Müebbetlik Tutsak ve Sur'daki Roza

9 Şubat 2016

Sevgili Adil Hoca, Merhaba!

Gönderdiğin kartları aldım, davetinizi geri çevirmek mümkün değildi ya, oldukça geç geldi gönderdiklerin.

Bugün bir mektup aldım. Uzun süredir ve yıllardır yazıştığım bir arkadaşıma yazdığım mektup tam 5 ay sonra ulaşmış. Mektuplarda ablukaya alındı sanırım. Eh, ne de olsa bu ülkede “sarılmadık” alan, mekan kalmadı. Aylardır, günlerdir aklımız Cizre'de, Sur'da. “Günler ölüm haberleri”yle geçse de öfke bir o kadar büyük, susmayan bir şarkı gibi durmadan sesi yükseliyor içimizde. Savaşın şehirlerdeki tahribatı büyük oldu. Tüm pervasızlıklarıyla yöneldiler ve hala utanmadan, sıkılmadan yalanlarla büyük katliamların üstünü örtüyorlar. Doğru ya burası Ortadoğu’nun bir parçasıydı! Umuyorum kitlelerden yükselen barış sesi çoğalır. Açıkçası biraz buruk izliyorum yaşananları...

Adil Hoca, geçenlerde yaşanan küçük bir karşılaşmayı ve sonrasını anlatmak, paylaşmak istiyorum. Aslında arkadaşımdan izin almadım(adını bu sebeple yazmayacağım), ama sizinle de paylaştığıma sevineceğini biliyorum, yine de ismini belirtmeden kalemim yazdıkça anlatmaya çalışacağım... Geçen haftalarda hastahane dönüşü bulunduğumuz maltaya girdiğimde bir arkadaşın telefonda konuştuğunu da gördüm. Pek fazla arkadaş görme imkanı olmadığından bir boşluk bulup gidip sarılma ve sadece “nasılsın” deme imkanı yaratıyoruz böylesi zamanlarda. Çok nadir olduğundan adımlarımız küçülür. İşte, benim de adımlarımı küçültüp de sarılma fırsatım oldu. Gözleri dolmuştu arkadaşımın, kızı Roza’yla konuşuyormuş ve doğum günüymüş. Roza ve tüm çocuklar için sarıldım. Roza günlerdir Sur’daymış ve sadece telefonla görüşebiliyorlar. Annesi aylardır tutuklu. Ben de Roza’ya çoraptan bir bez bebek yapıp gönderdim, annemiz de yazdığım karta karşılık verdi, olduğu gibi sizinle paylaşmak istiyorum:

"Sevgili Yoldaşım Zeynep

Mektubunu alır almaz yazmaya başladım. Çok duygulandım. Duygularımı, teşekkürümü nasıl ifade edeceğimi de bilemiyorum. Çocuklara sen nasıl dayanamıyorsan ben de öyleyim. Sur'un, Kobanê'nin çocuklarını düşünüyorum. Kendi kızım Roza'yla bütünleştiriyorum sürekli onları. Benim kızım, Xalosu (dayısı) ilk çıkış yaptığında sormuştu bana; "benim Xalom gerilla mı oldu? Ben de büyüyünce onun gibi olacağım" diyordu. Xalosu'nun Kobanê'de olduğunu duyunca hep, Kobanê'yi takip ederdi. Ve beni de Suruç'a götür derdi. En son Xalosu'nun şehadetinden 2 gün önce götürdüm. O top, havan seslerinin içinde, sonra Kobanê'ye geçecek birinin telefonuyla Xalosu'na bir mesaj gönderdi: “Xalo ez ji te pir hezdikım, min pir beriya te kiriye” dedi. Ama Xalosu görmeden şehit düştü. Sonra ona kaç gün söylemedik. Yaşlı bir kadından duymuştu Xalosu'nun şehit düştüğünü. O an "içim çok acıdı" dedi bana. Sonra, "size kızdım beni niye cenazeye götürmediniz" diye, "Xalom'u ben de yolculamak isterdim" diyordu. Sonra ben ağlamaklı olunca, "daye megri Xalo bu sterk ü her dem dikeniya tu ji bikene". O zaman anladım ki benim kızım da çoktan büyümüş. Evet, geçen sene de doğum gününde Xalosu'nun direnip şehit düştüğü Kobanê'deydik. Onun yanında değildim, bana doğum günümde niye yanımda değildin diye kızmadı, beni niye Xalom'un mücadele ettiği yere götürmedin diye kızdı. En son da gözaltına alınırken polisler onu tatlı uykusundan uyandırdı. Ben de ondan ayrılırken gülerek gittim. Adliyedeyken haber göndermişti. "Ben gelmeyeceğim, annemi askerin-polisin içinde görmek istemiyorum" demişti ve gelmedi. Ta açık görüşe kadar ikna ettiler ve geldi. İşte duygusallığım o gün bundandı, belki de şu an 8 yaşında olan Roza'mın çocuk olmadan büyümesindendi, belki de onun telefonda bana moral vermesindendi. Çocuklarımız, Kürt Çocukları arasında en az travmatik ve dramatik olandır. Sonra bu çocuklarımız taş atan çocuklar, molotof atan çocuklar, hendeklerdeki çocuklar oluyor. Ama kimse bilmiyor ki, onların çoktan büyüdüğünü...

Kobanê'de yıkılmış evlerin altında, Xalosu'nun mücadele ettiği yerde bir oyuncak bebek buldum ve kızıma götürdüm. Ona; "bu senin Xalon’un hediyesidir" dedim ve kızım her gece Xalosu'nun hediyesiyle uyumaya başladı. Şimdi  de zindandaki yoldaşımın el emeği ve yaratıcı hediyesini kızıma vereceğim emin ol, bu da Kobanê'deki hediye kadar onun için anlamlı olacaktır. Gellek spas hevde dela!...."

Okurken bu satırları; Cizre’den, Sur’dan yeni acı haberler almaya devam ediyorduk ve biraz önce alt yazıda yine gencecik bir canımız alındı aramızdan. Yaşı henüz 14-15 diye geçiyor haber kanallarının alt yazısında. “Şimdi öldü mü denir bu çocuklara” Adil Hoca!!!

Herşey gönlünüzce olsun. Beklediğimiz bahar artık barışla gelsin... Öykü'müzü de öpüyorum...

Selam ve sevgiler

Zeynep AVCI

Kadın Cezaevi C-4

Sincan-ANKARA