Pedofili ve Türkiye Hapishaneleri

 

"Dünyada çocuk pornosunun en çok izlendiği ülkeler sıralamasında Türkiye ilk sıralarda yer alıyor…" (Basından)

"Antalya L Tipi Cezaevi'nden bir ay önce tahliye olan ve ismini vermek istemeyen bir yurttaş, M.L.B. ve Pozantı'dan Antalya'ya sevk edilen S.Ö. adlı çocukların hem önceden kaldıkları çocuk koğuşunda hem de 18 yaşını doldurmalarının ardından alındıkları yetişkinler koğuşunda, defalarca tecavüze uğradıklarını iddia etti… …" (Basından)

"İlk önce Türkiye'de çocuklara yapılan cinsel tacizler, sonra internet üzerinden çocuk pornosunun pazarlandığı haberleri gazetelere yansıdı. Ardından da Gülay Göktürk "çocuklara zarar vermediği sürece" çocuk pornosunun kabul edilebilir olduğunu iddia etti ve tam o noktada kıyamet koptu. Etik, insanlık, düşünce özgürlüğü derken kimin nereye, niçin ve nasıl saldırdığı karıştı.

Çocukların sınıfı, milliyet, dini, mezhebi, cinsiyeti. Yokmuş! İnanmayın var. Vallahi var. Zorla giydirilen giysiler gibi, çocuklara zikredilen etiketler var. Zengin çocuğu, fukara çocuğu var. Simit satan, ayakkabı boyayan çocuk var. Evi barkı olan çocuk, sokak çocuğu, yetiştirme yurdunda yetişmeye çalışan çocuk var. Her gün şiddete uğrayan çocuk var. Satılan, tacize- tecavüze uğrayan, zorla dilendirilen çocuklar. Oysa onlar doğduğu zaman dilsiz, dinsiz, kimliksiz, sınıfsız doğarlar. Çocuklar sarı renkli, beyaz, siyah tenli ve melez çocuklar. Hepsinin ortak yanı: Çocuk olmaları. Oynamaya, sevilmeye, korunmaya muhtaç olmaları.

***

12 Eylül zebanilerinin başvurduğu ve gelenekselleştirdiği “tecavüz-cinsel taciz”, ekilen nefret tohumları sonucu çocukları hedef almaya başlıyor. Devletin himayesinde olması gereken çocuklar, ‘devlet dersinde’, hapishanelerde taciz ve tecavüze uğruyor. Herkes dehşet içinde. Elbette ben de dehşet içindeyim. Ve öfke. Nasıl oluyor diyorum Pozantı halkı, tecavüz haberleri duyulduğunda, nasıl oluyor da “ilçemizde bu utanca yer veremeyiz” deyip ayaklanmıyor, cezaevini taşlamıyor. Biz sosyalistler 12 Eylül öncesi “kurtarılmış mahallelerimizde” fuhuş yaptığı saptanan evleri tahliye ederdik. Bırakınız pedofili- çocuk tacizini, yetişkin kadınların satılmasına da karşı dururduk. Nasıl olur da diyorum insanlar empati yapmaz, adalet bakanlığının önünde birikmez. Pozantı skandalının ortaya çıkmasında önemli rolü olan, İHD Mersin şube başkanı Ali Tanrıverdi ile konuyu görüşüyorum, daha sonra Pozantı cezaevine yetkililerle görüşmeye giden ekibe katılıyorum. Basın ve İHD konuyu dillendirince, (Ben de bu konuda bir makale yazdım) Adalet bakanlığı mecburen müfettiş görevlendiriyor. Tepkiler üzerine olay Pozantı cezaevi boşaltılarak ört bas edilmeye başlandı. Hiçbir devlet görevlisi ihmalde ceza almadı. Hatta arkasından Antalya L tipi cezaevinden sonra da Şakran cezaevinden çocuklara yönelik taciz- tecavüz ve işkence haberleri geldi. Ve tecavüze uğradığını itiraf eden 2 çocuk tahliye edilmişken bu itiraflar sonucu yeniden tutuklandı. Elbette “pedofili, taciz ve tecavüz” AKP ile başlamadı. Ama “muhafazakar ve dini bütün” geçinen AKP mensuplarının bu konuya duyarsız davranmaları dikkat çekici. Ayrıca konuyla dolaylı bağlantılı ama belirtmeden geçemeyeceğim: Dini bütün AKP hükümeti döneminde kadına şiddet ve kadın cinayetleri artmıştır.

***

Bir zamanlar, F tipleri yokken, mahpushanelerde devrimcilerin etkisi-insiyatifi vardı. Adli mahkumlar ve çocuk mahkumlar solcu mahpusların sayesinde bahar yaşamışlardı. Koğuş ağalığı, taciz, işkence ve talan, solcular sayesinde sona ermişti. Bizim seçilmiş ‘koğuş mümessillerimiz’ sevgi dolu, melek gibi insanlardı. (Örneğin benim yattığım Adana cezaevinde temsilci seçilen (şu anda Favori yayınlarının editörü olan) Turgut Tüksoy bu gün hâlâ hak-hukuk-adalet diye çalışmaktadır. Demem o ki, o dönemde, birçok yanlışa ve eksikliğe rağmen, solun bir ortak aklı - terbiyesi vardı. Tacize, tecavüze, işkenceye karşı çıkmak gibi. Ama 12 Eylül darbesinden sonra hapishanelerde yeniden devletin, mafya şeflerinin, çapulcuların ve sapıkların hakimiyeti başladı. Ve AKP hükümeti de Türkiye’de bir korku imparatorluğu kurdu, ülkeyi yarı açık cezaevine dönüştürdü. Sonuç Pozantı cezaevinde çocuklara tecavüz ve taciz. Ve işkence. “Katolik dünyasında din adamlarına atfedilen kutsallık vasfı yüzünden kendilerine teslim edilen çocukların taciz edilebileceği akla bile gelmezdi; hakkında konuşulduğu zaman tutucu çevrelerin inkâr refleksini tetikleyen bu durum 1950'li ve '60'lı yılların ABD'sinde pedofil bir rahibin sayısı 200'ü bulan sağır erkek çocuğunu çirkin emellerine alet etmesine çanak tutmuştu. Olayın taciz kadar vahim olan bir başka yanı da kilisenin durumdan haberdar olmasına rağmen müdahaleden imtina etmesi ve failin hayatının sonuna kadar ceza almamasıydı…”

Elbette bu yeni değil, ilk değil. Bu gün hâlâ, “uygar batıda” bile kadınlara yönelik taciz - tecavüz haberleri alıyoruz. Pedofili, dünyada bilinen ve devam eden bir dram. Ve bu insanlık suçlarını işleyenler arasında din adamları da var. Sadece Katolik dünyasında değil, diğer din mensupları arasında da bu suçu işleyenler olduğu basına yansıyor. Prof. Dr. Şahika Yüksel, pedofillerin her ekonomik ve sosyal sınıftan (ve dinden-milletten) olabileceğini söylüyor. Kadınlar (ve duyarlı erkekler) yılardır pedofiliye karşı örgütlü biçimde mücadele ediyorlar. Ancak burada benim spesifik olarak seçtiğim konu çocuk ve hapishaneler. Hapishanede ‘devletin himayesinde’ olan çocuklarımız.

Şükrü Argın’ın çok tuttuğum bir saptaması var: “12 Eylül, edebiyatın kaldıramayacağı kadar ağır bir gerçeklikti”. İşte bu olay da bir yazıyla- raporla açıklanamayacak kadar trajik. Bu çocuklar “Devlet dersinde” yaralanan çocuklar. Ve bu öyle bir yara ki ömür boyu kanayacak. O çocuklar bu kanayan yaralarla büyüyecek.

Adil Okay

[email protected]