Tutuklulara 'Mağarada savcı gözetiminde cinsel işkence yapıldı'

Perşembe, 14 Temmuz, 2016

"M. D. şunu söylüyor; 'Başımı bir kovaya koydular. Tecavüz ettiler. Beni çırılçıplak soydular makatıma cop soktular. Beni bir koltuğa oturtulur. Ayaklarımı inşaat telleri ile bağladılar, ellerimi koltuğa kelepçelediler. Karın ve göğüs boşluğuma coplarla, yumruklarla vurdular. Ellerimden bir iple kuyuya salladılar. Üzerime işediler. Polislerden biri penisini çıkarıp yalamamı istedi. Bana bütün bunlar yapılırken savcı yanımızdaydı' diyor."

***

İHD Genel Merkezi Urfa ve ilçelerinde bulunan cezaevlerinde görüşmeler yaparak elde ettikleri bilgileri paylaştı. Urfa TEM Şubesi'nde yapılan cinsel işkence açığa çıkarken, tutsaklardan M.D.'nin anlatımlarına göre, Ceylanpınar'da bir mağarada işkence aletleriyle cinsel işkence yapılıyor. M., kendisine yapılan tüm işkencelerin de savcı gözetiminde yapıldığını söyledi.

İHD Genel Merkezi Urfa'da bulunan cezaevlerinde tutsaklarla yaptıkları görüşmelere yönelik Urfa İHD Şube binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıya insan hakları aktivisti Avukat Eren Keskin, İHD Urfa Şube Başkanı Atilla Yazar, DBP Urfa Eşbaşkanı Leyla Çoşkun, HDP Urfa Eşbaşkanı Ayşe Sürücü, DBP Hukuk Komisyonu üyesi Gülay Koca ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Açıklama öncesi söz alan İHD Urfa Şube Başkanı Atilla Yazar, Hurşit Külter'in halen kayıp olduğunu hatırlattı. Daha sonra cezaevlerinde yaptıkları görüşmelerin içeriğine ilişkin Avukat Eren Keskin bilgi verdi.

'Bazı yöntemleri 90'larda bile duymamıştım'

İHD Genel Merkezi olarak Urfa'da yaşanan işkence vakalarını incelemek üzere cezaevlerinde görüşmeler yaptıklarını ifade eden Eren, "Uzun bir süre önce o zaman Başbakan olan Tayyip Erdoğan 'işkenceye sıfır tolerans' demişti. Ama sanıyorum işkenceye sıfır değil sınırsız tolerans var. Dinlediğimiz gerçek hikayeler korkunçtu. Ben 20 yıldır işkence alanında çalışıyorum. Bazı yöntemleri 90'larda bile duymamıştım. Ama bir yandan da şunu görüyoruz ki, işkence bir devlet politikası ve bu sistematik halde uygulanıyor. Yani bunu yapan sadece polis ya da asker değil. Onları sorgulamayan savcılar, işkence raporu vermeyen hekimler, resmi bilirkişilik grubu olan adli tıp hepsi işkencenin bilimleri durumda. Hepsi bu işi birlikte yürütüyorlar. Bizim görüştüğümüz insanların büyük bir bölümü DBP üyesi sivil siyasetçilerdi. Kesinlikle sivil siyasetin engellenmesine, bu partinin zarar görmesine ilişkin Urfa'da bir yaklaşım var" diye ifade etti.

'İşkence aletleriyle donatılmış bir mağara'

Cezaevlerinde yaptıkları görüşmelere ilişkin bilgi veren Eren, M.D.'nin kendilerine söylediklerini şöyle aktardı: "En çarpıcı olanlardan söz etmek istiyorum. Örneğin M.D. adlı tutsak Ceylanpınar'da işkence aletleri ile donatılmış bir mağarasının var olduğunu söyledi. Bundan kimsenin haberi yok. Hatta söylediğine göre; savcının kontrolünde işkence yapılıyor. Bir kere gözler 90'larda yoktu. Önce gözler bağlanıyor. Arkasından başlarına bir çuval geçiriliyor, o çuvalın üzerinden bir kez daha gözler bağlanıyor. Çırılçıplak soyma yöntemlerden başlıcasıdır.

Eren M.'nin aktarımlarına devam ederek, "Başımı bir kovaya koydular. Tecavüz ettiler. Beni çırılçıplak soydular makatıma cop soktular. Beni bir koltuğa oturttular. Ayaklarımı inşaat telleri ile bağladılar, ellerimi koltuğa kelepçelediler. Karın ve göğüs boşluğuma coplarla, yumruklarla vurdular. Ellerimden bir iple kuyuya salladılar. Üzerime işediler." M.'nin uğradığı cinsel işkence bu şekilde gözler önüne serilirken, M. tüm işkencenin savcı gözetiminde yapıldığını da ekliyor.

'Hacı Lokman Birlik'e yaptıklarımızı yapalım'

Polislerin işkence sonrasında hastaneye gittiklerinde ise doktorun "Bunu ne hale getirmişsiniz? Nasıl ayakta duruyor?" demesi üzerine, doktora kızıldığını aktaran Eren, "Gece kendi aralarında konuştukları sırada M.D. 'Hacı Lokman Birlik'e yaptıklarımızı buna da yapalım' dediklerini duyuyor. Sonra dışarı çıkarıyorlar, ayaklarından bağlıyorlar ve kafasına silah çekiyorlar. Sonunda 'ölüm daha iyi' diyerek eline silahı verip, kendisini öldürmesini söylüyorlar. Ölmek istediğini ve verdikleri silahı hiç düşünmeden başına ateş ettiğini söylüyor. Silah boşmuş, ama o anda ne kadar ölmek istediğini anlatıyor. İnsanları ölmeyi düşünecek bir noktaya getirmek işkencenin en büyüğüdür. M. halen bu duygudan kurtulmuş değil. Kesinlikle terapiye ihtiyacı var. Şu anda kendi travmalarıyla baş başa bırakılmış durumda" dedi.

'Ankara'dan işkence için geldik'

Görüştükleri 5 kadından 4'ünün ağır cinsel işkence yaşadığını aktaran Eren, "Bir kere çıplak sorgulama açık cinsel taciz suçunu oluşturuyor. Hepsi çırılçıplak sorgulanmış. Vücutlarına ellenmiş. Benim burada anlatamayacağım bir işkence yöntemi uygulanmış. Kendileri istemiyorlar. Çünkü bizim 20 yıllık çalışmamızda gördüğümüz şey şu; cinsel işkence gören kadınlar çok zor açıklıyorlar yaşadıkları işkenceyi. Çünkü bize dayatılan 'namus' anlayışı nedeniyle utanıyorlar, korkuyorlar, çekiniyorlar. Onları anlıyoruz. Ancak bize anlattıklarını raporumuzda yazacağız ve Birleşmiş Milletler'e bildireceğiz. Urfa Emniyeti 90'larda bile görülmeyen bir işkence yöntemi uyguluyorlar. Herkese söylenen şu; 'Biz özel bir ekibiz. Ankara'dan sizin için geldik. Sizi konuşturmak için her türlü işkenceyi uygulayacağız. Tecavüz tehdidi ve bana göre aslında cinsel saldırı suçunun açık bir ihlali söz konusu. Bu dört kadında cinsel saldırı suçuna uğramış kadınlar" dedi.

'Polis darp yok diye cevap veriyor'

Doktorlar hakkında da Türk Tabipler Birliği'ne şikayette bulunacaklarını söyleyen Eren, "Doktorların gelen hastalara arabaya başlarını uzatıp, 'Darp var mı?' diye soruyorlar. Polis 'darp yok' diye cevap veriyor. Raporu da bu şekilde imzalıyorlar. Bu açık bir ihlal. Yine avukat arkadaşlarımıza çıkarılan sorunlar da yasadışı. Çünkü sadece kendi istedikleri avukatlarla emniyet görüştürüyor. Her boyutuyla Türkiye'nin altına attığı imza uluslararası sözleşmelere aykırı bir durum söz konusu. İşkence yapılıyor. M.D.'nin belirttiğine göre savcının olduğu bir ortamda da işkence yapılıyor. Doktorlar işkenceye göz yumuyorlar ya da yummak zorunda kalıyorlar" dedi.

Görüştükleri bir kadını anlatan Eren, "Fenalaşıyor. Kalp krizi geçirdiğinden şüpheleniyorlar ve hastaneye götürüyorlar. Doktor onun halini görmesine rağmen, önce 'Bu halde götürmeyin' diyor. Ama polisin ısrarı üzerine bir iğne yaparak onu geri götürüyorlar. Bu Hipokrat yeminine aykırı bir durum. Urfa Terörle Mücadele Şubesi açıkça insanlara cinsel işkence uygulanan bir merkez. Kesinlikle kendilerine hak sahibi olarak görüyorlar. Çıkarılan son yasalarla da sanırım daha özgürce davranıyorlar. Çünkü hepsine söylenen şu; 'Burada devletin adaleti yok. Burada T.C. yok. Burada biz varız. Burada Allah da yok. Burada sadece biz varız' diyorlar. Yine mağdur kadınlardan biri 'Sizin çocuklarınız yok mu? Sizin anneleriniz yok mu?' diyor. Polisler de 'Bizim annelerimiz sizin gibi piç yetiştirmiyorlar. Bizim annelerimiz aslan gibi çocuklar yetiştiriyorlar' diye cevap veriyorlar" dedi.

'Urfa Emniyetinin sorgulanması gerek'

İç kamuoyuna ve uluslararası kamuoyuna seslenen Eren şöyle devam etti: "Türkiye'nin uluslararası sözleşmelere birlikte imza attığı devletlere çağrı yapmamız gerek. Çünkü Türkiye açıkça altına imza attığı sözleşmelere aykırı davranıyor. Mutlaka sorgulanması gerek. Uluslararası savaş hukuku sözleşmesi ayaklar altında. İnsan Hakları Sözleşmesi ayaklar altında. Raporumuzu da zaten ayrıntılı olarak bildireceğiz. Urfa Emniyetinin sorgulanması gerek."

Kaynak: JIN Haber Ajansı, www.jinha.com.tr