Tutsak Doktor Ayhan Kavak' Yazdı: Barış'ı bilelim ki 1 Eylül'ü hak ettiği anlamsallıkla korkusuzca kutlayıp yaşar kılalım.

20 Eylül 1906'da Hollanda Silahlı Kuvvetleri fazla direnişle karşılaşmadan Bali'deki Denpasar Sarayı'nı kuşatırlar. Saraydakilerin hiçbir umarı kalmamıştır. Başkentin ıssızlığını saraydan yükselen tüyler ürpertici davul sesleri bozar. Davulların ardından giyitleriyle göz kamaştıran görevli, koruma, rahip, kadın, çocuk ve hizmetlilerden oluşan sessiz kalabalık sarayın ana kapısından çıkar. En önde beyaz kremasyon giysileri muhteşem mücevherlerle süslenmiş ve bir Malezya kaması olan Kris ile silahlanmış Raja'yı taşıyan tahtırevan vardır. Tören alayı Hollandalı askerlerce durdurulur. Raja tahtırevandan kendini atar atmaz yanı başındaki Rahip göğsüne hançeri saplar. İlkin Raja ölür. Ardından alaydakiler toplu intihar eylemini sonuna kadar sürdürür. Saraydan alaya katılan herkes ritüel havasında, dayanışma ve dostluk duyguları içerisinde birbirini öldürür.

Bali dilinde PUPUTAN adı verilen bu eylemin gayesi teslim alınmanın utancını yaşamamaktır. Binden fazla insanın Bali Puputan'ında öldüğü söylenir.

Toplu intihar sona erdiğinde, Hollandalılar cesetlerin üzerindeki değerli eşyaları yağmalayıp, Denpasar Sarayı'nı yakarlar. Puputan, baş edemeyecekleri düşmana teslim olmamaktır; onurun ayaklar altına alınmasına yol açacak bir yenilgiyi kabul etmeyen toplumsal yapılanmanın mensubiyet duygusunun son ve ölümcül teyidi anlamını taşımaktadır. Askeri yenilgi ve sömürgeci işgal, salt siyasal aşağılanmanın bir örneği olmayıp, aynı zamanda, ahlaki bir aidiyet dünyasının feshi veya dünyanın sonunun gelmesi ve kültürel kimliğin tamamen yok edilişi biçiminde algılanır. Esaret koşullarında hayatta kalmanın anlamsızlığına inanıldığından Puputan'a başvurmaktan çekinilmemiştir.

Bu trajik olay halen Bali'de törenlerle anılmaktadır.

Sene milattan sonra 83'te İskoçya'yı işgale gelen Romalılar, orada yaşayan kabilelerin büyük direnişiyle karşılaşır. Sonunda Romalılar, tüm ülkeyi yakıp yıkar. Ardı sıra da barış girişiminde bulunurlar. Tacitus'un yazdığına göre, kabilelerin şefi Calgacus Romalıları, "Dünyanın kabadayıları", diye adlandırarak, "yağmalamak, kesip biçmek ve çalmak için kurdukları şeye İmparatorluk diyerek yalan söylüyorlar, sonra ortalığı çöle çevirip bunun adına barış diyorlar", demiştir.

Farklı coğrafyalarda her iki anlatıya benzer yaşanmışlıklar bulmak kabildir. Şef Calgacus'un, 'Barış'ın ne menem bir şeye tekabül ettiği, dünü olduğu gibi bugünü de tasvir eder. Dikkat edilirse, Barış, hep savaşlardan sonra dillendirilir. Savaşsız bir dünyaya özlem, Barış'la ifadeye kavuşturulmak istenmektedir.

1 Eylül 1939'da Hitler faşizminin Polonya'yı işgaliyle II.Dünya Savaşı başlar. Bu güne istinaden, her 1 Eylül'de Dünya Barış Günü kutlanmaktadır. Barış'ın etimoloojisi, "sosyal eşitlik", "ortak yaşam" anlamına gelmektedir. Savaşın reddiyesidir. Barış'ın özü komünaliteyi çağrıştırır. İktidar ve devletçi sistemin savaşı körükleyen siyasasının yol açtığı tahribatlar karşısında, savaşların nihayete ermesi bitimsiz bir özlem oluvermiştir.

Bugün Barış diye dillere pelesenk olmuş bu kavramın bir başına tanımlanması ne yazık ki sakıncalar barındırır oldu. Zira kapitalist modernite koşullarında adeta insanlığa gem vurulmasının Truva Atı boyutunda ele alınmaktadır. Adına Ateşkes veya kökenine atıfla "ortak yaşam"a dönüş de dense, kavramın muhtevasının doldurulmasına ihtiyaç vardır. Egemenler, sömürü sistemlerini büyütmek ve daim kılmak için kan ve gözyaşını çoğaltırken Barış söylemine sığınmaktan çekinmezler.

Zerdüşt'in, "iyi düşün, iyi konuş, iyi yap" mottosundan yola çıkarak, Barış'ı özgürlük ve mutlulukla bağlantılandırmak bizlere doğrultu verecektir. Ötesi yanlış sapaklara savrulmanın yanı sıra egemene meze olmaya razı olmayı getirecektir.

Günümüzde her 10 Aralık'ta Nobel Barış Ödülleri de verilmekte. Savaş alanında kazanılan servetle, 2009 yılında Obama bu ödüle hak kazandı! Obama ödül töreninde 'Kötülüğe karşı haklı ve gerekli savaş'ı savunan konuşmasıyla mevcut ödülün ne denli kirletildiğini de gözler önüne serdi. Barıştan hegemonik iktidar devşirenlerin kirlettiği bu kavran ahlaki ve ve politik temellere payanda edilmediğinde, mazlum ve madunların üzerinde tahakküm ve boyunduruk üreten bir ortamın önünü açar. Buna rağmen her şart ve koşul altında, kirlerinden arındırılmış haliyle Barış nidalarını yinelemekten geri durmamalıyız. Elbette özgür yaşam alanlarını genişletecek, demokratik siyaset ortamını inşa eden çerçevede düşünülecek bir kavramsallaştırmaya oturtularak...

Günümüzün hâli pür meali S.O.S. işareti vermektedir. Siyasal alanın anca nefes alacak düzeyde kullanıldığı daraltılmış bir mecrada insanların politik yaşamdan kopartılması / uzaklaştırılması hızlı bir trend izlemektedir. İktidar alanı içerisinde konum alıp hamaset devşirenlerin önü açılırken, yurttaşlara sadece zamanı geldiğinde salt oy kullanmayla yetinmeleri bırakılmıştır. Ne yazık, oy kullanma dışında başka seçeneği tanımak istemeyen bir devlet aklıyla yüz yüzeyiz. İki dünyanın barışa atfedeceği anlam elbette farklıdır. Onların dile getirdiği barış zulmün abadına kapı aralar. Bizlerin ifadelendirdiği Barış ise iyi, doğru ve güzelin özgürleşmeyle hemhallığına dayanır. Bunun ayırdında olmayanlar da kuşkusuz azımsanmayacak sayıdadır. Barış'ı tek bakış açısıyla ele almalar olmaktadır. Mevcut kavramın bir nevi amorflaşmasından kaynaklanmaktadır. İçi boş kabuğa dönüştürülmek istenen Barış mefhumunun yeniden içinin doldurularak tanımlanması elzemdir. Savaşı meşrulaştırıp saldırganlıkta sınır tanımaz işgalciler, adına özgürlük, demokrasi veya Barış gibi adlarla savaşı ifadeye girişirler. Onların anlayışında hiçbir zaman "Bir çift güvercin" havalanmaz semada. Barış diyerek bombalar yağdırırlar...

Evet, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde bir çok dilde yazılacak Barış'ı İngilizce, Türkçe, Fransızca, Almanca, İspanyolca,...ve diğer devlet ulusların resmi dillerindeki anlamlarıyla, afişlerde yerini alacak. Acaba bu topraklarda konuşulan tüm dillerdeki Barış'ın anlamını merak ettiniz mi? Kürtçe, Ermenice, Süryanice, Çerkezce, Arapça, Boşnakça, Pomakça ve diğer dil ve lehçelerde Barış ne anlama gelir? "Bu dillerde şöyle denmekte", diyen kaç kişiye rastladınız? Türkiye'de konuşulan tüm dil ve lehçelerdeki anlamlarıyla Barış'ı haykırmak bile kriminalize edilmeye neden olabilmekte. Özellikle Kürtçe, Aşîtî (Barış) diyebilmenin dahi peşinen yaftalanmayı getirdiği günlerdeyiz. Yaftalanma sonrası, "Vurun abalıya" misali güruhların linç rejimi devreye girebilmekte. Böyle yönelimler içinde olanların sırtları sıvazlanıp çeşitli bahaneler üretilerek cezasızlıkla mükafatlandırılırlar.

İngilizce, Almanca ve diğer dillerde de Barış'ı haykıracağız. Ama Anadolu ve Mezopotamya'daki tüm dil ve lehçelerde de Barış'ı kararlılıkla çağıracağız. Halkların gül bahçesinin zenginliklerini barındıran kültürel mozaiği içselleştirmek de önem arz eder. Siyasal alanı daraltanların yol açtığı tahribatlar ortadadır. İktidar alanının konforuna sığınmış tuzu kuruların dillendirdiği barıştan bahsedilecek bir gün olmayacağı bir Barış özlemiyle 1 Eylül Dünya Barış Günü'ne değinmek istedim...

"Ah!... Sen...
Sen yok musun sen...?
Vişnenin vişneliğini
Kayısının kayısılığını
Üzümün üzümlüğünü bildiği kadar
kendini bilsen..."

Bedri Rahmi Eyüboğlu dizelerini Barış'a uyarlayalım. Barış'ı bilelim ki 1 Eylül'ü hak ettiği anlamsallıkla korkusuzca kutlayıp yaşar kılalım.

1 Eylül Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun!

Savaşsız, sömürüsüz bir dünya umuduyla yüreğinizdeki sel Barış nehrinin yatağına su olsun!..

AYHAN KAVAK
Siverek Hapishanesi

İlişkili İçerik