Hasta mahpuslar sempozyumu gerçekleştirildi

Hasta Tutsaklara Özgürlük İnisiyatifi tarafından hazırlıkları yürütülen “Hasta mahpuslara özgürlük ve çözüm önerileri” başlıklı sempozyum bugün Ankara'da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirildi.

BDSP’nin de bileşeni olduğu inisiyatif tarafından örgütlenen sempozyumun amacı hasta tutsaklar sorununu kamuoyuna taşımak ve bu konuda bir duyarlılık yaratmak olarak ortaya konuldu. Ayrıca sempozyumun sunum ve metinlerini ilerleyen dönemlerde kitaplaştırmak hedefi ile hareket edildi.

Saat 10.30’da başlayan sempozyumun gerçekleştirildiği salona “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Kahrolsun IŞİD Biji Berxwedane Kobanê!” ve “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın!” yazılı ozalitler asıldı. Eşitlik, özgürlük, devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirilenler anısına saygı duruşu ile başlayan sempozyumda açılış konuşmasını Mahmut Konuk yaptı.

Birinci Oturum:

Sempozyumun ilk oturumunda moderatörlüğü Akın Birdal yaptı. Bu oturumda Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı ( TİHV) Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı hasta mahpuslar sorunuyla ilgili sunumlarını gerçekleştirdiler.

Hapishaneler hastalıkları tetikliyor

Bu oturumda ilk sözü Öztürk Türkdoğan aldı. Türkdoğan, hasta tutsaklar sorununun, hapishanelerdeki işkence sorunundan bağımsız olmadığını söyledi. İHD’nin kurulduğu günden bu yana hapishaneleri temel gündem olarak değerlendirdiğini belirterek, geçmişten bugüne hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini özetledi. Siyasi tutsak sayısının 7000’e yakın olduğunu söyleyen Türkdoğan, Adalet Bakanlığı verilerine göre 1500, İHD’ye yapılan başvurulara göre sayıları 578 olan hasta tutsakların büyük bir kısmının da siyasi tutsaklar olduğunun altını çizdi. Ayrıca 578 hasta tutsağın içinde 228 tutsağın durumunun ağır olduğunu vurguladı. F tipi tecrit politikasının sağlığa olumsuz etkileri olduğunu ve bu hapishanelerin hastalıkları tetiklediğini söyledi. Hasta tutsaklar sorununun çözümü için Türkiye’nin Ceza İnfaz Kanunu'nu değiştirmesi gerektiğini belirtti. Türkdoğan, bu sorunun politik değil, insani olduğunu söyleyerek konuşmasını noktaladı.

Düzen ve hapishaneler var oldukça sorun sürer

İkinci konuşmayı Selçuk Kozağaçlı yaptı. Kozağaçlı, hasta tutsaklar sorununu anlamanın infaz sisteminin nedenlerini kavramaktan geçtiğini söyledi. Bu noktada hukuk sisteminin ortaya çıkışını tarihsel ve felsefik örneklerle açıkladı. İnsan haklarının hukukla ayrıldığını belirten Kozağaçlı, insani infazın olamayacağını söyledi. Bu nedenle meseleyi hukuksal olarak değil, siyasal olarak ele almak gerektiğini belirtti. Siyasal alanın dövüşülen, kazanılan ve kaybedilen yer olduğunu, hukuksal alanın bir kurtarıcı olamayacağını vurguladı. Ne yapılırsa yapılsın düzen ve hapishaneler var oldukça bu sorunun ortadan kaldırılamayacağını söyleyen Kozağaçlı, bu sorunun çözümü için mücadele etmekten de vazgeçilemeyeceğinin altını çizdi. Hasta tutsaklar sorununun AKP sorunu olmadığını söyleyen Kozağaçlı, bu sorunun devrime ertelenemeyeceğini de vurgulayarak devrimin güncel olduğunu ifade etti.

Acil görev ağır hastaların çıkarılması

İlk oturumun son konuşmasını Şebnem Korur Fincancı yaptı. Fincancı da hasta tutsaklar sorununun tıbbi, hukuksal ve insani bir mesele olmaktan öte siyasal bir sorun olduğunu söyledi. Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız bir değerlendirme yapamayacağını ve bilimsel kriterlerden uzak olduğunu belirtti. Ölüm orucu sürecine değinen Fincancı, Adli Tıp Kurumu’nun tutumunu teşhir etti. Böyle bir tablo içinde hasta tutsaklara yönelik nitelikli bir çalışma yürütülemeyeceğini söyledi. Acil görevin, ağır hasta tutsakların bir an önce hapishanelerden çıkarılması olduğunu vurgulayan Fincancı, bu sorunun çözümü için mücadelenin önemli olduğunu söyledi.

Tüm konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi ve daha sonra sempozyuma öğle arası verildi.

İkinci oturum:

Hasta tutsaklar adına gönderilen mektubun okunmasıyla ikinci oturum başlatıldı. Tüm Kobanê direnişçileri ve sempozyum örgütleyicilerinin kavganın kızıllığıyla selamlandığı mektupta tutsaklar hapishanenin kötü koşullarına değinerek hasta tutsaklar başta olmak üzere tüm tutsakların tedavileri önüne ciddi engeller koyulduğuna ve yaşam hakkının ihlal edildiğine vurgu yaptılar.

“Hapishaneler ve Sağlık”

Ardından TİHV Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı “Hapishaneler ve Sağlık” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. “Hasta tutsaklara özgürlük için ömrünü adamış insanların karşısında konuşmak çok zor” diyerek sözlerine başlayan Bakkalcı, hapishaneler deyince sağlıktan bahsetmenin imkansız olduğunu belirtti. Cezaevi felsefesi başlığı altında tartışılan konulardan bahsederek hapishanenin kısaca bedenin teslim alınması yoluyla kişinin bedensel ve ruhsal olarak kontrol altına alınması, ıslah denilerek bireyin topluma “uyumlu” hale getirilmesi, girişinden itibaren organize şiddet anlamına geldiğinin altını çizdi. Mahpus haklarına değinerek “sağlık hakları” konusuna geçiş yaptı. Sağlık hakları konusunda Türk Tabipleri Birliği (TTB), Ankara Tabip Odası (ATO), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) başta olmak üzere pek çok kurumun yoğun bir emekle sürece uzun zamandır dahil olduğunu belirtti ve sistemin sorumlularından hiçbir şekilde rica/minnet yoluyla hakların talep edilmediğini, bu hakların en temel, en zorunlu haklar olduğunu belirtti. Dr. Bakkalcı, “Tutsaklar sağlık söz konusu olduğunda doğal olarak pozitif ayrımcılık ilkeleri ışığında tedavi görmelidir. Zaten cezaevine kapatılmak bireye ağır acı veren bir durumdur ve ağır acı sadece ruhsal değil fiziksel sağlık açısından hastalık sebebidir. Dolayısıyla bütün tutsaklar zaten tıbbi olarak risk grubundadır” diyerek hasta tutsak olarak rapor edilen ve serbest bırakılmasının hemen ardından vefat eden tutsakların ölümlerinin sorumluluğunun serbest bırakılmanın önünde engel olan tüm sistem kurumları ve bu kurumlardaki kişiler olduğunu belirtti.

“Hapishaneler ve ruh sağlığı”

Ardından ATO Temsilcisi Doç. Dr. Burhanettin Kaya söz alarak “Hapishaneler ve Ruh Sağlığı” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Özellikle cezaevine kapatılan çocukların maruz kaldığı işkence, dayak, cinsel istimrar, zorla çalıştırılma koşullarına değinerek çocukların yaşadığı travmaları ve ruhsal bozuklukları bağlanma sorunu, depresyon, dikkat bozukluğu, krizler şeklinde detaylandırdı. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’na (TTSB) vurgu yaparak toplama kampı ve F Tipi gibi koşulların karmaşık TTSB’yi tetiklediğini söyledi.

“Adli Tıp'ta özel uygulamalar”

Ardından söz alan Adli Tıp Uzmanları Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Biçer, cezaevindeki ağır koşullar nedeniyle yaşamını yitiren hasta tutsak Güler Çetin’in mektubundaki son sözleri ile konuşmasına başladı. “Adli Tıpta Özel Uygulamalar” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Biçer, hekimlerin hasta tutsaklar mücadelesindeki rollerine değindiği konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Tüm hukuksal zorlamalara rağmen Türkiye’de idam cezasının infazında bulunmayı reddeden hekimlerden devraldığımız bir miras var. Hekimin sağlıktan başka bir otoritesi olamaz. Elbette ki devrimci mücadelede hekimler olarak yer alabiliriz. Ama hekimlikten gelen gücümüzü esas olarak kullanmalıyız. İnsan yasası yaşam hakkı üzerinden, sağlık hakkı üzerinden yükselir Biz sağlık uygulamalarının bire bir denetçisi ve takipçisi olmak zorundayız.” Ayrıca Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) devletin kirli çamaşırlarını yıkamak için ihtiyacı olduğunda uğradığı bir yer olduğunu ve hiçbir şekilde bilimsel bir standarda oturmadığını söyledi.

Tüm sunumların ardından serbest tartışma sürdürüldü ve yarım saatlik çay arası verildi.

Üçüncü oturum:

Temel Demirer’in moderatörlüğünü yaparak açtığı üçüncü oturumda ilk sözü Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu (ÖTSP) Temsilcisi Nihat Göktaş söz aldı. Göktaş, hasta haklarına ve gizliliğine yönelik yapılması gereken düzenlemeler konusunda önemli noktaların altını çizdi ve konuya ilişkin bilgilendirmelerde bulundu. Ardından hasta tutsakların maruz bırakıldığı ağır koşulların iyileştirmesine yönelik talepleri sıraladı ve konuşmasını noktaladı.

Tutuklu Hükümlü Aileleri Derneği (TUHAD-FED) Genel Saymanı Mehmet Temizyüz ikinci olarak söz aldı. Temizyüz, konuşmasının tamamını Kürtçe olarak gerçekleştirdi. Temel Demirer’in kısaca çevirdiği ve genel olarak zindanlardaki baskının altının çizdiği Temizyüz’ün konuşmasında ATK raporlarının hiçbir hükmünün olmadığından, siyasi tutsakların ve Abdullah Öcalan’ın maruz bırakıldığı tecrit koşullarından söz edildi.

Üçüncü olarak Yeni Demokrasi Aileleri Birliği (YDAB) temsilcisi Süleyman Şahin söz aldı. Şahin, F Tipi tecrit sürecinin sonuçlarının yoğun bir çalışmayla kitlelere ulaştırılması gerektiğini ve bu tür panellerin, sempozyumların yanı sıra sokaktaki eylemli süreçlerin hasta mahpuslar sorununu çözmek için hayati önemde olduğunu söyledi. ‘96 ve 2000 ölüm orucu süreçlerine değinen Şahin, devletin saldırılarına karşı verilecek en güçlü yanıtın kitle hareketleri olduğunu belirterek konuşmasını bitirdi.

Son sözü Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) adına Zeynep Yay aldı. Yay şunları ifade etti: “Evlatlarımız F Tipi ile mücadele ederken biz de ‘Haydi analar el ele!’ dedik. Ben de iki oğlumla birlikte F Tipi’nin ne olduğunu çok iyi gördüm. Gece yattığında bir duyarsın ki çıldırmış insan sesleri… F Tipi’ne son teknoloji kameralar takarlar. Ama insanları, müdürleri, gardiyanları konuşmasını bile bilmez. F Tipi’ndeki insanlar gayet net, onlar düşmanlarıyla yüz yüze. Devrimci tutsaklar ne yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Hasta tutsaklar her şeyin bilincinde davranıyorlar. Asıl mesele biz dışarıdakilerin ne yapması gerektiği. Arkadaşlarımızın dediği gibi bir olduğumuzda zafere daha tez varırız. Hasta tutsaklar içeride ve dışarıda en çok şeye ihtiyaç duyan evlatlarımızdır…” Zeynep Ana mücadeleye dair yürüttükleri kampanyalardan bahsetti ve mücadeleyi dışarıda güçlü örgütlemenin önemini vurguladı. “Anne, baba, eş, kardeş, teyze olarak evlatlarımızı yalnız bırakmadığımızı düşmana göstermemiz gerekir” diyen Zeynep Ana, tutsaklara mektuplarla, kartlarla ulaşma çağrısını yükseltti.

Ardından serbest kürsüye geçilerek kapanış forumu alındı. Forumun ardından her cumartesi yapılan hasta tutsaklar eyleminin bu hafta bu sempozyumla yapılmış olduğu ve hava muhalefetinden dolayı Güvenpark’ta yapılmayacağı fakat haftaya yine Yüksel Caddesi’nden Güvenpark’a yürüneceği duyurularak sempozyum sonlandırıldı.

Kızıl Bayrak / Ankara

Kaynak: www.kizilbayrak.net