KANSER HASTASI TUTSAK FATMA ÖZBAY’IN GÜNLÜĞÜ ya da FATMA ÖZBAY’DAN DURUMUNU MERAK EDENLERE AÇIK MEKTUP

Tarih: 
Cumartesi, 20 Ekim, 2018

"Dokuz gün hastanede kaldım, hep yanımdaydın, yanımdaydınız. Sadece bir kez daraldım kendime acıdım, sonra kendime öfkelendim niye gücümü boş yere tüketiyorum dedim ve toparlandım. Tüm tanıdığım ve tanımadığım yıldızlaşanları, Bilgeyi ve yoldaşları yanımda hissediyordum. Ameliyata giderken de benimleydiniz.  (Şu an bir ara vereyim, çok terledim kâğıt ıslanıyor.)               

Biliyorum tüm arkadaşlar durumumu merak ediyor , bilgi almak istiyor. İçtenlikleri, duyarlılıkları beni duygulandırıyor, cevap yazmam konusunda beni tetikliyor ama şimdilik olmuyor. Durumumu bu mektupta genişçe anlatacağım biliyorum arkadaşlarla paylaşıyorsun, Gebze ‘deki arkadaşlara da yazacağım.

Şimdi baştan başlayayım. Şu hastalanan mememin macerasını anlatmaya. Hani daha önce de yazmıştım, sen ısrar ettiğin için, revire gitmek için dilekçe yazdım. Tabii ilk dilekçede çıkarılmadım. İkinci dilekçede çıkabildim, hastaneye sevkimin yapılmasını çünkü daha önce mememden sarı bir sıvı geldiğini söylediğim halde, dosyama (sağlık dosyası ) baktıktan sonra bakacaklarını söylediler. Bekleme safhası yine başladı, yine çıkarmadılar iki dilekçe yazdıktan sonra çıkabildim ve hastane sevki yapıldı. Sanırım aralık ayında Genel Cerraha gittim. Muayene yaptı kanser olmadığını, hatta sağlıklı olduğunu söyledi. Yine de mamografi ve yansılanım istedi. Bunların yapılması üç ay sürdü. Aslında yansılanım çekildiği zaman doktor sekretere ‘’kirli ‘’ deyince içime bir kuşku düştü, sonra sonuçları öğrenmek için dilekçe yazdım. Daha önce kaç kez mamografi, yansılanım çektirmiştik. ( Bayburt ‘ ta )  ama hiç sonuçlarını sorma gereği duymamıştık. Bu sefer sordum ve doktor yeni tetikler istediğini söylemiş. Gittim, doktor bana mememdeki kitlenin nerede olduğunu göstermemi istedi. Bulması birkaç dakika sürdü. Biyopsi yapıldı, pet de beş gün sonra çekildi. Pet çekimi için saatlerce bekledik, oradaki insanlara bakıp ‘’ ya benim ne işim var burada ben sapasağlamım, bu insanların hepsi kanserli ve perişan görünüyorlar, benim ne sorunum olur ki? Diye düşünüyordum; yanıldığımı bir ay sonra onkoloji doktorunun ; ‘’ kansersiniz ‘’ söylemiyle öğrendim. Genel cerrahı görmeden kemoterapiye gönderilmiştim. Cerrah ameliyat öncesi ilaç verilmesini istemişti ama kemoterapici vücudun yıpranacağını ameliyat sonrası ilaç tedavisinin daha uygun olacağını ama ciğerimde bir kitle göründüğünü emar (acil olsun dedi ama ancak bir hafta sonra emar çekildi ) çekilsin, sonra ameliyat yapılsın. Emar çekildi tekrar onkolojiye gittim ciğerlerimdekinin bir leke olduğunu kanser olmadığını acil ameliyat için heyete götürülmem istendi. Bu arada kaç kez boşu boşuna hastaneye götürülüp getirildiğimi hatırlamıyorum. ( Şu an yoğurt yemem gerekiyor, onun için de ara veriyorum. ) Yoğurdu yedim tabağı yanı başımdaki çekmecenin üzerine bıraktım ve yeniden yazıyorum. Bir hafta sonra yine hastane yolundaydım, gittim, doktorum yok bir dediler ‘’ameliyatta ‘’ sonra dediler ‘’bir ay izine ayrılmış, istersen bir ay bekle de doktorun gelsin. ‘’ kabul etmedim. Bir ay bekleyeceğim, sonra yine doktor gelmeyecek. Ben kabul etmeyince başka bir doktora gönderdiler. Gittik, doktor beklememizi uygun olursa kabul edeceğini söyleyince yine bekleme faslına geçtik.  Sonunda gittim. Genç bir doktor, muayene etti, ameliyatı kabul etti ama patoloji sonucu olmadan ameliyatı yapamayacağını söyledi. O gün sonuçlar çıktı ve Pazartesi apar topar götürüldüm. Doktor ameliyatı Çarşamba yapacağını ve iki gün hastanede kalacağımı söyledi. Mememin sadece bir bölümünü alıp koruyucu takabileceğini, bunun için de emar çekilmesi gerektiğini söyleyince dedim, tümünü alın artık fazla bekleyemeyeceğim, olur deyince ameliyat süresi resmen başlamış oldu. Kan tahlili bazı resmi evrakların imzalanması, akciğer filminin, kafa grafiğinin çekilmesi sonra anestezi, sonra anestezi uzmanına orada da birçok kâğıt imzalattılar.

                Akşam doktor hücreye geldi, durumumu sordu, ertesi gün yine gelip hazır olup olmadığımı vb. sorup gitti. Akşam koluma bir iğne yapıldı. Sabah saat sekizde ameliyat önlüğü ve başa takılan file getirildi. Üzerimde ki her şeyi çıkarmamı söylediler. Soyunup sedyeye geçtim. Tam çıkıyoruz bu sefer de asker ‘’ Bugün ameliyat olmaz, çünkü izin gelmemiş ‘’ vb. şeyler söyledi. Ben o önlükle kalmışım sedyede. Neyse ki oradaki memur kabul etmedi. Ameliyathanenin hazırlandığını, benim iki gündür beklediğimi söyleyip… Sanırım beş altı dakika o sedyenin üzerinde, koridorda kaldım. Kolumu sedye ile kelepçelediler ve ameliyathaneye doğru yola çıktık. Çıkarken oradaki görevlilerden biri bana ‘’ Güle güle git, güle güle gel. ‘’ demesi beni çok etkiledi. Ameliyathaneye girdim, yanımda da bir asker kapının önünde durdu, o da özel kıyafetler giydi.  Şöyle etrafıma baktım doktorum uzakta durmuştu. Bir iki saniye sonra ben derin uykudaydım, gözlerimi açtığımda yine bir sedyenin üzerindeydim ve yanda da bir hasta bakıcı sedyeyi sürüyordu. Yolumuz bu sefer de yoğun bakımdı. Yoğun bakıma girer girmez hemşireler etrafımı sardı, sonra falan bağlayıp yatağa bıraktılar. (Şimdilik yoruldum, yarın yazmaya devam edeceğim. Seni öpüyorum, çok seviyorum, çok özlüyorum. Bak hiç duygusala bağlamıyorum ha J Şevbaş )

                Rozacan, yeniden merhaba, bugün bayramın ilk günü. Üç bayramı senden fiziki olarak uzakta geçiriyorum, bilirsin bayramları ne çok sevdiğimi ( ? ) Devam edeyim hastane serüvenime. Yoğun bakımda ilk söylediğim çok üşüyorum oldu. Üzerime ince bir örtü ve lavabo borusu gibi bir boruyu ayaklarımın yanına bıraktı. Biraz sonra yine üşüdüğümü söyledim ‘’birazdan ısınacaksın ‘’ cevabını alınca artık üşüdüğümü söylemekten vazgeçtim, zaten sonra da söylememe gerek kalmadı ısındım çünkü. Her tarafımdan kablolarla cihazlara bağlı olduğum halde kolum yatakla kelepçelenmişti. Kolum ve elim o kadar şişmişti ki. Bir ara baktım bazı erkekler geldi herkeste bir telaş başladı. Gelenlerden biri yatağımın yanında durdu. O bu mu? Bu o mu? Gibi bir şey sordu. Neden yatağın perdesinin kapatılmadığını sorup, kızdı ve perdeyi kendisi kapattı. Neden o yatağa yatırıldığımı vb. Neyse bunu fazla uzatmayayım. Sonradan öğrendim ki başhekimmiş gelen. Ameliyattan 5-6 saat sonra varis çorabı giydirildi ve koridorda yürütüldüm. Sonra su içirdiler, çorba (un çorbası olduğu için bir iki kaşık zor içebildim ) , yoğurt sonra şehriye çorbası getirdiler yine içemedim. Sağ olsunlar hemşireler içiriyordu.  Sabaha kadar hiç uyumadım, karşımdaki duvar boydan boya pencereydi. Ve dağları güneşin batışını ve doğuşunu yıllar sonra izledim. Diğer hastalar horul horul uyurken ben özlediğim dağları izliyordum. Hacer Ablanın yoğun bakım ziyareti ise bambaşka bir duyguydu. Her yerde, her koşulda yan başımda olan Hacer ‘in hakkı nasıl ödenir bilmiyorum. Hacer ‘e benim üç gün yoğun bakımda kalacağım söylenmişti. Ama ertesi gün beni apar topar hücreye gönderdiler, tansiyonum düştüğü halde beklemediler bir sandalyeye oturttular, doğruca hücreye gittik. Hacer ‘in refakatçi olarak gelmesi için dilekçe yazdırdım. ( Kendim yazamıyordum, elimde birkaç tane kelebek vardı. ) telefon açmaları için, ne yazık ki ulaşamadıklarını söylediler. Kaldım mı tek başıma! Doktor yürümemi yoksa pıhtı atacağımı söylemişti. Peki, o idrar torbası ve o irin bidonuyla nasıl yürüyecektim ki?  İlk kalkışımda kadın memurdan yardım istedim. İkincisinde kendim kalkmaya çalıştım. Bir iki adım attım başım döndü. Yine yavaştan yatağa oturdum. Akşam gelen mecbur bir ihtiyacım olduğunda söylememi belirtti, ayağa kaldırıp gitti. Ondan sonrası kendim kalktım ve yatağa geçtim. Yemeğimi sadece yoğun bakımda yardım alarak yedim, yemeğimi de suyumu da tek başıma yaptım. Üçüncü gün idrar torbası çıkarıldı ve tuvalete gitme problemi baş gösterdi. Onu da halettim ama.

                Dokuz gün hastanede kaldım, hep yanımdaydın, yanımdaydınız. Sadece bir kez daraldım kendime acıdım, sonra kendime öfkelendim niye gücümü boş yere tüketiyorum dedim ve toparlandım. Tüm tanıdığım ve tanımadığım yıldızlaşanları, Bilgeyi ve yoldaşları yanımda hissediyordum. Ameliyata giderken de benimleydiniz.  (Şu an bir ara vereyim, çok terledim kâğıt ıslanıyor. Menopoz teri J )

                Komik şeyleri yan yana geldiğimizde anlatırım. Hani hepiniz hijyene dikkat etmemi yazıyorsunuz ya özelde o konulardaki komediler anlatırım. Ameliyat sonrası ağrı kesici vurulmasını kabul etmedim, zaten ağrım da yoktu . Yara yeri uyuşturulmuş, halen de uyuşuk. Ayaklarım da çok ağrı var, o varis çorapları ayağımda yaralar açmıştı, yangı kapmıştı, çorapları çıkardım yaralar şimdi iyileşmiş, kabuk bağlamış .( ayağımdakiler ) ilginç olan bana hiç antibiyotik verilmemesi, kısacası hiç ilaç almadım ve yarada herhangi bir olumsuzluk yaşanmadı. Geçen hafta dikişlerimde alındı. Bu hafta onkolojiye gittim, kimyasal tedavi almam için yaranın biraz daha kuruması daha iyi olacak deyip, önümüzdeki hafta randevu verildi. Kemoterapi ve sonrasında da ışın tedavisi alacağım. Yani işin tedavisi. Onkolojideki doktor yaraya baktı ve iyi temizlendiğini ve iyi kuruduğunu söyledi. Hani kanserin aşamaları var 1.2.3.4 diye. Benimki üçüncü aşamaymış. Ya anlamıyorum, ben ne ara kansere yakalandım ne ara üçüncü aşamaya ulaştı anlamış değilim. Sorduğum sorulara pek cevap alamadım, galiba doktor oruçluydu ve canından bezmişti. Her soruya ‘’ hemşirelerimiz daha sonra geniş bilgi verecek. ‘’  diyordu. Hâlbuki daha önce gittiğim kemoterapici kendisi uzun uzun anlatmıştı tedavi başladığında daha uzun bilgilendireceğini ve kâğıtlar imzalatacağını belirtmişti. Neyse ki Ramazan bitti, her halde artık sorularıma cevap bulabileceğim. Hastanede kaldığım dokuz gün boyunca her gün doktorum gelip durumumu sordu, yaraya baktı. Şeker gibi biri… Zindana getirildim yağmurlu, çamurlu bir günde ertesi gün Heval Nuriye ve Heval Kübra beni oturduğumuz divan gibi küçük bir divan var ona uzattılar ve saçlarımı yıkadılar.  ( Halen de yarayı ıslatmış değilim. Vücudumu parça parça yıkıyorum, yarayı yıkamıyorum. Daha önce biyopsi alındığında üç gün sonra banyo yaptığım halde göğsüm apse olmuştu, bu nedenle dikkat ediyorum J  Pansumanım günlük yapıldı. Ceza ertelemesi amaçlı idare Adalet Bakanlı ‘ğına resen başvuruda bulunmuş, bunun için de heyete raporu gerekiyor. İki kez heyet için hastaneye götürüldüm ama boşunaydı çünkü patoloji sonuçları olmadan olmuyormuş. Şimdi patoloji sonuçları çıkmış artık ne zaman heyete götürülürüm bilmiyorum. Bu hafta kardiyolojiye gideceğim kimyasal tedavi öncesi kalbimin durumunun bilinmesi geriyormuş. Bu süreçte ne çok şey yaşadık: Ameliyat öncesi iyi ki Ana duymadı hastalığımı ve gözlerini kapattı. O kadar çok acı yaşadı, iyi ki yeni bir acıyı yaşamadı demiştim kendime. Ameliyattan korkuyor muydum, değil. Doktoruma güvenmiştim genç olması bana güven vermişti, bir sorun yaşanacağı hiç aklıma gelmedi. Anestezide binde bir ölümlerin olduğu yazılmıştı, kâğıdı okurken ya o binde bir ben olursam diye düşünürken yakaladım kendimi. Onun dışında çok rahattım, halen de çok rahatım. Yanımdasın, benimlesiniz hepiniz, başaracağız, beraber yeneceğeyiz. Eskiden çift memeliydim, şimdi tek memeliyim ne olmuş sanki J  Sana tek memeli fotoğrafımı gönderiyorum, bak bakalım eski ile yeni arasındaki 7 farkı bulabilecek misin? J

                Roza, acaba bu gece bitirsem mi yarın yazsam olur mu? Yoruldum ve yazacaklarımı, senin merak ettiklerini yazmayı unutup macera anlatımına geçmişim. Senin duygusal yaklaşmayışın bana güç veriyor. Anlatıyorum, üzülmek yok, düşünmek var neler yapabilirsiniz buna yorulun. Biliyorum çok yoruluyorsun, kimseye yazamıyorum. Kendim için birilerinden  istemek , çok garip geliyor bir türlü kendimi ikna edemiyorum . yazamıyorum. Onun için de top sizde J Yazan her arkadaş ne yapabiliriz diye soruyor?  Heyrana çawe van. İnanın ben de bilmiyorum daha önce hiç meme kanseri olmamıştım ki, bileyim ne yapıla bilinir. Sevk konusunda başka yere gitsem tedavi yarım kalacak. Sen buraya gelsen arkadaşların olmadığı bir yerde yaşanmıyor. Burası geçici baksana bir yıldır buradayım şimdiye kadar sayımızda bir artış olmamış, daha 7 kişiyi bir arada görmüş değilim burada. Hâlbuki eskide 30 arkadaş bir oda da kalıyordu ve hep doluydu. Sen ve Derya ‘ mı gelmek istiyorsunuz? Gebze ‘den de Bese ve Xelat gelmek istiyor, benden cevap bekliyorlar. Seniz, sizleri görmek benim açımdan büyük bir mutluluk, bayram, tedavi olacak ama buranın koşulları da orta da ve mağdur olmanıza gönlüm razı olmuyor, kararsız kalıyorum. Yine de tartışın kararı siz verin. Dilekçelerinizi yazın belki kabul olur. ( Çok mu bencilce oldu bu son yazdığım? ) Bir buçuk ay sonra H. Nuriye tahliye olacak, diğer üç arkadaş daha birkaç ay yanımdalar. Tedavi süreci galiba uzun sürecek.  Tedavinin dışarıda sürmesi konusunda Bakanlığın kesin kabul edeceği söylendi, tabi buna güldüm. Niye diğer arkadaşların halen içerde olduğunu söyledim; belki de sen ilk olursun denildi. Olur, muyum sence?  Şu hastane süreci boyunca o kadar teşqaleler, ilkler yaşadım ki, bilemiyorum, belki de bir ilk olurum. Kim bilir! Düşünsene ameliyat oluncaya kadar dört doktor değişti. Ameliyat sonrası dört kez kendi doktoruma götürüldüm, her defasında ; ‘’ Ya bu hastayı niye bana getiriyorsunuz, onun onkolojiye gitmesi gerek, geciktirmeyin. ‘’ dese de götürülüyorum. E ben ilklerin kadınıyım. Olacak o kadar değil mi?

                Cigera min, Efa min, Hevala min şu an kalemi kâğıdı bırakıp seninle birlikte uyku moduna geçiyorum. Uyku problemim var uyuyamıyorum. Uykum geldiği an başımı yastığa bırakıyorum. Şu an da biraz uykum var. Aşağı da uyuyorum.  Şevbaş, öpüyorum. Arkadaşlar sizlere de Şevbaş, öpüyorum.

                Sevgiler, selamlar. Bir mektubu dört günde yazan olarak tarihe geçeceğim. Hadi ( ne yazacağımı unuttum hayret! ) yeni bir konuya geçeyim, kendimi çok anlattım, daha da anlatacağım. Şimdi kameraları sana, size doğru çevireyim. Mektubun aldığım arkadaşların isimlerini yazayım ve teşekkür edeyim. Hepinize te tek yazabilmem için, acilen şu illeti yenmem gerekiyor. Yoksa sizleri daraltmış, öfkelendirmiş olurum. Hedef; en kısa zamanda kanserli hücrelerin soyunu kurutmak olacak!  Merak etmeyin sizin sevginizle yeneceğiz, hep birlikte. Biliyorum her biriniz bir şeyler yapmak istiyor, çabalıyorsunuz, imkânları zorluyorsunuz. Ama istediğiniz sonuca hızlı bir şekilde ulaşamıyor olmanız sizi üzüyor. Üzülmeye gerek yok, zindan sınırlarını bilmiyor değiliz, başkalarının dışarıda harekete geçmesi ağır aksak oluyor veya hiç olmuyor önemli olan insanın sevdikleriyle birlikte kendine yetebilmesi ve ben bunu yapıyorum her zaman yaptığım gibi. ‘’ Erebe çuya dara , hatiye kare ye, nehatiye ji erebe xwe dare ‘’ demiş büyüklerimiz . Çok haklılar. Ben de diyorum dışarıda bir hareketlilik olursa kardır, olmazsa da biz kendimiz zaten hareketliyiz ve kanserli hücreleri def edeceğiz. Bu kadar vesselam J

                Hastalık konusunda sansür uygulamadığımı, olduğu gibi anlattığımı bilin, sizlerden herhangi bir şey saklamıyorum. Pet çekildi ve bedenimin her hangi bir yerinde kitle olmadığı, sadece ciğerimde bir görüntü vardı. Emar çekildi önemli bir şey olmadığı anlaşıldı, sonra ameliyat yapıldı. ( Şimdi bir ara vereyim, güneşe çıkayım, güneş bedenimi görsün ve biraz daha ışıldasın J Erzurum halen kış havasını yaşıyor. Güneş birkaç dakika görünüyor, peşinden de yağmur, yağmur. Gökyüzü neden bu kadar çok ağlıyor anlamış değilim. Demek çok dertliymiş. Birazdan görüşürüz. Nihayet geldim. Hayatımda ilk defa barbunya yemeği yedim bugün. Durun biraz da kılık kıyafetimi anlatayım da gülün. Malum kıyafetlerimin hepsi depoda, yanımdaki bir iki parça ise üzerime uymadığından dolayı elle kesip (makas olmadığından ) önü açık kıyafet yapmışız , giyiniyorum ama bedenimin yarısı açıkta kalıyor. Yürüdüğüm zaman hapishane kaçkınına benziyorum. Yırtık parçalar iki yandan sallanıyor. Gözünüz de canlandırabilirseniz canlandırın ne kadar komik olduğunu göreceksiniz.

                Gelo başka ne anlatsam? Moralimin iyi olduğunu söylememe bile gerek yok. Drama bağlamayacak kadar yaşamı seviyorum bu da eşittir moralimin iyi olması demektir. Tabi tedavinin dışarıda devam etmesini isterim. Bu koşullarda zorlukları var, olacak da sanırım. İdareler de içeride tedavinin zor olduğunu bildiklerinden olacak kendileri Bakanlığa başvuruyorlar. Kampanya başlatmak için tüm sağlık raporlarının tamamlanması gerekiyor ve bu raporlara da kişinin avukatı ulaşabiliyormuş. Benim vasim neden kabul edilmiyormuş onu anlamış değilim. Noter 13 yıl geçtiği için olmuyor, vasiliğin yenilenmesi gerektiğini, şimdiki vasimin avukata vekâlet verme yetkisi yokmuş. Vasinin geçerlilik süresi olduğuna da ilk defa tanık oluyorum. Güya avukat gelecekti, halen geliyor, belki yol kesmeye takılmıştır J Gerçi bu aralar seçimler dolayısıyla herkes çok yoğun, bu yoğunluk bir hafta daha sürecek, umarım çok başarılı olurlar, olmalılar da.

 

FATMA ÖZBAY

Erzurum E tipi Kadın Cezaevi