Tayyar Eroğlu Mektup Yasaklarını ve Görüş Günleri Çocukları Anlatıyor

TAYYAR EROĞLU MEKTUP YASAKLARINI VE GÖRÜŞ GÜNLERİ ÇOCUKLARI ANLATIYOR

1 No’lu F-Tipi Cezaevi A-7 19  Sincan ANKARA

Merhaba Adil Heval

Umuyor ve diliyoruz ki her bir şey oldukça iyidir. Bizlerde gayet iyiyiz. En kötü olanlarda dahi (imha, soykırım, işkence, katliam) gülümsemeyi eksik etmeyen, onu, mücadelenin bir aracına dönüştüren kültürün üyesi olmanın bir ürünü bu iyi oluşumuz.

                Göndermiş olduğun kitapları almış ve de okumuş haldeyim. Ama sana dahi yeni yanıt yazabiliyorum. 2 ay iletişim “cezam” vardı. Mayıs’ın 19’ında bitti. 21 Mayıs’ta da yenisini tebliğ ettiler. Peş peşe açılan soruşturmaların ürünü bu “cezalardır”. Dolayısıyla, gecikmeli yanıtlar veriyoruz mektuplara. Gecikmeli tebrik ediyoruz, gecikmeli kutluyoruz sevinç günlerini, gecikmeli üzülüyoruz yazılan can sıkıcı olaylara ve gecikmeli yaşıyoruz yaşamı. “Anı yaşatmamak” tecridi özetleyen iki kelime, fazlasına ne gerek var. Belirtmek gerek nafile çaba. Duygu ve düşüncelerin hapsedilmediği bir ortamda ya da bir uğraşta, çaba her daim nafile olur, oldu ve de olacak.

                Bu çabaların her gün yenilerini ekliyorlar. 1 Mayıs kutladığımız için hakkımızda soruşturma açıldı. Madde 44/3 “suç örgütlerinin eğitimini ve propagandasını yapmak” tan hücre cezası hem de 15 gün. Derdimiz 1 Mayıs değilmiş “aynı anda marş söylemek, şiir okumak yaşasın 1 Mayıs demekle” örgüt ruhunu yaşatıyormuşuz! Kurum içinde korku ve panik yaratıyormuşuz! Asayiş ve Güvenliği bozuyormuşuz! Diğer hükümlü ve tutukluların huzurunu, sükûnunu da bozuyor, rahatsız ediyormuşuz! Ne kadar kötüymüşüz de haberimiz yokmuş! Kutlama ve anma yapmaktaki tek derdimiz bunlar imiş! Yeni öğrendik!

                Tarih tekerrürden ibarettir. Birincisi komedi, ikincisi trajedi “diyor ya onlar gerçekten çok haklı. Bir trajedi yaşanıyor, fakat yaşayan biz değiliz.

                “Ben Çıkana Kadar Büyüme Emi…” kitabına dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

                Farklı bir çalışma. Her okuyanın kendisine ya da kendince bir şeyler çıkarabileceği bir çalışma. Dramı da görecektir, bedeli de, yaşananları görecektir yaşatanları da.

                O kadar çok şey söylenebilir ki tutsakların yaşadıklarına dair. Her bir kelimenin taşıdığı ağırlık beklide anlamını aşacaktır. Bir oğlum ya da kızım yok. Hoş olma imkânını geçtim ihtimaline dahi nail olamadım. Okuduklarım, okuduğum her bir öykünün içinde saklı olan bedeli içtim.

                Özgür gelecek için, bir ülke için göze alınan bedel olarak hep öne çıkan kan-can tabiri ile ölüm işkence oluyor. Bunun maddi zemini yok değil. “sağ olsun” faşizm!.

                Her anın, anlatımı ile yaşanması apayrı oluyor. Yoksunluğun, biçare olsun yarattığı sarmal ya da duygu anaforu, insanı sürükler. Bu sürüklenişe direnirsin, örgütlenirsin duygularını. Sinirleri alınmış olarak tabir edilir bu durum. Bedeldir aslında bu. Sadece kan-can olmayan bedel. Belki de en ağırıdır, belki de en zor olanı. Yaşatılan, ödetilen birde bu vardır.

                Bu dört duvar içinde yaşamın her anını olduğu gibi duyguları da örgütleriz. Yıpranmışlık ya da tükenmişlik kol gezmemeli bulunduğumuz bir ortamda. Biçarelik ana dair olur ve orada hapsolur. Hapsolan hep, o olur onlar olur. Dayanılmaz denilen anın kendi yasasını sunar diyalektik. Yakalarsın onu ve anın sarmalından kurtulunca gülümsersin. Ağlanacak halimize gülmenin diyalektiğidir bu.

                Acılar, üzüntüler, hüzünler, hezimete dönüşmez. Acıyı bal eylemektir ya da acıları tas tas içmektir, sevgiyle şarap içer gibi. Bir ülke için, özgür gelecek için, başka bir dünya için… Kitapta anlatılanların hiçbiri bu nedenle kahır değildir, dram ise hiç değil ama yaşadığımız, yaşatılan dramdır, trajedidir. Kalkıp bir yere oturmaya çalışsan bulamazsın bir yer, yoktur da. Yaralanmış toplum yarası kangrene dönmüş üyelerine nasıl yer bulunur ki. Tarihin çöplüğü; belki razı olabilirim(z).

                Kitapta, konunun kendisi ve özgürlüğünden dolayı dramatik-duygusal yapı ön plana çıkıyor. Satır aralarına gizlenenler, bu ülkenin gerçekliğine tanık oluyor. Vurgu, siyasal burgu ile duygusal yan dengelemek olası mıydı yapılabilir miydi bilmiyorum, ama daha isabetli yada daha manalı olacağı kanaatindeyim

                Her şeyi ile eline emeğine, elinize emeğinize sağlık diyoruz.

                Sokakları özgürlük kokan bir ülkede, bir dünyada yaşama inancıyla sıkıca kucaklıyoruz.

                Sevgiler selamlar bizden her birinize.

Tayyar EROĞLU

1 No’lu F-Tipi Cezaevi

A-7 19

 Sincan ANKARA