TUTSAK NACİ GÜNER'DEN MEKTUP VAR

“Babana böylesi bir çalışma yapmasından dolayı sevgilerimi iletiyor, onu binlerce kez kutluyorum. Kitap bütünüyle gerçekleri bağrına basmış. Hilesi, hurdası, deki-dubarası yoktur. zindanlardaki siyasal tutuklu ve hükümlülelerin aile ve çocuklarıyla yaşadıklarını insanlığın önüne seriyor. Zindanların diğer yüzü, adli tutuklu ve hükümlülerin hikayeleri de en az siyasi tutsaklar kadar acı verici, yürek sızlatıcıdır…”

 

 

NACİ GÜNER

2 NO’LU F TİPİ HAPİSHANE A17

TEKİRDAĞ

 

Sevgili Öykü,                                                                                     04 Şubat 2013

Babanın gönderdiği ve üstünde senin fotoğrafın olan kartlarla çatkapı yapıyor, misafirim oluyorsun. Acı kahve ikramında bulunamasam da tebessümlerle gelişini kutluyorum. Bu kez sen gelmedin diye sitem edecek, kaşlarını çatacak, hatta yüzünü asacak halim yok. Babanın son kitabı “ben çıkana kadar büyüme  e mi” geldi ve bu vesileyle baban yerine yazmak için tercihimi senden yana yaptım.

Babana böylesi bir çalışma yapmasından dolayı sevgilerimi iletiyor, onu binlerce kez kutluyorum. Kitap bütünüyle gerçekleri bağrına basmış. Hilesi, hurdası, deki-dubarası yoktur. zindanlardaki siyasal tutuklu ve hükümlülelerin aile ve çocuklarıyla yaşadıklarını insanlığın önüne seriyor. Zindanların diğer yüzü, adli tutuklu ve hükümlülerin hikayeleri de en az siyasi tutsaklar kadar acı verici, yürek sızlatıcıdır.

Hapishaneler, Türkiye’nin kuruluşundan bu yana  devrimciler için bir kanayan yaradır. Nice aydın ve yazar devrimciler, sanatçılar, politikacılar susturulmak ve etkisiz hale getirilmek istenmiş ve “ibret olsun” diye zulüm mekanlarına tıkılmıştır. Eski zamanlarda bu mekanlar şehir ve ilçe merkezlerine yakın yapılırken, şimdilerde merkez 8-10 kilometre uzaklara inşa edilirken, mahkemelerden-adalet saraylarından ise 200-300 km daha uzaklara, dağ başlarına inşa ediliyorlar. İnşa edenlerin amaçları belli ki hem insanları düşüncelerinden dolayı cezalandırmak, hem de maddi olarak geride kalan aile bireylerini açlığa mahkum etmektir.

İşte “insanım” diye ortalıkta gezen aklı evveller beyinlerini – babanın benzetmesiyle “gargameller” kötülük için yoruyorlar. Ama gariptir ki; ilk önce kuşlar hapishane çevresine geliyorlar. Buradaki kadim dostlarımız martılar, sığırcıklar, serçeler, tarla kuşları, ibikli göçmen kırlangıçlar, güvercin ve baykuşlardır.ilk ve son baharlarda ise katar katar yükseklerde uçan göçmen kuş sürülerini görür heyecanlanırız.

Laf babanın kitabından açılmışken nerelere gidiyoruz değil mi? Eşim ve kızım 22 ocak’ta açık görüşüme geldiler. Her ikisini de ayrı ayrı sarılıp öptüm. Hasret giderdim.giderdik. malum 7 yıl oldu. Babanın internet adresi ile www.gorulmustur.org sitesinin adresini verdim. Lise ikiye gidiyor, ablan sayılır.

Sevgili Öykü, Şubat ayına girdik. Yavaş yavaş baharın kokusunu alır gibi oluyorum. Her tarafı beton olan havalandırmanın çatlaklarında yabaniotlar, kar-kış demeden filizlendiler. Onları adeta korumaya aldım. Korkuyorum o “yasakçıların” hışmına uğrar diye.

Burayı geçip tekrar babanın kitabına döneyim. Kitaptaki fotoğrafların önemli bölümü tutsaklarla eşlerin, çocukların, kardeşlerin arasındaki –akan yıllara rağmen- insani sıcaklığı ve sevgiyi hissettirmektedir. Tabi fotoğraflarda gözlemlediğim ezikliğin olmaması. Hepsi dik başı ve vakur. Bu kadar zulüme ve baskıya direnen insanlara da bu yakışır değil mi sevgili Öykü?

(…)

Babana ayrıca yazacağım. Sen selamlarımı ilet. Özlemle öpüyorum.

Amcan Naci

 

Not: 15 şubat’ta yeni bir ceza başlayacak. Yeniden iletişim yasağı olursabir faksla bilgilendirme yaparım.