli özerkliği bilmeyenlerin şiirdeki anlatıcıyı şairin kendisi sanmaları ise başlı başına bir sorun alanı. Araçsal aklın dedektif merakıyla harmanlandığı, tarihin şimdiki zamanında şiirde derinleşmek, o niteliği kazanmak çok gerekli bir ihtiyaç. Şiir günce veya iç dökme olmadığı gibi şair de kayıtçı değildir.

Şair içi çok sesli olan insandır. Dip akıntılarını sever. Sara Aktaş onlardan biri ve "Aksi Yalandır" çalışmasıyla edebiyatta kendi yolunu inşa etmeye giriştiğini haber veriyor. '90'lar kuşağı dediğimiz, kitlesel biçimde özgürlük hareketi ve sosyalizm saflarında yerini alanlandan biridir şair ve o dönemin izleri şiirlerinde kendini dışa vurur. En çok da kadınları görürüz şiirlerde: Arzel, Hivda, Sarya, Berivan, Nubar ve diğerleri. Yani eşitsiz bir savaşta özgürlük idealiyle toprağa düşen ama adlarını bilmediğimiz kadınlar.

Cansever, "Gökyüzü gibi birşey şu çocukluk/ Hiçbir yere gitmiyor" diyordu. Sara Aktaş için de çocukluk kilitli bir sandık gibi bir dolu imkan barındıran bir dönem.

"Hatırası alnıma yapışmış çocukluğum."

Çocuklukta 'anne' ve ilk gençlikte 'yoldaş' sözcükleri birer çakmaktaşı gibi şiirinlerinde.

"Değişmiyor siyah beyaz sureti annenin/ Yüzünün dövmelerinde görüyorum hikayemi."

Geçmiş hatıranın güncelliği Sara Aktaş'ta çapcanlıdır. Hafıza, hatıra ve sadakat aynı zamanda duyulan acının sürekliliğine de yol açmaktadır. Şiirlerdeki türlü kayıplarla tutulamayan yas -her gün yeni ölüm haberleri alınırken, hangi kayıp için bu mümkün ki- şiirlerdeki anlatıcının kimliğini çerçeveliyor.
Kopa kaybedile yürünen bir yolda acının sürekliliği şiirlerdeki anlatıcının yalnızlığını beraberinde getiriyor.

"Tüm aşkların toplamıydın/ Bir Newroz şafağında yüreğime savruldun/ Şimdi sorma bana yitik yüzleri/ Ne de olsa giden sensin/ Ben de ise bir dağ kalacak/ Bir de baktığım her şeydeki sen."

Durmaksızın sevdiklerini kaybeden insanların yeni insanlar tanımaktan, yakınlıklar kurmaktan kaçınmaları, neredeyse kaçınılmaz bir trajedir. Tam da burada, şimdi zamanın çiğ ışığına hapsolmaktansa hatırlamak, hatırlama eylemiyle arınmak ve yarına dair düşler kurmak bir yol olarak kendini ortaya koyar. Aktaş'ın şiiri bu nedenle bağırtı değildir. Mırıldanma, kendisiyle konuşan, bir tür sağaltım aracı olarak da şiire sığınan bir anlatıcıyla karşılaşmak bu bakımdan anlamlı. Kararlı ama iddiacı olmayan üslup şiirlere yansıyor.

"Sırtımızda çocukluğumuzu taşıyıp/ Kaçak tütün gibi sunacağız hayatı."

Sara Aktaş'ta zaman doğurgan. Binlerce yılın birikimi eril şiddete karşı o zamana güvenir ve onu büker. Geceye verir sırtını.

"Gecelerdi bize kalan/ Gündüzler değil miydi/ Kadınlığımızı kanatan."

"Aksi Yalandır" melez bir kitap. Şair içine doğduğu Kürtçe ile değil komşu dil Türkçe ile anlatır. Şiirle öykünün sırtlarının kesiştiği bir toplam aynı zamanda "Aksi Yalandır". Mekanik ve politik bir iç dilden uzak durması Sara Aktaş'ın bundan sonraki edebi yürüyüşüne ilişkin umutlu bir işaret. Kitap bu bakımdan bir eşik anlamını da taşıyor. Şiir, öykü veya roman, edebiyatın hangi imkanlarını kullanırsa kullansın adını ileriki yıllarda da duyacağımız bir devrimci üretici Sara Aktaş.

Son sözü o söylesin. "Sen boynu kırılan ceylan/ Ben yıkıntılar içindeki hatıran/ İnanmadım öldüğüne/ Hiç susmadım/ Yepyeni bir hayat örüyorum bize/ Yeşilden, topraktan, sudan/ Ve ateşin harından."