Tekirdağ hapishanesinden gelen yeni bir öykü: "DENİZLE TANIŞMA"

 

 

 

Mesut Deniz. 2 No’lu F Tipi Hapishane. Tekirdağ

DENİZLE TANIŞMA

“Mesut babasıyla denize mi gidecekmiş bugün.”

Sabah uyandıktan hemen sonra başlayan annemin bu yönlü söylemleri heyecanlandırıyordu beni. Öncesinde televizyonda ve köye giderken otobüsün içinden görmüşlüğüm vardı denizi. Şimdi televizyondaki gibi içine de girecektim. Annemin beni heyecanlandıran söylemlerine, yüzümde gülücüklerle “Denize gitçez” diye cevap veriyordum.

O zamanlar babamdan epey korkar ve yakınında durmamaya çalışırdım. Denize gideceğimiz o gün annemden ayrılacağıma çok üzülecektim. Ama uyandığımdan beri süren annemin beni motive etme çabaları işe yaradı. Evden babamla çıkarken geride bıraktığım annemi değil, gideceğimiz denizi daha çok düşünüyordum.

Evimizin bulunduğu Üçevler’den Kuleli’ye doğru yürümeye başladık. Henüz kendi ayakkabılarım yoktu o zaman. Evden dışarı en fazla bahçeye çıkar, olsa olsa 10-20 metre açılır, o zamanlar da büyüklerimin ayakkabılarından birini ayağıma geçirir, ayağım ayakkabıdan dışarıya çıkmasın diye de sürüye sürüye yürürdüm. Denize gittiğimiz o gün, Kuleli’ye doğru yürürken ben yalın ayaktım. Babam her zamanki temposunda yürürken, sokaklara döşenmiş kırık taşlar ve ayaklarımı acıtabilecek bir sürü şeyden canım çok yanıyor, onlara basmamak için dolanıyordum. Ve babamın epey gerisinde kalıyordum. Babam baktı olacak gibi değil, elimi tuttu, beraber yürümeye başladık. Artık babam nereye giderse oraya basmak zorundaydı ayaklarım. Ancak el verdiğince kısa mesafeli zıplamalarla ayağımı çok acıtacak şeylere basmaktan korumaya çalışıyordum.

Evden çıkarken kafamda gideceğimiz deniz vardı demiştim. Yola çıkar çıkmaz ise ayak meselesi çıkmış, başka birşey düşünemez olmuştum. Üçevler’den Kuleli’ye yaklaşık 30-40 dakika bu şekilde yürüdük. Kuleli’ye yaklaştığımızda  E-5’ten Yenibosna merkezine giden asfalt yola çıkmıştık ve kenarları kaldırımlıydı. Asfalt ve kaldırımdam yürüdüğümüzden biraz rahatlamıştı ayaklarım.

Kuleli’de E-5 üzerinde biraz bekledikten sonra K.Çekmece midibüsüne bindik. Epey kalabalıktı ve ayakta yolculuk yapıyorduk. Ayak sorunum orada da yakamı bırakmadı. Daha hareket eder etmez sarsıntıdan kıpırdanan biri ayağıma basmış ve ben de çığlığı basmıştım.  Sonrasında ise bir elim babamın elinde, bacağına yaslanıp diğer elimle tutunarak ayakta durmaya çalışıyordum. Gözlerim de yerde, çevremdeki ayakların her kıpırdanışında ayaklarıma basmamaları için korunmaya çalışıyordum.

Evden E-5’e kadar yürürken zeminden, araç içinde ise büyük ve ayakkabılı ayaklardan epey çekmişti ayacıklarım. Araçtan indikten sonra Menekşe’deki halk plajına kadar yürüyüşümüz asfalttan ve rahattı. Hele plaja varıp ta ayaklarımın kuma temas ettiğindeki rahatlamayı anlatamam.

Artık karşımızda deniz ve denize giren insanlar vardı. Ben de denize girmek için sabırsızlanıyordum. Kumssalda yerimizi seçip soyunduğumuzda babam “İkimiz birlikte giremeyiz. Birimizin elbiselerin yanında kalması gerek. Sahipsiz görürlerse alıp götürürler, haberimiz bile olmaz, donla kalırız burada. Önce ben gireyim sonra da sen girersin. Gözün eşyaların üzerinde olsun.” dedi.

O andan sonra sağımda solumda uzanmış olanlar, yakından gelip geçenler... yani kumsaldaki herkes gözümde potansiyel hırsız olmuştu. Gözüm bir süre eşyaların üzerinde, sonrasında çevremdeki potansiyel hırsızların üzerindeydi. Gözüm arada denizdeki insanlar içinde babamı arıyordu ama yanıma biri yaklaştığında hemen eşyalarımıza dönüyordu. Babam dönene kadar bu şekilde eşyalarımızın başında oturdum.

Babam dönünce “Hadi bakalım sıra sende. Ama bak, şurda çocukların olduğu yerde oyna, orayı geçme. İleri doğru gidersen oralar derin, senin boyunu aşar. Yüzmeyi de bilmiyorsun, boğulursun sonra. Tamam mı ?” dedi. Lafı biter bitmez “Tamam” deyip denize koştum. Önümde koşarak denize giren ve beklemeden suya atlayan çocuğu taklit ederek denize girdim. Sonrasında denizde ne yapıldığını çevremdeki çocuklara bakarak öğrendim. Yüzene bakıp yüzmeye çalıştım, dalana bakıp dalmaya, suyun altında nefesini tutana bakıp nefesimi denemeye... Sonrasında babama seslenip, o baktığında “baba bak” deyip dalıyor, çıktığımda gülücükler yolluyordum.

Bir süre sonra babam çağırdı ve yanına gittiğimde evden getirdiğimiz ekmek arası lor ve su ile öğle yemeğimizi yedik. Yemekten sonra bir süre güneşlenip tekrar aynı şekilde tek tek denize girdik.

Sonrasında giyinip toparlandık ve K.Çekmece’ye dogru yürüdük. Bineceğimiz mavi midibüsü gördüğümde ayaklarım aklıma geldi ve tedirgin oldum. Ama neyse ki ilk duraktan biniyorduk ve boştu. Kuleli’ye kadar babamın dizinde oturarak yolculuk ettik. Kuleli’de inip Yenibosna sokaklarına daldığımızda eve kadar seke zıplaya ayak sınavı yeniden başladı...

İlişkili İçerik