Sebahat Tuncel yazdı

Kandıra F Tipi Cezaevi’nden bianet’in sorularını yanıtlayan siyasetçi Sebahat Tuncel, “Buradan bakınca mahkemelerden adil bir yargılanma ve adaletin sağlanmasını beklemek abes olur” diyor.

Evrim Kepenek

İstanbul - BİA Haber Merkezi

15 Ekim 2019, Salı 12:21

Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 16 Ekim'de hakim karşısına çıkacak Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Kasım 2016’dan beri kaldığı Kandıra F Tipi Cezaevi’nden bianet'in sorularını yanıtladı.

"Her dönemin siyasal toplumsal koşulları farklı"

Uzun süredir cezaevindesiniz bu sizde nasıl bir etki bırakıyor?

Bu benim ikinci cezaevi deneyimim. Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTP) kadın meclisleri genel sözcülüğünü yürüttüğüm sırada, 2006 Kasım ayında İstanbul Bağcılar’da düzenlediğimiz bir toplantı sırasında gözaltına alındım ve tutuklandım.

Sekiz buçuk ay kaldığım Gebze Cezaevi’nde bildiğiniz gibi milletvekili olarak çıktım. Her dönemin siyasal toplumsal koşulları farklı. Bunun cezaevlerine yansımaları da öyle. Bizler siyasi “rehine” olduğumuzun farkındayız. Cezaevindeki süreci en iyi şekilde değerlendirmeye, mücadelemizi mevcut koşullarda da sürdürmeye çalışıyoruz. İçeride de zamanın yetmediği anlar oluyor. Güncel, siyasi, ekonomik, toplumsal gelişmeleri takip ediyor üzerinde tartışmalar yürütüyoruz.

Yani duvarların ardında olunca mücadele azmi ve direnişimizden bir şey kaybetmiyoruz.

Şu an yaşanan güncel politik gelişmeleri kayyumlar konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Sorularınızı cevaplarken Türkiye’nin Rojava’ya (Kuzey Suriye’ye) operasyon hazırlıklarını yaptığı ABD başkanı ile yapılan telefon görüşmesinde ABD’nin tıpkı Afrin’de olduğu gibi sınır ötesi müdahaleye ışık yaktığı ve askeri güçlerini çekeceği haberleri son dakika olarak verilmeye başlandı. Kürt halkına yönelik uygulanan hak gaspları, halk iradesinin yok sayılması, düşünce ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılması, sadece Kürtlerle sınırlı kalmamaktadır. Türkiye’nin içine girdiği, siyasi ekonomik kriz, toplumsal sorunların derinleşmesi, hak ve özgürlüklerin ortada kaldırılmasında Kürt karşıtı siyasetin çok belirleyici bir rolü vardır. Bu krizden çıkışın tek yolu Kürtleri tehdit olarak gören bu anlayıştan vazgeçilmesidir. 

"Gülten Kışanak senaryo yazıyor"

Cezaevinde bir gününüz nasıl geçiyor?

Cezaevinde günler birbirine çok benziyor. Buradaki yaşamında kendi içinde bir rutini var. Gültan Kışanak ve Zeytin Satıcı arkadaşlarla birlikte kalıyorum. 

Bu kadar siyasetçinin bir arada olması doğal olarak ortak etkinliklerde, sohbetlerde, güncel gelişmeler, yerel demokrasi konuşmanın ana gündemini oluşturuyor.

Tecrit koşullarında bu sohbet grupları aynı zamanda sosyalleşmek açısından da önemli oluyor. Bazen Burcu Çelik Özkan ile Gazel Bulut’un kızları sevgili Asmin ve Arjin de ziyaretimize geliyor. Onların olduğu zamanlar sohbet gündemini doğal olarak onlar belirliyor.

Odada ortak yaptığımız çalışma, kitap, gazete okuma, yemek saatleri, yürüyüş saatleri genelde hemen her gün için aynı. Sabah 8.00'de havalandırma kapısı açılıyor; saat 18.30 da havalandırma kapanıyor. Saat 9.00'da bizim de mesaimiz başlıyor.

Oda dışında katıldığımız etkinlikler, avukat görüşü, aile görüşü dışında zamanımızın çoğu 20-30 metrekarelik alanda geçiyor. Akşam da televizyonda izlenen bir program yoksa bireysel yoğunlaşma, okuma (son dönemlerde dışarıdan kitap alımını yasaklasalar da) yazma devam ediyor.

Sevgili Gülten Kışanak’ın “Siyasetin Mor Rengi” kitabından sonra gelen yoğun taleplere kayıtsız kalamadı ve sinemanın erkek rengine karşı sinemanın mor rengini yansıtmak için senaryo yazmaya başladı. Ancak benim yazmaktan kastettiğim gelen röportaj taleplerine ve mektupları cevaplamaktan ibaret.

Dayanışmayı nasıl buluyorsunuz?

Yıllarca birlikte politika ürettiğimiz, kadın - erkek eşitliğinin sağlanması için birlikte mücadele ettiğimiz, sokaklarda birlikte yürüdüğümüz, kadınların dayanışması benim açımdan çok önemli bir yerde duruyor.

Hapishane koşullarında dayanışma daha da önem kazanıyor. Dışarıdaki yaşamın hızı bazen içeridekilerin yaşadıklarının tam anlaşılmamasını da beraberinde getiriyor.

Dayanışma insana yalnız değilsin duygusunu hissettiriyor. Aynı zamanda bizi dışarıdan tecrit eden düşüncelerimizin dışarıya ulaşmasını engellemek isteyenlere karşı da sesimize ses vermek anlamına geliyor. Bu vesile ile kadın dostlara, yoldaşlara da selam ve sevgilerimi sunuyorum.

“Mahkemeden adil bir karar beklemiyorum”

16 Ekim’deki davanın duruşmasına ilişkin ne söylemek istersiniz?

Bizlerin davaları siyasi davalar. Mahkeme salonları da bizim açımızdan kendi siyasetimizi, kadınların, halkların eşitlik ve özgürlük mücadelesini savunmak için bir mücadele alanı olmaktadır.

Yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı, siyasi iktidara göre şekillenen, adaletsizliği derinleştiren, hukuk eliyle bize dayatılan haksızlığı her bir arkadaşımız mahkeme salonlarında teşhir etmektedir.

Mahkemeler Evrensel hukuk normlarını insan hak ve özgürlüklerini, demokratik hukuk düzeni ilkelerini yok saymaktadır. Hukuk mekanizması muhalefeti baskı altına almanın bir aracına dönüşmüş durumdadır.

Yapılan yargı reformları bu hukuksuzluğu zamana yayılarak sürdürülme politikasının dışında, bu alandaki gerçek sorunları gizlemekten başka bir sonuç açığa çıkarmayacaktır.

Mahkemelerin verdiği kararlar, sadece hukuk alanındaki sorunları kapsamıyor, Türkiye’deki bu kötü gidişata sürdürülmesi için araçsallaştırılıyor. Buradan bakınca mahkemelerden adil bir yargılanma ve adaletin sağlanmasını beklemek abes olur.

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Biz kadınlar savaş kararlarını alanların içinde yokuz, ancak sonuçlarından en çok bizi etkileniyoruz. Dünyanın işinin üçte ikisi görüyor, ancak gelirlerin %10’unu alabiliyoruz.

Yoksulluğun kadınlaştığı dünyada, savaşla, çatışmalar ile birlikte bu fatura daha da ağırlaşıyor. Biz kadınların bu faturayı ödemeyi reddetmesi gerekiyor. Daha yaşanabilir ve güzel bir dünyada yaşamayı hak ediyoruz. Bizler insanlık için güzel bir gelecek istiyoruz. Önümüzde çok ciddi engeller olduğunu da biliyoruz. Ancak bu engeller mücadele azmi ve kararlılığını daha da artırıyor.

Kadınların özgür olmadığı bir toplumuz özgür olamayacağı gerçeğinden yola çıkarak, kadınların özgürlük mücadelesini daha da yükseltmesinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.

Bizler içeriden sizler dışarıdan kadın dayanışmasını ve mücadelesini güçlendirerek kadınlara ve halklarımızın geleceğe umutla bakmasını sağlayabiliriz."

Kışanak'la birlikte yargılanıyor

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nın hazırladığı iddianamede Tuncel, "örgüt üyesi" olmakla suçlanıyor. Yine iddianamede bu suça kanıt olarak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 21 Mart Newroz kutlamaları, 2012 yılında cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çekmek için düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamaları, Silvan, Sur, Cizre, Nusaybin ve Şırnak'ta sokağa çıkma yasakları, Suruç katliamı ve mitinglerde yaptıkları konuşmalar yer alıyor. Tuncel, 16 Ekim'de cezaevinde aynı koğuşta kaldığı siyasetçi Gültan Kışanak ile birlikte Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir kez daha hâkim karşısına çıkacak. 

 

Sebahat Tuncel hakkında

Kürt siyasetçi, kadın hakları savunucusu, eski milletvekili. 

Çiftçi bir ailenin beş çocuğundan biri. 

Mersin Üniversitesi Mut Meslek Yüksek Okulu Harita Kadastro programını bitirdi. Siyasete 1998'de HADEP Kadın Komisyonu'nda başladı.

Esenler HADEP ilçe başkanlığına seçildi. Aynı dönem HADEP kapatılınca, DEHAP İstanbul İl Başkanlığı Kadın Komisyonu'nda çalışmaya başladı.

Kasım 2006'da tutuklandı ve Gebze Cezaevi'ne konuldu. Tutukluluğunun dokuzuncu ayında İstanbul 3. Bölge'den bağımsız milletvekili seçildi. 25 Temmuz 2007'de cezaevinden tahliye edildi.

12 Haziran 201'de yapılan 24. dönem milletvekili genel seçiminde İstanbul 1. Bölge'den bağımsız milletvekili adayı olarak seçildi.

27 Ekim 2013'te Halkların Demokratik Partisi'nin eş başkanı seçildi. 28 Mayıs 2016'da Kamuran Yüksek ile birlikte DBP Eş Başkanı seçildi.