ÖZGÜR VE LORİN BEBEĞİN HAPİSHANEDE İŞİ NE… YA EKİN ŞİNAR…

Görülmüştür ekibinin web sitesinde ve sosyal paylaşım ağlarında yeni bir imza kampanyası var.  Kampanya metni şöyle başlıyor: “Mülkiye Demir Kılınç ismi size bir şey anımsatıyor mu bilmiyorum ama son zamanlarda ‘ikiz bebekleriyle hapse girecek bir anne’den bahsedildiğini duymuş olabilirsiniz…”

“Mülkiye, iki aylık ikiz kardeşler Özgür ve Lorin’in annesi. Mülkiye’nin bebekleriyle beraber hapse girecek olmasına yol açan hikaye bir kitabevinde başlıyor. Mülkiye, satış temsilcisi olarak çalıştığı Mezopotamya Kültür Merkezi’nde bir müşteriye Nâzım Hikmet’in, Michel Foucault’nun, Noam Chomsky’nin, Abdulbaki Gölpınarlı’nın, Elif Şafak’ın, Turgenyev’in, Kazım Karabekir’in kitaplarını satıyor. Her gün olduğu gibi işini yapan Mülkiye, başına gelecekleri tahmin bile etmiyor. Kabus, kitapları sattığı kişinin polis tarafından yakalanıp ‘’kaçakçılık ve terör örgütüne üyelikle’’ suçlanmasıyla başlıyor. Mülkiye de sırf bu kişiye kitap satışı yaptığı için kaçakçılıkla suçlanıyor. Mülkiye nikahından bir gün önce gözaltına alınıyor. Bir yandan dava süreci sürerken, bir yandan Mülkiye hayatını kurmaya çalışıyor. Geç de olsa evleniyor ve hakkında 2 sene 1 ay ceza kararı çıktığında karnında iki bebeğiyle kalakalıyor. Ceza, İstanbul 16. Ceza Mahkemesi tarafından verildi ve Yargıtay’da onandı. Eğer şimdi harekete geçip bu aileye sahip çıkamazsak Mülkiye 19 Mayıs 2014 günü cezaevine girecek. Üstelik yanında minicik Özgür ve Lorin’le!  Mülkiye, ‘’Dışarıda ikisine bakacak kimsem yok. O yüzden yanımda götürmem gerekecek. Nereye konacağımız belli değil; Bakırköy mü, Gebze Cezaevi mi? Bakırköy olsa daha iyi olacak. Kendimi o şekilde avutuyorum. Bebeklerin gelişim dönemi cezaevinde geçecek. Emekleyecek yerleri bile yok. İhtiyaçları olan mamayı bulabilir miyim, bulamaz mıyım, onun kaygısı içindeyim,” diyor. Düşüncelere dalmış, iki yavrusuyla cezaevinde ne yapacağını düşünüyor…”

                                                                           ***

Tabi hapishanede ve/veya hapishane kapılarında “büyümeye mahkum edilen çocuklar” sadece Özgür ve Lorin değil. Ben çıkana kadar büyüme e mi… adlı son kitabımda, bu yakıcı sorun mahpusların ve çocukların anlatımıyla kamuoyuna duyurulmaya çalışıldı. Ne yazık ki bu konuda hâlâ ciddi bir “iyileştirilme” yapılmadı. Çocukları olan tutsakların görüş günleri çilesi devam ediyor. Çocuklar ve eşler bazen 24 saat yolculuk yaparak 1 saatlik görüşe gidebiliyorlar. Mahpusların ailelerinin olduğu kentteki hapishanelere gönderilmeleri bile sağlanmıyor. Ziyaretçiler kışın soğuğunda yazın kavurucu sıcaklarda saatlerce “korumasız” alanda açıkta bekletiliyorlar.

Yasalar yorumlanır. Bu bir hukuk ilkesidir. Ama bu ülkede yasalar politik tutsakların aleyhine yorumlanıyor. En son haksızlık Özgür ve Lorin bebeklerin annelerine yapılan. 2 sene 1 ay ceza kararı ertelenemez mi… elbette ertelenebilir. Ama egemenlerin adaleti, anneyi ikiz bebeklerle birlikte hapishaneye yolluyor.

Hapishanede çocuklar nasıl büyüyor. Bu soruma yanıtı çocuğunu hapishanede büyütmeye çalışan Gazal Dülek vermişti. Trajediyi içeriden bir tutsağın anlatması daha önemli diyerek, kitabımda yer alan o mektubun bir bölümünü aktarıyorum:

 “Sevgili Adil Okay, ilk tutuklandığımda (10 yıl önceye ait bir dosyadan dolayı aniden tutuklanmıştım.) kızım Ekin Şinar henüz 10 aylıktı. (…) Bu durumda “bu çocuk cezaevi koşullarında büyümesin diye ne yaptıysak, ne talepte bulunduysak kabul edilmedi. Sonuçta kalan cezamı, 4 yıl kadar süreyi, yatmam gerektiği söylendi. Bir bebek için çok uzun sayılacak bu süreyi savcı yüzüme okuduktan sonra bebeğimle birlikte cezaevine getirildik ve bizim için zorlu süreç başlamış oldu.

Ekin Şinar henüz 10 aylık olduğundan anne sütü yanı sıra mama da veriyordum. Ve inanır mısınız dışarıdan mama almama izin verilmedi. Ona kendi sütümün yanı sıra normal süt vermek zorunda kaldım. Zaten cezaevindeki koşullar bir bebek için uygun değildi. 25 kişinin kaldığı kalabalık koğuşta ve onun için alternatif bir besini pişireceğim bir ısıtıcının dahi olmadığı, yasak olduğu koşullarda yaşamak zorunda kaldık. Sütü de sıcak su içinde ılıtıp verebiliyordum. Uzun süren mücadele sonucu ısıtıcı talebimiz karşılandı.

Hastalandığında benim çocuğuma refakat etmeme izin vermediler. Gardiyanlar tarafından alınıp hastaneye götürüldü. Kabul etmezdim ama çocuk ateşler içinde yanıyordu, çaresiz kaldım bebeğimi, biricik çocuğumu bilmediğim bebek konusunda acemi ellere teslim ettim.

Ekin Şinar hapishanede 1 yaşına geldiğinde

Ekin Şinar 1 yaşına geldiğinde (o sırada babası henüz tutuklanmamıştı.) dışarıda zaman geçirsin ve babasına alışsın diye onu ara sıra dışarıya yollamaya başladım. İlk gittiğinde bir hafta dışarıda kaldı. Dönüşünde sütümü bir daha emmedi. Zaten sütüm de bu sürede kurumuştu. Bu durumda çektiğim fiziki ve psikolojik acıyı anne olanlar bilir. Sonraki süreçte idarenin verdiği normal süt ve yemeklerle beslemeye çalıştım. Yine dışarıdan süt ve ek gıdalar almamıza izin verilmiyordu. Cezaevinin yemekleri de çok yağlı ve salçalı olduğu için çocuk çoğu zaman yiyemiyordu. Yediği zamanlarda da bağırsak sorunları yaşıyordu. Cezaevi kantininde de bebekler için bir şey yoktu.

Yine küçük yaşta ara sıra benden ayrıldığı için çocukta her an anneden koparılacağı, yalnız kalacağı korkusu, paniği yerleşti. Öyle ki onu hep görüşlerde dışarı yolladığımdan “görüşe çıkıyoruz” dediğimde korkuyor, çıkmayı reddediyordu. Elbette çocuğumun çektiği sıkıntı, panik, korku beni de kahrediyor, acılarımı katlıyordu. Onu dışarıya yollamak bebeğimden ayrılmak benim için de kolay değildi. Sonuçta bende de sürekli merak ve endişe hali oluştu. Ama ne yapabilirdim. Mecburdum. Onu dışarıya yollamasam babasını ve dış dünyayı nasıl tanıyacaktı. Ayrıca hapishaneden de sıkılmaya başlamıştı. Onu oyalayacak hiçbir aktivite yoktu. Psikolojik sorunlardan sık sık yüksek sesle bağırmaya başladı. Bazen de kendi saçını çekip, kendini dövdüğü oluyordu.

Bakırköy cezaevinden Gebze cezaevine sürgün edildik. Ayrıca aynı dönemde babası da tutuklandı. Sürgün sürecini yaşamasın diye onu dışarıya göndermiştim. Yanıma döndüğünde yeni bir cezaevinin yabancı ortamı, hem de dışarıda babasını göremeyişi onda büyük bir umut kırılmasına yol açtı. Yeni cezaevine yanıma ilk getirildiğinde yaklaşık bir saate yakın dili tutuldu. Ne benimle ne de ilgilenmeye çalışan arkadaşlarla tek kelime konuşmadı. Öylece boş gözlerle bize baktı durdu. Tabi ben de büyük panik yaşadım. Düşünebiliyor musunuz çocuğum konuşmuyor, konuşamıyordu. Sonra büyük çabalarla onun konuşmasını sağladık.

Ve çocuk Ekin Şinar hapishanede 3. yılına giriyor

Bu şekilde üç yılı doldurmak üzereyiz. Oysa 0-6 yaş çocuğu olan annelere, çocuklarını hapishanede yanlarında barındırma hakkı yanı sıra (bizim gibi az cezası kalanlara) “denetimli serbestlik”, “koşullu salıverme” hakkı da verilmişti. Tabi birçok anne bu haktan “iyi halli değil” gerekçesiyle yaralandırılmadı. Ben de politik olduğum için yararlanamadım. Başvuruma “pişmanım, kimliğimi inkar ediyorum, bir daha böyle bir arayış içinde olmayacağım” gibi onursuz bir metni imzalamam koşulu getirildi. Tabi ki bunu kabul etmemiz mümkün değildi. Etmedik de. Bu süre zarfında çocuğuma karşı ödevlerimi yerine getiremediğim için kendimi hep suçlu hissettim. Onun yaşadığı travma, benim bitmeyen travmam oldu. Karabasanlarım oldu. Vicdan azabım oldu.

Ekin Şinar’ı ayda bir, genelde de açık görüşlerde, dışarı yolluyorum, babasının yanına (babasının kaldığı hapishaneye) götürülsün diye. Bu durumun da onun psikolojisine olumlu etki yaptığını söyleyemiyorum. Zira benimle babasını hiç beraber göremedi.

Ben buradan çıktığımda çocuğum 4,5 yaşında olacak. Yani özcesi, bir çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, dengesinin şekillendiği yaşlarda, kâh dışarıda bizden ayrı, kâh içeride en zor koşullarda yaşamakta.  Benim en büyük endişem burada yaşadıklarının ileride onun üzerinde ne gibi olumsuz etkiler bırakacağıdır.  Evet, belki ileride anne ve babasından onur duyacak. Özgürlük için bedel ödediğimizi düşünecek ama yaşanamayan yıllar geri gelmeyecek. Bizden çalınan ama özellikle ondan çalınan yıllar. Nedeni ne olursa olsun ve ne yaparsak yapalım gerçek olan bir çocuğa bunların yaşatılmasıdır…   Gazal Dülek, Gebze cezaevi. 01.11.2012…”

Ve şimdi Özgür ve Lorin bebek bu sancılı süreci yaşamaya mahkum edildiler.

Ne yapmalı… mutlaka ses çıkarmalı. Daha çok ses çıkarmalı. İtiraz etmeli. İmza kampanyasının dışına sokaklara taşmalı.

Not: Ceza, İstanbul 16. Ceza Mahkemesi tarafından verildi ve Yargıtay’da onandı. Eğer şimdi harekete geçip bu aileye sahip çıkamazsak Mülkiye 19 Mayıs 2014 günü cezaevine girecek. Üstelik yanında minicik Özgür ve Lorin’le! Kampanyayı imzaladıktan sonra Facebook, Twitter gibi sosyal medya hesaplarınızdan paylaşarak daha çok kişinin duymasını sağlayabilirsiniz. Kampanyanın hızlı paylaşım linki: www.change.org/ozgurvelorin 

09.02.2014

İlişkili İçerik