Hasta tutuklu Selma Altan’ın ilk duruşması yarın

Tarih: 
Salı, 16 Haziran, 2020

 

 

 

HABER MERKEZİ – Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği’nden, hak savunucusu Selma Altan 7 aydır tutuklu. 71 yaşındaki KOAH hastası Altan’ın tutuklanma nedeni tutuklu yakınlarıyla görüşmüş olması. “Örgüte üye olmak” iddiasıyla cezaevinde tutulan Altan ilk kez yarın hakim karşısına çıkacak. İstanbul Adliyesi 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde SEGBİS’le görülecek bu duruşma öncesi Altan’ın kardeşi Sevinç Altan hem ablasının tutuklanmasına gerekçe kılınan koşullara hem son duruma dair bir not kaleme aldı. JinNews’teki bu notu paylaşıyoruz.


Sevinç Altan


Ablam Selma Altan 7 aydır tutuklu. 16 Haziran’da ilk duruşması olacak. Bu zamana dek hâkim yüzü görmedi yani.

Tutukluluğu gerçek anlamda cezaya dönüştürülmüş durumda. 71 yaşına hapishanede girdi. Yaşı ve bir takım rahatsızlıkları nedeniyle endişeli bir bekleyişle geçen bir süreç oldu bu hepimiz için. Covid-Pandemisi de eklenince üstüne, endişemiz arttı tabii.

Hapishanelerdeki sağlık koşulları salgın başlamadan da iyi değildi, biliyorduk ancak salgınla birlikte durum daha da ciddileşti. Yaşı ve sağlık sorunları gerekçesiyle yaptığımız bütün tahliye taleplerimiz reddedildi, risk grubunda olduğu halde serbest bırakılmadı.  Yeni infaz düzenlemesi de binlerce siyasi tutuklu gibi onu da kapsam dışında bıraktı.

Ablamın dosyası, onunla birlikte tutuklananların hepsi tahliye olmasına rağmen oradan oraya dolaşıp durdu uzun süre.

İzmir, İstanbul’da gözaltına alındığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek İstanbul’a gönderdi, İstanbul yetkisizlik kararı verince Yargıtay’a gitti dosya. Hangi mahkemenin yargılayacağının belli olmadığı muallâkta bir yargı süreci yaşandı aylarca ve nihayet İstanbul’da karar kılındı.

“Sınırları zorlayan biri oldu o hep. Ancak sınırları kaldırmaktan çok bozduğunu söyleyebilirim, bozdu, başka yerlerden çizdi, başka noktalardan geçirdi. Onu biçimlemeye kalkan hiçbir parmağın gösterdiği yöne gitmedi. Bu nedenle cezalandırılıyor bence” demiştim ablam tutuklandığında.

Evet, bu yüzden cezalandırılıyor. Yoksa ablamın yapıp ettikleri, hapishanelerdeki hak ihlallerine karşı tutuklu ve mahpus yakınlarının sorunlarının çözümü çerçevesinde bir nebze olsun rahatlatma amacı güden güzel dokunuşlardı sadece.

Biz de bu 7 aylık süre zarfında Şakran’a gide gele birçok soruna yakından tanık olduk, yakından baktık, yakından gördük ve dokunma ihtiyacı duyduk. Hepimizi büyüten bir süreç oldu bu.  O duvarlar çok şey anlattı bize. Ablamı ve yapıp ettiklerini, neyi neden yaptığını, devletin suç saydığı şeyin aslında devasa bir soruna, zaten herkesin görüp yapması gereken merhem olma gayreti olduğunu daha iyi anladık.

Bizim imkânlarımız vardı, her ay İstanbul’dan kalkıp görüşe gidebildik ama 10-20 yılı aşkın zamandır mahpus olanlar ve onları görmeye gelemeyen aileler gördük. Taa Van’dan, Hakkâri’den, Adana’dan vs kalkıp gelemeyen. Unutulmuşlar gördük.

Bizim imkânlarımız vardı, her ay yeterince para yatırabildik ablam için ama ailelerinin imkânı olmadığı için parasız kalan mahpuslar olduğunu gördük. Hapishane kantininden ve yönetimin seçtikleri içinden ve de pahalı bir alışveriş yapmak zorundalar.

“Mümkün olsa da hepsinin görüşçüsü olsam” duygusuyla ayrıldım her seferinde Şakran’dan.

Salgın nedeniyle en riskli alanlardan biri hapishaneler. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre 458’i ağır olmak üzere 1334 hasta tutuklu hasta tutuklu/hükümlü var ve onlar için risk çok daha büyük. Adli Tıp’ın “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen birçok siyasi tutuklu ve hükümlü politik saiklerle içerde tutuluyor. Kaç hasta mahpusun ölüm haberini aldık!

Anneleriyle kalan çocukların sayısı ise 780’e ulaşmış. Adalet Bakanlığı tarafından salgın çerçevesinde önlemler alındığı söylense de tutuklu ve hükümlülerden gelen bilgiler bunun tersini söylüyor. Ayakta sayım, çıplak arama gibi hak ihlalleri haberleri okuyoruz. Bunları dile getirince, ses çıkarınca da “terörist” oluyorsunuz!

İşte “en güzel terörist” ablam bir koğuşta 19 güzel kadınla birlikte kalıyor. Birbirlerine dayanıp, birbirleriyle dayanışıp, birbirlerinin hayatlarını zenginleştiriyorlar. Salgından sonra birleştirmişler koğuşları. Zor şartlardalar ama dışarıdan gelen bizlerden daha güler yüzlü ve daha umutlulardı hep dünyaya dair.

Bir de bebek var koğuşta. 7 aylıkken gelmiş, şimdi bir buçuk yaşında. Gel de kahrolma!

Ablam koğuşun ninesi. Gül gibi bakmış koğuş arkadaşları o güzelim kadınlar ona, ince bir ihtimamla üstüne titremişler. “Bir kez bile çamaşır yıkatmadılar bana” dedi son telefonda.

Daha önce de söylemiştim sanırım, tutmayan dizlerine paspas sapından baston yapmışlar. Çok uğraşmıştık bir baston için, kabul ettirememiştik hapishane yönetimine. Ağlamıştım, dünyanın camını çerçevesini indirmek istemiştim.

Eğer tahliye olursa hemen ameliyat olacak, dizlerine protez gerekiyor. Tutuklandığında 10 gün sonrası için hastanede ameliyat randevusu vardı zaten.

Salgın başladığından bu yana karantina adı altında geliştirilen görüş kısıtlılığı gerekçesiyle de onunla tek bağımız, lütfedip 10 dakikadan 20 dakikaya çıkardıkları telefon görüşmeleri kaldı elimizde. Avukat görüşmelerine de kapalısına bile izin verilmedi bu süreç içinde, mahpus yakınlarından alabildiler müvekkilleriyle ilgili haberleri. İlk kez geçen hafta avukatıyla bir kapalı görüş mümkün olabildi.

Savunmasını hazırlamış. O bildik “gizli tanık” laflarına bel bağlayarak oluşturulmuş, her şeyi suç diye gösterebilmek için taklalar atan bir garip iddianame.

“Yapıp ettiğim hiçbir şey suç değildir” diyerek kendini savunmak zorunda kalması zül geliyor bana. Öpüyorum onu o gümüş saçlarından. Saçının teline kurban olasınız!

Birkaç gün önce Esquire’ın 68’de James Baldwin’le yaptığı bir röportajı yayınladı 5 Harfliler. Bugünkü siyah isyanı 60’larda yaşanan isyanlara ve hak mücadelesine bakarak değerlendirme fırsatı sunar nitelikte harika bir röportaj. Bir yerinde ESQ’nun “Siyahları nasıl sakinleştirebiliriz?” sorusuna James Baldwin “Sakinleşmesi gereken biz değiliz” diyerek cevap vermiş. Ne güzel bir cevap!

Biz de sakinleşmeye çalışarak ablamın tahliyesini bekliyoruz işte.

Artık yeter!

Ablamı bırakın!

O bizim ve o güzel elleriyle dokunduğu birçok insanın kıymetlisi. Ona en ufak bir zarar gelirse…

Ah içimi yakan güzel öfkem.

Seninle çoğalıyorum artık.

Kaynak :Gazete Karınca

İlişkili İçerik