Siyasi tutsaklarla dayanışmaya

Salı, 6 Aralık, 2016

OHAL’le birlikte yasal keyfiyet silahını eline alan iktidar, kendisine muhalif olan tüm kesimlere dönük tutuklama terörüne hız verirken, hapishanelerde de devrimci-siyasi tutsaklara dönük işkence ve tecrit uygulamalarını yoğunlaştırdı.

Hapishanedeki hasta tutsakların tedavileri engelleniyor. Ameliyat veya muayene tarihleri belli olan tutsaklar hastaneye aylar veya yıllar sonra götürülüyor. Yine ölümcül hastalıklar da dahil kullanmaları gereken ilaçlar tutsaklara verilmiyor. Gelinen yerde hasta tutsaklar ölüme mahkum ediliyor.

Sayım, arama gibi bahanelerle tek kişilik veya üç kişilik hücreleri basan onlarca gardiyan, tepki gösteren tutsakları darp ediyor, hücreleri talan edip eşyalarını gasp ediyor.

Yayınlara erişim engelleniyor

Saldırıların bir diğer ayağını ise yayın yasakları oluşturuyor. Tutsakların devrimci-sosyalist yayınlara ulaşımının önüne geçilmeye çalışılıyor. Hapishane idareleri tutsaklara posta yoluyla gönderilen yayınları haftalar, aylar boyunca bekleterek tutsakların dışarısı ile bağını koparmaya çalışıyor. Kimi yerde toplatması olmayan yayınlar dahi keyfi olarak tutsaklara verilmezken, birçok hapishanede tutsaklara gönderilen yayınların bir kısmı “Burada yoktur” denilerek göndericiye iade ediliyor. Tekirdağ F Tipi’nden Edirne F Tipi Hapishanesi’ne sürgün edilen Ali Gülmez isimli siyasi tutsağa gönderilen neredeyse hiçbir yayın kendisine verilmezken, gönderilmesinin üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen sürgün edildiği hapishanede bekletilen yayınların iade edilmesi bunun en çarpıcı örneğini oluşturdu. Üstelik üzerinde hapishane idaresinin “Görülmüştür” mührü vurulmuş halde. Yine dışarısı ile bağları asgariye indirilmiş, tecrit altında tutulan tutsakların kendilerine gönderilen yayınları arşiv olarak tutmasına da izin verilmeyerek arama adı altında yapılan baskınlarda bunlar da gasp ediliyor. Yalnızca yayınlar değil, tutsakların yazınsal üretimleri de hedefte bulunuyor. Yakın zamanda TKİP dava tutsağı Evrim Erdoğdu’nun Alpagut Direnişi üzerine yaptığı yazı çalışmaları Şakran Kadın Hapishanesi yönetimi tarafından gasp edildi.

Hapishane görevlileri tarafından saldırıya uğrayan tutsaklara bir de soruşturmalar açılırken, ayları bulan iletişim cezaları, görüş yasakları gibi uygulamalarla tecrit daha da koyulaştırılmaya çalışılıyor. Görüşe gelen aileler tacize varan derecede aramadan geçirilirken, tutsak yakınlarına da fiili saldırılar gerçekleştiriliyor.

Son olarak Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda yapılan değişiklik ile tutsakların yayınlara erişim hakkı tümden gasp edilmek isteniyor. Muhaliflerini bastırmanın yolu olarak “terör” demagojisine sarılan iktidar, hapishanelerde de “terör örgütlerine” ait yayın bulundurulmasının yasak olduğuna hükmetti. Açıktır ki Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarının bile “FETÖ” bahanesiyle tutuklanabildiği bugünün koşullarında, “terör örgütü yayınları” alabildiğine geniş bir yelpaze içerebilir.

İçeride dışarıda hücreleri parçala

Türk sermaye devletinin tarihi bir açıdan da zindanlar tarihidir. Kuruluşundan bugüne kendisine muhalifleri, devrimcileri, komünistleri zindanlara dolduran sermaye devleti, ne zaman ki hak gasplarına, sosyal yıkım saldırılarına girişse, öncelikle toplumun en ileri kesimleri olan devrimcilere saldırmıştır.

Bugün de başta kıdem tazminatı hakkı olmak üzere işçi ve emekçilerin son kalan hakları da gasp edilmek isteniyor, kölelik koşulları dayatılıyor. İşçi ve emekçiler bir yandan gasp edilmek istenen hak ve özgürlüklerine sahip çıkmalı, öte yandan sermaye düzenine karşı mücadele eden devrimci-ilerici tutsakları sahiplenmek gündeminde olmalıdır. Sermaye devletinin tutsaklar üzerindeki tecriti koyulaştırma çabasına karşı tutsaklarla dayanışma büyütülmelidir.