Hapishanelerdeki akıllara durgunluk veren yeni yasaklar

Tarih: 
Pazartesi, 2 Mayıs, 2016

Tutsak yazar İbrahim Şahin grubumuza Sincan Hapishanesinden yolladığı mektupta yeni akıl almaz uygulamaları yasakları anlatıyor:

Mayıs 2016

Bulunduğumuz hücrelere baskınlar yapıp pek çok eşyamıza el koydular, ki bunlar bizim mağduriyetimize neden olanlar idi... Bütün bunları yaparlarken her şeye karşılık kullanılan maymuncuk misali “Amaç dışı kullanım” diyorlar... özel hayatımızı takip etmeye kalktıklarında benzer şekilde tepki göstereceğimiz aşikar. Lakin duyarlı kesimlerden de konuya ilgi beklediğimizi belirtmek isterim... Sanırım biliyorsundur; bu yıl ki Diyarbakır 2 No’lu Eğitim-Sen’in Öykü Yarışması’nda üçüncülük verildi bir öyküme...

İbrahim Şahin

1 No’lu F Tipi Hapishane

C-8-91

Sincan-ANKARA

***

Sevgili Adil Can Merhaba

Umuyorum iyisindir. Seni tüm içtenliğimle dostlukla kucaklıyorum.

Kaç zaman oldu sana yazmayalı. Bir uğrayayım dedim. Gerçi çoğunluk, zaman ve mecburiyetlerden kısıtlıyız ama, halden anlıyor olmana sığınıyorum.

Bu aralar yeni roman çalışmamdan dolayı hayli kapalıydım. Henüz bitirmedim fakat üniversite sınavlarım nedeniyle bir müddet mola vermek zorunda kaldım.

Adil Can biliyorsundur gazetelerden; bu ara hapishaneler tıpkı “dışarısı” gibi gergin. Elbette burada olanların ülkenin içinde bulunduğu genel durumdan bağımsız olmadığını, hatta onun bir uzantısı olduğunu sana anlatmak bile gereksiz. Buraya yansıması şöyle oldu:

-Bulunduğumuz hücrelere baskınlar yapıp pek çok eşyamıza el koydular, ki bunlar bizim mağduriyetimize neden olanlar idi. Örneğin üç kişiye sadece 1 adet leğen verdiler, geri kalanını aldılar. Yani bir kaç parça çamaşır yıkayacak olsak rezillik çekeceğiz. Ayrıca bunun nasıl bir hijyen anlayışına sahip kafadan çıktığını anlamıyorum bile. Ayrıca nevresim takımından sadece 1 parça bırakıp, ikincisini aldılar. Yani birini yıkasak, öteki yok ki serip de yatalım. Soruyoruz; “bu çarşafı yıkadığımızda kuruyana kadar nerede yatacağız? Ya da hapishanenin çamaşırhanesinde yıkatsak 4-5 gün sonra getiriyorsun geriye. Peki bu 4-5 gün nerede yatacağız?” Bu sorulara bir cevap vermiyor, “emir böyle” diyorlar. Emir Adalet Bakanlığı’ndan gelmiş.

-Bir başka örnek ise içme suyuyla ilgili. Bize, “içme suyunuz bitince bizden isteyeceksiniz, boş pet şişesini verip dolusunu alacaksınız” diyorlar. Üç kişiye iki tane su peti veriyorlar ve bunlar bitince boşunu verip dolusunu almamızı söylüyorlar. Burada pek çok uygulamayı anlamsız-absürt-kırıcı bulabiliriz. Fakat en temel insan-canlı hakkı olan suyun böyle bir uygulamayla bir baskı unsuru, bir işkence aracı ve bir ıslah olarak kullanılması onura dokunduğundan kabul edilemezdir. Ben suyun bu şekilde kullanımını hiç duymadım ve görmedim.

-Bunlarla sınırlı değil olanlar: Hücrede 1 adet çekpas ve sapına izin verip kalanları aldılar. Fırçayla süpürsen suyla temizleyemiyoruz, suyla temizlesek fırçayla süpüremiyoruz. Daha saçması şu ki çekpasın sapını alıp 75 cm olarak kesip getirdiler, yani bir kısa sopayla hücre temizliği yapmamızı istiyorlar-dayatıyorlar.

-Dahası da var. Hücremizde bulunan ve içine yiyecek yahut çeşitli eşyalarımızı koyduğumuz plastik kap-kutularımızı da aldılar. Örneğin peynir kutusuna zeytin koyamayız; ya da yoğurt kabına kuru çay koyamayız. Bütün bunları yaparlarken her şeye karşılık kullanılan maymuncuk misali “Amaç dışı kullanım” diyorlar. Elbette bunun ne anlama geldiğini biliyoruz.

-Bir de uzun bir zamandır gündemde olmayan kamera mevzusunu yeniden ısıtıyorlar. Daha önceden, gün boyu kullandığımız havalandırmalarımıza taktıkları kameraları kırmıştık ve bunun karşılığı olarak bizlere bir yılı geçen hapis cezası verdiler. İnsan onurunun hapis cezasıyla ölçülemeyeceğini bilen bizler yine benzer şekilde kameralarla özel hayatımızı takip etmeye kalktıklarında benzer şekilde tepki göstereceğimiz aşikar. Lakin duyarlı kesimlerden de konuya ilgi beklediğimizi belirtmek isterim.

Sevgili Adil Can; Buralarda durumlar böyle.

Sanırım biliyorsundur; bu yıl ki Diyarbakır 2 No'lu Eğitim-Sen'in Öykü Yarışması’nda üçüncülük verildi bir öyküme. Şiir birinciliğimin ardından bunun da olması güvenimi artırdı kalemime. Yazmaya devam. Ama ben hala romanımın basılmasını bekliyorum.

Senin de iyi olmanı temenni ediyorum. Ayrıca eşine ve Öykü’ye çok selamlarımı gönderiyorum.

Şimdilik bu kadarla yetineyim. Dostlukla kucaklıyorum seni.

Yolların tükenmesin.

Sevgilerimle  düşle...

İbrahim Şahin

02.05.2016