PANDEMİ VE HAPİSHANEDE ANNELERLE ÇOCUKLAR: 4 YILDIR ÇOCUĞU ÇİĞDEM ARİN’LE BİRLİKTE HAPİSTE OLAN GAZEL BULUT İLE SÖYLEŞİ

                Tüm ülke bir hapishaneye dönüştürülmüşken, pandemiyle beraber hemen herkes de bizzat somut bir tutsaklık yaşamış, deneyimlemiş oldu.  Duvarın öte yanıyla bu yanı arasında pek bir farkın kalmadığı böylesi bir dönemde, en benzer olan noktalardan biri de, elbette cinsiyetçi politikalar ve uygulamalardır. Kasım 2019 itibariyle 800’den fazla çocuk anneleriyle beraber hapishanedeler. Çocuklara ceza çektirilirken anneler de çocuklarının acısı ile daha ağır ve ayrıca cezalandırılıyor, pandemi ile de bu daha da artıyor. Salgına dair, devletin, gerçekleri gizleme ve krizi fırsata çevirme yaklaşımı, hapishanelerde, özelde de tutsak anneler ile çocuklarında özgün ve ağır etkiler yaratıyor. Yaşanan bu süreç, dışarıdaki ezilenlerin hapishanelere ve devrimci tutsaklara dair empati, merak, endişe ve de dayanışma ile gösterdikleri içten ilgi ve sevgiyi de arttırdı. Duyduk, ve derinden duyumsadık bunu. Biz de bu koşulları ve de karşısındaki direnişin ve kadın yoldaşlığının ışıltısını, sesini duyurmak için ‘yaşayan anlatsın’ diyerek Kandıra 1 no’lu F Tipi Hapishanesi’nden, minik Çiğdem Arjin’in annesi devrimci tutsak Gazel Bulut’la süreci konuştuk.

                -Bize kendinden ve Çiğdem Arjin’den bahseder misin lütfen?

                -Ben Gazel Bulut. Dersimliyim. Özgür Gelecek gazetesi Dersim muhabiriydim. Çoğu gazetecilik faaliyetleri ve ifade özgürlüğü kapsamındaki etkinliklerden dolayı 10 yıl 10 ay hapis cezası verildi. 4 yıldır tutsağım, 4 yıl sonra da tahliye olacağım. Kızım Çiğdem Arjin yakında 5 yaşına girecek. Ne yazık  ki kızımla sadece bir yıl beraber kalabildik. Tutsaklığım süresince çok sık yanıma alamadım. Nedeni ise, koşullarının çocuk için hiç elverişli olmadığı hapishanelerde tutulmamdı. Sonuç olarak F tipindeyim ve burada kızımı 5 kez yanıma alabildim. 4 yılda kızımla sadece 18 gün birlikte geçirdik diyebilirim.

                -Erkek-devlet her fırsatta kadınları anneliğe teşvik ediyor, kadını analık ile kutsuyor. Peki burada nasıl bir ‘kutsiyet’ yaşıyorsun; ayaklarınızın altında ne tür bir cennet serili? Buna karşın, kadın direnişi ve mücadelesinin muazzam ve geri dönüşsüz, tarihi dönemlerdeyiz. Duvarın bu yanında annelik nasıl inşa ediliyor, anlamlandırılıyor?

                -Siyasi iktidar annelere ideolojik bakıyor. 3 çocuk 5 çocuk yapın deyip analığı kutsuyor. Ayrıca, ‘Annelerin ayağının altından cennetler geçer’ hadisi de bizim için geçerli değil. Siyasi iktidara göre itaatkar anneler için geçerli. Neyin kutsal olup olmadığını da kendi menfaatlerine göre değiştiriyorlar. Ancak şöyle bir şey var ki, duvarın bu yanında ve öte yanında ben ve benim gibi düşünen anneler cenneti ayağımızın altından alıp yüreğimize, çocukların gülüşüne, gözlerine yerleştirdik. Çocuklarımızın gülüşünü soldurmaya çalışanlar, gözlerinden yaş dökülmesine sebep olanlar hayalini kurdukları cennetten her gün biraz daha uzaklaşıyorlar; varsın gerisini onlar düşünsün.

                -Çiğdem Arjin, çocuklar açısından koşullar nasıl? Beslenme, sağlık, oyun, oyuncak, yatma, hijyen vb. bakımından çocukların ihtiyaçları karşılanıyor mu?

                -İhtiyaçlarımın tam olarak karşılandığını söyleyemem. Bu konuda ciddi sorunlar yaşadık, yaşıyoruz. Aslında çocuklarımızı yanımıza almamamız için ellerinden geleni yapıyorlar. İdareyle bu yönlü yaptığımız görüşmelerimiz sonuçsuz kalıyor, çünkü bakanlık talimatları sözkonusu. Yatak veriyorlar ama Arjin benimle uyumak istediği için, tabi ben de, tek kişilik yatak küçük geliyor. Ben verilen yatağı duvar ile ranzamın arasına sıkıştırıyorum. Böylece oradaki boşluğa hem, gece Arjin’in düşmesini hem de duvardan gelen soğuğu önlüyorum. Haliyle yatak küçüldükçe küçülüyor. Ben de genelde uyumak yerine kızımı izlemekle geçiriyorum geceyi. En büyük problemimiz beslenme. Hapishane yemekleri oldukça kötü. Semaverde pratik şekilde yemek yapmak için dışarıdan istediğimiz makarna, kıyma, yumurta, çiğ sebze gibi gıdaları vermiyorlar. Uzun görüşmelerden sonra çocuğa özel yemek getirebileceklerini söylediler. Geldi de, ama bir küçük meyve suyu ve tek kişilik küçük kahvaltılık reçeller var ya, onlardan. Böyle olunca onları almayı ben kabul etmedim. Sonrasında da kızım yanıma gelemedi. Bundan sonra da süreci nasıl işleteceklerini, kızım yanıma gelebilirse öğrenebileceğiz.

 

                -F tipi hapishanesindeki ilk kadın ve anne tutsaklardansın. Burası bir erkek hapishanesiydi. Kadın-çocuk için uyumlulaştırılmış fiziki koşullar ve uygulamalar sözkonusu mu? Ve tecrit sisteminin anne-çocuk açısından etkileri nedir?

                -Evet, F tipine getirilen ilk anneyim, benden sonra da anneleri getirmeye devam ettiler. Kadın ve çocuk için hiçbir uyumlulaştırma yok; tecridi her alanda çok açık görebiliyor, hissedebiliyoruz. Arjin korkuyor, mesela havalandırmaya tek çıkmak istemiyor. Bir çocuk gözünden duvarların aşılmaz yüksekliği onu endişelendiriyor. Koridorlardan çekiniyor. Benim için oldukça zor oluyor; kızımın endişelendiğini bilerek onun rahatlamasını sağlayacak şeylerin sınırlı olması zor. Zamanla tecrübe edindik. Yanıma ilk geldiğinde çok korkmuştu kapıların sesinden, çevre hücrelerdeki tutsakların seslerinin nereden geldiğinin bilinmezliği çok tedirgin etmişti.

                -Tutsaklara uygulanan giysi, eşya, kitap vb. yasaklar, kısıtlamalar ile üst araması gibi kural ve dayatmalar çocuklara da uygulanıyor mu? Çocuklara da ‘suçlu’, tutsak muamelesi mi yapılıyor?

                -Eşya, kıyafet kısıtlaması yapılmıyor, en azından biz karşılaşmadık. Oyuncakların bazıları (metal içerenler) verilmiyor, ancak bu konuda özel olarak yaşadığımız bir sorun yok. Tabii biz yaşamadık diye hiç olmadığı söylenemez; medyaya da yansıyan birkaç hapishanede bu tarz saldırıların yaşandığını duyduk. Daha bir yıl kadar önce Bakırköy cezaevinde baskın yapıp çocuklara tutsaklar tarafından yapılan örme oyuncakları toplamışlardı. Ek olarak çocukların hapishanede bizlerden hiçbir farkı olmadığını söyleyebilirim. Hapishaneye girerken, odaya her giriş çıkışta üst aramasına maruz kalıyorlar, tıpkı bizim gibi.

                -Hapishanede çocuk deyince, hemen hepimizin aklına o güzel Uçurtmayı Vurmasınlar filmi, kitabı geliyor. Sen, sizler de Arjin’in sıkılmaması, eğlenmesi, merakları, sorunları, soruları için neler yapıyorsunuz? Ve Arjin buradaki kadınların hayatına ne katıyor?

                -Bu soruyu hangi tutsak anneye ya da annelerle beraber kalan tutsaklara sorsanız Uçurtmayı Vurmasınlar filminden, kitabından birer kare kendi yaşamlarından paylaşırlar. Filmdeki Barış’ın havalandırmasına çizili olan, birgün uçacağını hayal ettiği uçurtma gibi bizim de kuşumuz var; havalandırma duvarına çizili güzel bir kartal. Bazen kızımla koyu bir Beşiktaş taraftarı olup tezahürat yapıyoruz. Bazen de oda arkadaşımın kollarını bir kuş kanadı gibi açarak söylediği “Kuşlar Uçar” şarkısının eşliğinde üçümüz birgün bir kartal kadar hür olacağımızı bilerek uçarız. Koridorlarda yankılanan çocuk sesi, yaşamdan tamamen soyutlanmış biz tutsaklar için yaşamın varolduğunu ve devam ettiğini fısıldıyor, yaşatmaya çalışılan tüm acılara rağmen geleceğe dair ümitlerimizi arttırıyor. Sanırım buradaki tüm kadınlar benzer düşünceleri paylaşıyor.

               

 

                -Arjin’in dışarıda ve içeride geçirdiği süreçler onun ve senin üzerinde ne tür etkiler yaratıyor?

                -Kolay olmuyor. Birbirimizi çok özlüyoruz. Ve özlemin getirdiği olumsuz ruh haline kapılmamak için sürekli direniyoruz. Şanslıyım, kızım sevgi dolu, mutlu ve içinde bulunduğumuz durumun nedenlerinin bilincinde olan bir ailede büyüyor. Arjin hatırlayıp üzülmesin diye düşünüp benden bahsetmemezlik yapmıyorlar. Aksine bir şekilde sürekli kızımın yaşamında olmamı sağlıyorlar. Bu nedenle, kızımla her ne kadar 4 yıldır ayrı olsak da çok güçlü bir anne-kız ilişkimiz var. Okula gidiyor anasınıfına, arkadaşları anne-babaları eşliğinde gidiyor. Arjin de bizimle gitmek istiyor, ama yapamıyoruz. Benim için oldukça zor oluyor; gelişimini takip edemiyorum, hastalanıyor yanında olamıyorum, uzaktan müdahalelerle yetinmek zorunda kalıyorum. Beklenilenin aksine Arjin çok zeki ve kişiliği oturmuş bir çocuk.

                -Tüm bu konularda pandemi ile beraber neler değişti? Anne-çocuk ihtiyaçlarına dönük düzenlemeler geldi mi? Bu konulardaki talepleriniz nedir?

                -Pandemi bizim hayatımızı altüst etti diyebilirim. Hapishanelerdeki hak gaspları hiç olmadığı kadar arttı. Bu durumdan en çok etkilenenler, şüphesiz, hasta tutsaklar ve biz 0-6 yaş arası çocuğu olan tutsak anneler. Hasta tutsakların sağlığa erişim hakları büyük oranda askıya alındı. Hapishanelerden çıkan cenazeler bunun somut göstergesi. Bizler de aylardır çocuklarımıza hasret kaldık. Bakanlık çocuklarımızın yanımıza gelip gitmesine izin vermiyor. Beli koşullar altında alabiliriz yanımıza. Tabii yine herkes için geçerli değil, ‘makul anneysen’ alabilirsin. Koşul da şöyle; eğer ben kızımı yanıma almak istiyorsam oda arkadaşımın olmadığı bir hücrede olmam gerekiyor. Biz bu durumu 14 günlük karantina olarak biliyorduk. Kızım, 14 gün bir hücrede ikimizden başka kimse olmadan kalamaz, korkar diye, ben, karantina sürecini evde geçirip ve bakanlığın belirlediği bir yerde test yapıp yanıma gelsin, böylece burada ayrıca tecrit yaşamaz diyordum. Burada kalan başka bir tutsak anne de bakanlığın koşullarına göre bebeğini yanına aldı, karantina süreçleri doldu ancak Nurcan ve bebeği Arin’i arkadaşların yanına vermiyorlar; tecrit uygulaması devam ediyor. Bu pratikten de öğrendik ki 14 günlük karantina diye bir şey yokmuş. Açıkça, anneleri yıldırmak için şu dayatılıyor: “Çocuğunu tecrit etmek istiyorsan getir. Ama getirirsen dışarı çıkarman yasak. Yine de çıkarmak istersen çocuğunu bir daha içeri alamazsın”. Aylardır yazmadığım yer kalmadı. Bakanlık ve genel müdürlük, bırakın çözüm bulmayı, dayattıkları bu koşulları kabul etmediğim için “tutuklunun yüksek menfaati” perdesiyle sorunu çözümsüz bırakıyorlar.

                -Pandemi nedeniyle birçok ülkede, içerdeki ve dışarıdaki mücadelelerin de sonucunda, tahliyeler oldu ya da koşullar iyileştirildi. Türkiye’de ise Nisan’daki ‘infaz düzenlemesi’ adıyla kısmi af kanunu yapılıp ‘makbul vatandaş’ olan mafya ile kadın, çocuk düşmanı erkekler salıverilirken anneler ve çocukları yok sayıldı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsun?

                -İnsan haklarının ve yasaların tüm hükmünü yitirdiği bir kanundu. İktidar ve ortağının menfaatleriyle ters düşmeyenler, toplumsal huzur, adalet, barış, cinsiyet eşitliği, kadın hakları, çocuk hakları açısından ne kadar tehlike oluşturacak insan varsa dışarı çıkarıldı, ancak bunları savunanlar içeride. Aynı ayrım annelerde de yapıldı; “terörist anne-terörist olmayan anne”! Bugün iktidara en ufak bir eleştiri yapan teröristlikle suçlanıyor. Yapılan yargılamalar eşit ve adil yapılıyor mu ki yaptığın kanunda sen özel ayrıma gidiyorsun. Anayasanın 41. Maddesi özellikle anne ve çocuğun korunmasına vurgu yapılıyor: “Her çocuk korunma ve bakımdan yaralanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir” diyor… Bu kanun çocukları eşit görmediği için gayri insani, gayri hukukidir. ‘Çocuğun üstün yararını’ gözetmediği için hukuksuzdur, anayasaya, uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı bir kanundur.

                -Ülkemizde anneler hapishanelere dair çok özgün ve özel bir tarih yaratmışlardır. 12 Eylül faşizmine karşı sokağa ilk ve en ısrarlı, kararlı, sabırla çıkan, sürecin tersine dönmesine yol açan ve ilk, en etkili toplumsal hareketi yaratan annelerdi. “Annelerin kaderi kızlarına bohçadır” denir. O annelerin kolektif direnç ve deneyimlerinden, bugün, duvarın bu yanındaki annelere neler miras kaldı sence?

                -Şüphesiz 12 Eylül ve sonrasında evlatları için direnen tüm annelerden bize miras kalan, yalnızca kendi çocuklarımız için değil, zulüm gören tüm annelerin evlatlarını evladımız bilip direnmektir. Kadın bilincinin gelişmesi direnişlerinin ön plana çıkmasıyla önceden hapishane, karakol kapılarında evlatları için direnen analar şimdi duvarların bu tarafındalar, anneler-çocuklar yer değiştirdiler. Çocuklarımız hapishane kapılarında, karakol kapılarında devlet erkinin bu yüzüyle karşılaşmak durumunda kalıyorlar. Bizlerin de, dünyanın tüm çocuklarının geleceği için dik durmak, yeryüzünde evlat hasreti, acısı çeken tek bir ana kalmayana dek direnmek, yüreği özlemlerle dolu olarak hayatını kaybetmiş tüm analarımıza borcumuzdur.

                -Zindanlar kadın yoldaşlığının ve dayanışmasının en hakiki ve derinden örüldüğü ve deneyimlendiği alanlardan biri. Nasıl yaşanıyor buralarda?

                -Çocuklu anneler için kadın yoldaşlarımızın her biri anneler dik durabilsin, üzerlerine her geçen gün katlanan ağırlığıyla binen yükün altında kalmasın diye ayağa kaldıran direk. Hani toplumda erkeğe, babaya atfedilen ‘evin direği’ vardır ya, aslında deyimin tam denk düştüğü nokta bence kadın yoldaşlığı. Hapiste özellikle geliştirilen sağlam bağlarla bağlanan kızkardeşlik hukuku sayesinde, aslında karşımızdaki yoldaşımız aynamız oluyor. Güçleniyor, gelişiyor, geliştikçe daha bilinçli bireyler yetişmesini sağlıyoruz. Ayrıca, özellikle kadın yoldaşlarım sayesinde Arjin yanıma her geldiğinde annesiyle ve teyzesiyle mutlu anlar yaşayabiliyor. Benimle geçirdiği aklında kalan güzel anların çoğu teyzelerinin yaratıcılığı ve samimi sevgileri sayesindedir.

                -Direnişin en somut ifadesi üretmektir. Bu kısıtlı ve zor koşullarda sen de Damlayan Masallar adlı güzel ve anlamlı bir eserle itirazını örgütledin. Bize biraz kitaptan bahseder misin lütfen?

                -Evet, Damlayan Masallar benim için direnmenin, itirazın bir yönü oldu diyebilirim. Kızım ve çocuklar için neler yapabilirim fikriyle çıktı. İlgi ve beğeni gördü. Tutsak olma zorunda bırakılan çocukların görünür olması, Türkiye hapishanelerinin görünmeyen bu yüzünün en azından biraz da olsa gündeme gelebilmesi benim için çok önemliydi. İki baskı yaptı. Daha önce hapishanelerden çıkan eserleri düşününce, ayrıca çocuk kitabı olması sebebiyle de bu kadar ilgi olacağını beklemiyordum. Gelen tepkilerden memnunuz.

                -Dışarıya, kadınlara mesajın ya da son olarak belirtmek istediğin bir şey var mı?

                -Tüm devrimci, demokrat, feminist, yurtsever kadınlara, kadın bilincinin yükseldiği bu dönemlerde kızkardeşlik hukukunu daha da geliştirmeyi, özellikle hapishanelerde devlet erkinin ayrımcı uygulamalarına maruz kalan kadınlar ve çocuklar için mücadeleyi geliştirmeleri, genişletmeleri ve duyarlılık çağrısında bulunabilirim.

Teşekkürler bu güzel sohbet ve duyarlı davranışınız için.

-Güzel sohbetin için biz teşekkür ederiz.

Kasım 2020

Deniz Tepeli

1 No’lu F Tipi Hapishane A-13.7

Kandıra/KOCAELİ

 

 

İlişkili İçerik