İHD Adana Şubesi: Ceyhan Cezaevinde ceza içinde ceza yaşanıyor

Cumartesi, 1 Aralık, 2018

İHD Adana Şubesi Hapishane Komisyonu, Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklularla yaptıkları görüşmede hazırladıkları hak ihlali raporunda, "ayakta askeri nizamda sayım ve ağız içi arama" uygulamasının tutuklulara dayatıldığını ve hasta tutukluların tedavi edilmediğini belirterek, "Ceza içinde ceza yaşadıklarını" belirtti. 

 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Hapishane Komisyonu, Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi'nde yaşanan hak ihlallerini ilişkin 26 Kasım'da cezaevi yönetimi ve tutuklularla görüşerek, rapor hazırladı. Raporun tutuklu ailelerin başvurusu üzerine hazırlandığı belirtildi. 
 
‘DARP, CEZA VE TEHDİT’
 
Raporda tutukluların ayakta sayım dayatmasını kabul etmedikleri için darp edildikleri ifade edildi. Tutuklulardan Nedim Baysal hak ihlallerine ilişkin şunları anlattığı aktarıldı: "Uzun zamandan bu yana haklarımızdan yararlanamıyorduk. Haklarımızı kullanmayı talep ettiğimizde ise gardiyanlar ‘zaten havalandırmanın üzerini de kapatacağız, bizi böyle küçük şeylerle meşgul etmeyin’ şeklinde söylemlerde bulunuyorlardı. 23 Kasım tarihinde ise kırka yakın gardiyan müdürle beraber bir anda koğuşumuza girdiler. Askeri nizamda sıraya geçip sayım vermemizi istediler. Kabul etmeyince hepimizi darp ettiler ve kolumuzdan ters bir şekilde tutup hücrelere attılar. Sağ kolumda bu muameleden kaynaklı incinme oldu. Ayrıca hücreye götürülürken kör noktalarda da aynı muamelelere devam edildi. Bu esnada tehdit ve hakaretleri de durmadan devam ediyordu. Hücrede kısa bir süre kaldıktan sonra tekrar koğuşumuza geçtik. Müdürle görüştükten sonra aynı şeylerin tekrar yaşanmayacağı söylendi. Ancak 25 Kasım tarihinde yani iki gün sonra tekrar aynı şekilde koğuşumuza geldiler. Gelirken ‘devlet geldi, ayağa kalkacaksınız ’ şeklinde söylemlerde bulunuyorlardı. Tüm baş memurların bunda sorumluluğu vardır. Ayrıca bunun dışında revire çok geç çıkıyoruz, çıkınca ise doğru düzgün muayene edilmeden tekrar koğuşumuza dönüyoruz. Hastaneye sevkler ise hemen hemen hiç yapılmıyor. Yapılsa dahi asker ‘Ağız araması’ yaptığı için ve bu muameleyi kabul etmediğimizden dolayı kapıdan tekrar dönmek zorunda kalıyoruz. En önemli sorunlardan birisi de revir ve hastaneye sevkler konusunda yaşadığımız sıkıntılardır. Revire geç çıkarılıyoruz, nadiren olan hastane sevklerinde ise Jandarma tarafından ağız içi araması yapıldığı için bunu kabul etmediğimizden dolayı sevk edilmeden tekrar koğuşlarımıza dönmek zorunda bırakılıyoruz. Aynı durum mahkemeye sevkler esnasında da yaşanmaktadır. Mehmet Emin Ado arkadaşım mahkemeye götürülürken ağız aramasına maruz bırakıldığı için darp edildi. Hepimiz hakkında soruşturma başlatıldı. Yarın ise ne olacağı belli değil. Talebimiz ise olayın takipçisi olmanız."
 
‘İDARE KABUL GÖRMÜYOR’
 
Cezaevi 2'nci müdürü ve yetkililerle görüşüldüğü ve ihlallerin kabul edilmediği vurgulanan raporda, şöyle devam edildi: "Cezaevi idaresi adına konuşan kurum 2'nci müdürü genel olarak ılımlı bir yaklaşım sergilemiştir. Ancak mahpusların aktardığı gibi bir askeri nizamda ve tek sıra halinde sayım alınmadığı, sayımların amacının yalnızca firar etme durumlarına ilişkin sınırlı bir önlem amacı taşımadığı, mahpusların aynı zamanda genel sağlığından ve güvenliğinden sorumlu oldukları için sayımlar esnasında mahpusları bir bütün olarak görmek zorunda oldukları, sayım esnasında oturdukları zaman bunu gözlemleme durumlarının ise zorlaştığı ve yalnızca bu amaçla ayakta durmalarının istendiği, bu konudaki yönetmeliklerinin açık olduğunu, yine mahpuslar tarafından aktarılan yaralayıcı darp olayının abartılı olduğu, karşılıklı yaşanan arbedede infaz koruma memurlarının sınırlı olan yetkilerini kullandıkları esnada mahpusların vücutlarının belirli yerlerinde kızarıklıkların oluşabileceği ancak iddia edildiği gibi kafa veya kolda meydana gelen kırıkların son derece abartılı olduğu, bunu mahpuslarla yaptığımız görüşmeler esnasında da bizzat gözlemleyebileceğimizi, yine yaşanan arbede esnasında mahpusların hep bir ağızdan slogan attıkları için hücrelere koyulduklarını, ancak bunun yalnızca 1 saatle sınırlı olduğunu ve sloganları bitince de hücrelerden çıkarıp tekrar koğuşlara gönderildiklerini beyan etmiştir. Heyetimizce mahpuslara yönelik hastane ve mahkemeye sevkler esnasında dayatılan ağız içi arama uygulaması sorulduğunda ise, kendilerinin böylesi bir uygulama asla yapmadıklarını, haberlerinin olmadığını, bu olayın kurum içinde değil kurum dışında, dış güvenlikten sorumlu jandarma tarafından gerçekleştirildiği için kendi yetki alanlarına girmedikleri ve müdahale edemediklerini belirtmişlerdir. Yine heyetimizce, yaşanan olaydan kaynaklı mahpuslara yönelik açılan disiplin soruşturması sorulduğunda, cezaevi 2'nci müdürü tarafından, soruşturmanın yalnızca mahpuslara özgü ve tek taraflı olmadığı, sayım esnasında yetkili olan ve olay yerinde bulunun tüm infaz koruma memurları hakkında da aynı şekilde disiplin soruşturmasının başlatıldığını tarafımıza aktarmıştır." 
 
‘KEYFİYETÇİ VE PROVEKE EDİCİ’
 
Cezaevi idaresinin sayım sırasında keyfiyetçi ve provoke bir tutum sergilediğinin belirtildiği raporda, koğuşlarda askeri nizam ve ayakta sayım dayatmasının, kurumun ya da tutukluların güvenlik ihtiyacından kaynaklanmadığının aşikar olduğunu ve müdürün ılımlı yaklaşımına rağmen olayın tekrar yaşanmasının baş gardiyanların üzerindeki otorite ve denetimin kolay sağlanamadığı sonucunun doğurduğuna yer verildi. 
 
Ağız içi aramaya dikkat çekilen raporda, "oyuk aramanın"  vücut boşluklarında yapılan arama olup yalnızca tutukluların mahrem yerlerini değil, aynı zamanda ağız, burun ve kulak içinde yapılan aramaları da kapsadığını aktarıldı.
 
ONUR KIRICI
 
Raporun devamında şöyle denildi: "Tüzük ve yönetmeliklerle de esasları belirtilen söz konusu aramaya ilişkin hükümlerine göre; mahpusun yasak madde veya eşya bulundurduğuna dair 'makul ve ciddi emarelerin bulunması', 'insan onuruna saygı' ve ‘oyuk aramasının cezaevi tabibi tarafından bizzat yapılması gerektiği’ gibi temel kriterler belirlenmişse de;   uygulamada ayrım yapılmaksızın her hükümlü ve tutuklu için, tamamen öznel ölçütler gerekçe yapılarak, özellikle hastane veya mahkemeye sevk esnasında ağız içi aramasının dayatılması, bu uygulamanın usulden uzak ve keyfiyetçi bir hal aldığını göstermektedir. Usule uygun olmayan aramalara yapılan itirazlara karşı, jandarma görevlileri tarafından darp ve şiddetle karşılık verilmesi, hem mahpusların zaten sınırlı olan sağlığa erişim haklarını hem de AİHS’nin 3'üncü maddesinde düzenlenen onur kırıcı muamele yasağını ihlal ettiği çok açıktır.
 
KELEPÇELİ MUAYENEDEN VAZGEÇİLMELİ 
 
Birbirini teyit eden beyanlar  esas alınarak heyetimizce tespit edilen söz konusu hak ihlallerinin son bulması için Adalet Bakanlığı ve Cezaevi idaresi tarafından acil çözümlerin üretilmesi, Özellikle son dönemde Türkiye Hapishanelerinde insan onuruna aykırı ve neticesi kötü muameleye varan 'ayakta askeri sayım' uygulanmasından vazgeçilmesine, temel insan hakları anlamında yaklaşım ve pratik sergilenmesi, İstanbul protokolüne uygun olarak Kelepçeli muayeneden vazgeçilmesi, Jandarma tarafından ağız içi aranması yöntemi ile insan onuruna aykırı oyuk aramasına son verilmesine, en temel insani hakların dahi çiğnendiği kötü cezaevi koşullarının ivedilikle düzeltilerek yasal güvence altına alınan 'insan onuruna yaraşır' bir yaklaşım ve pratiğin ortaya konulması gerekmektedir."