YALINAYAK: Çiçeklerimizi Aldılar Önce

Cumartesi, 2 Temmuz, 2016

 

Hilti’yi bilir misiniz? Asfalt delerken çıkardığı sesle beynimizi de delen alete denir, bazen de darbeli matkaplara. Balyoz kadar güçlü değildir her bir darbesi, ancak ağır bir balyoz darbesiyle kırılıp delinemeyecek cisimleri delebilirsiniz Hilti’nin hafif ama sık darbeleriyle. Yavaş yavaş delersiniz. Devlet, devrimci tutsaklar için de, Hilti taktiğiyle zamana yayılmış bir imha politikası uyguluyor çoğu zaman.

***

“Zamanı geri sarıyoruz; son durak 12 Eylül 1980’ler… Çiçeklerimizi aldılar önce. Hani şu zindanda çay demi ile yaratılan toprakta yeşertilen çiçeklerimizi… Kovalar, leğen, çekpaslar; onların başına gelenleri ve gelecek olanları saymıyorum artık…”

(Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden tutsak Özlem Özdemir’in Görülmüştür ekibi tarafından yayınlanan mektubundan)

Yaşadığımız topraklarda Temmuz 2015’ten bu yana yoğunlaşan savaş süreciyle beraber, hapishanelerdeki hak ihlallerinin de had safhaya ulaştığını söyleyebiliriz. 7 Haziran öncesinde yaklaşık 3.000 olan devrimci tutsak sayısının, sonrasında 9.000 civarına yükseldiği biliniyor. Bir yandan sayının artmasıyla gerekçelendirilen sürgünler çoğalıyor; diğer yandansa tutsaklara uygulanan işkence sıklaşıyor, tecrit büyüyor.

“Gizli” ibaresi iliştirilen belgelerle gerekçelendirilen baskın aramalar yapılıyor. Bu aramalarda 3 kitaptan fazlası gasp ediliyor. Kıyafetler alınıyor “fazla” olduğu gerekçesiyle; bağlama, saat, kırtasiye malzemeleri gibi kişisel eşyalar da. Yalınayak çıkarılıyor tutsaklar koğuştan çıkmaları gerektiğinde. “Beyaz TV izleyin, Milliyet-Hürriyet okuyun” deniliyor; televizyonlardan “bazı” kanallar siliniyor, devrimci yayınların tutsaklara ulaşması engelleniyor. Vileda, çekpas, süpürgeler alınıyor koğuşlardan, sapları 75 cm olacak şekilde kısaltılarak geri veriliyor; kısa saplı aletlerle temizlik yaptırılarak bel ve sırt bölgelerinde sağlık sorunları oluşmasına zemin hazırlanıyor. Türlü bahanelerle havalandırma ve iletişim cezaları yağdırılıyor. Daha önce havalandırmalara takılan ve tutsaklar tarafından kırılan kameralar yeniden gündeme geliyor. Sayamadığımız daha niceleri…

Hilti’yi bilir misiniz? Asfalt delerken çıkardığı sesle beynimizi de delen alete denir, bazen de darbeli matkaplara. Balyoz kadar güçlü değildir her bir darbesi, ancak ağır bir balyoz darbesiyle kırılıp delinemeyecek cisimleri delebilirsiniz Hilti’nin hafif ama sık darbeleriyle. Yavaş yavaş delersiniz. Devlet, devrimci tutsaklar için de, Hilti taktiğiyle zamana yayılmış bir imha politikası uyguluyor çoğu zaman.

Devrimci tutsakların dışarıya gönderebildikleri mektuplar ve ailelerinden alınan haberlerle Giresun, Edirne, Osmaniye ve Şakran hapishanelerinin, yeni uygulamalar için seçilmiş pilot alanlar konumunda olduğu ortaya çıkmıştı. Bu durumun gündemleşmesinin ardından, 06.06.2016 tarihinde İHD, ÇHD, TİHV ve ÖHD’nin tarafından ortak bir “Aliağa 4 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde Yaşanan Hak İhlalleri Raporu” yayımlandı. Rapor, Şakran hapishanesinde (İzmir Aliağa 4 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi) devrimcilerin kaldığı koğuşlardaki işkenceyi gözler önüne serdi.

“…Bu koğuşlardan B-13 koğuşunda, 30 Mayıs günü sabah saatlerinde, 20-25 gardiyanın yaptığı sayım sırasında yaşanan bir tartışma sonrasında, gardiyanların mahpusları darp ettikleri mahpusların beyanı ve gösterdikleri darp izleri…” şeklinde ifade edilen olay, yaşananlardan sadece bir tanesiydi. Yine aynı raporda “…fiziki saldırı, psikolojik baskı, tehdit, kaba dayak, çıplak arama, küfür; ayrıca, 7 aydır tecrit var.” deniliyor. Bahsi geçen sistematik işkencelerin ardından, 03.06.2016 tarihinden itibaren 13 devrimci tutsak (Abbas Kaya, Delil Tekin, Erkan Tamir, Fahrizat Tutan, Ferhat Demirbaş, Halil Solmaz, İlhan Tursun, Kadri Gözhan, M. Emin Dağ, Müslüm Şahin, Nihat Baymış, Osman Furuncu, Ömer Akdağ) süresiz/dönüşümsüz açlık grevine başladı. Bu direnişi kırmak için pek çok yöntem denendi, deneniyor. Devrimci tutsakların kaldığı koğuşlar dağıtıldı mesela. Açlık grevi direnişçilerine tuz, şeker, limon, meyve suyu -bazı günler su bile, “bittiği” gerekçesiyle- verilmiyor. Muayene için doktor gelmiyor; arada bir kilo kontrolü, nabız ve tansiyon sayımı yapılıyor. Rutin işleyişin her anına yayılan işkencelere rağmen, direniş kırılamıyor.

Şakran’daki tutsakların da önce çiçeklerini almışlar bu arada. Hani şu zindanda çay demi ile yaratılan toprakta yeşertilen çiçeklerini. Dört yan betonken umuttur ya filizlenen çiçek, o yüzden almışlar. Umudu alamamışlar ama: Şakran başta olmak üzere hapishanelerde direniş sürüyor.

Vahap Güler

[email protected]

 Bu yazı Meydan Gazetesi’nin 34. sayısında yayınlanmıştır.

Kaynak: www.meydangazetesi.org