OHAL döneminde hapishanelerde artan işkenceler gizlenmiyor

Salı, 15 Ağustos, 2017

OHAL sürecinde hapishanelerde tutsaklara yönelik baskı, şiddet, keyfi uygulamalar “hak ihlali” olarak değerlendirmenin ötesinde açık bir işkence halini aldı. Mektup, görüş yasakları, tutsakların iletişim kurmaları bir yana Menemen R Tipi Hapishanesi'nde olduğu gibi birbirlerini görmelerinin bile engellenmesi, tecriti derinleştiren psikolojik işkence yöntemleri olarak tarihin kirli yapraklarına işleniyor. Bununla birlikte gardiyanların, askerlerin fiziki saldırıları fiziksel işkence kapsamında gerçekleşiyor. Her saldırı sonrasında yaralanan tutsaklar hapishane revirine muayeneye bile götürülmüyor. Götürülse de rapor verilmiyor. Bu yanıyla işkence gizlenmeye çalışılıyor.

Yasal prosedür kapsamında işkence gizleniyor, fakat işkencenin duyurulması gizlenmiyor. Hemen hemen bütün saldırılardan sonra saldırıya uğrayan tutsaklar ya görüşte ya da telefon görüşünde saldırıyı anlatabiliyor. Telefon görüşü ve görüşlerdeki kısıtlamalar düşünüldüğünde, saldırı anlatımının yapılabilmesinin nedeni olarak, çok ayrıntılı düşünmeden, düz mantıkla bile bu saldırıların duyulmasını istedikleri için, saldırı anlatımlarını engellemedikleri sonucuna varıyoruz.

Saldırılarının duyulmasını istiyorlar. Çünkü toplumsal muhalefet üzerinde polis terörüyle birlikte, bir de bu şekilde basınç kurmaya çalışıyorlar.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça sadece işlerine geri dönmek için hak arama mücadelesine girdiler. Yazılı yasalarına göre bile “yasadışı” bir eylemleri olmadı. İşlerine geri dönmek için başlattıkları açlık grevinin 76. gününde tutuklandılar. Nuriye ve Semih'in açlık grevine zorla müdahale imkanı yaratmak için tutuklandılar. Ancak sermaye devleti Nuriye ve Semih'i tutuklayarak topluma bir mesaj verdi: Hakkını ararsan tutuklanırsın. Özcesi hakkını arayan herkes hapishaneye atılır diyorlar. Hapishanelerde işkencenin gizlenmemesinin nedeni bu durumda daha net görülüyor.

Açık işkencenin panzehri: Kitlesel karşı koyuş

Kapitalizm koşullarında, hele ki OHAL koşullarında işkenceyi engellemek yasal yollarla değil, kitlesel eylemlerle mümkün olabilir.

Hapishanelerde gizlenmeyen işkenceye karşı elbette yasal yollar zorlanacak. Ama yasal yollarla sınırlanan mücadele ile işkence zerrece engellenemez. İşkenceyi engelleyebilecek tek şey, tek panzehir kitle eylemidir, toplumsal muhalefettir. İşçi ve emekçinin işi ve ekmeği için mücadele etmesi toplumsal muhalefetin belirleyici bir unsurudur. Binlerce işçi ve emekçinin sadece işi ve ekmeği için yapacağı bir eylemlilik süreci bile, eylemlerde hapishanelerdeki işkenceye ilişkin tek bir slogan atılmamış bile olsa, dolaysız olarak hapishanelerle ilintili olur.

Nuriye ve Semih'in tutuklanması sermaye devletinin topyekûn saldırısının bir parçasıdır. Hapishanelerde gizlenmeyen işkencede topyekûn saldırının parçasıdır. Bu saldırıyı püskürtmek ya topyekûn karşı koyuşla olur, gerektiğinde de ağır bedeller ödeyerek olur. Sessizlik, geri çekilmek, teslim olmak ise saldırıyı daha da şiddetlendirir. Ve en ağır bedel o zaman ödenir. Açlık ve sefaletle birlikte onursuzlaşılır.