Açlık Grevleri- Tutuklularda bilinç kaybını bekliyorlar

Tutuklularda bilinç kaybını bekliyorlar

Adalet Bakanlığı, sorunu çözmek değil, açlık grevindeki tutuklulara müdahale etmek için bilinç kaybının yaşanmasını bekliyor.

Silivri Cezaevi
 
 

Etkin Haber Ajansı / 16 Ekim 2012 Salı, 20:09

ANKARA- Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Kandıra, Şakran ve Silivri cezaevlerinde açlık grevindeki tutukluların neden tekli hücreye konulduklarının gerekçesi ürkütücü: Bilinç kaybı olduğunda müdahale etmek kolay olsun.

BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ve 12 Eylül gününden bu yana açlık grevinde olan tutukluların aileleri, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı  ile görüştü.

Görüşmede, Baluken ve aileler, süresiz, dönüşümsüz açlık grevinde 35. günü gelindiği için durumun acil olduğunu belirtti, tutukluların taleplerini aktardı, çözümün taleplerin karşılanması durumunda gerçekleşeceğini vurguladı.

MÜSTEŞAR YARDIMCISININ DA BEKLENEN YANIT

Müsteşar Yardımcısı ise, bulunduğu konum itibariyle görüş belirtemeyeceğini, bu tip sorunların siyasi mekanizmalar eliyle çözülmesi gerektiğini, talepleri ancak Adalet Bakanı'na ileteceğini söyledi.

Baluken ise, bakanın yanı sıra Başbakan Erdoğan'a da taleplerin iletilmesini söyledi.

Baluken, Kandıra, Şakran ve Silivri cezaevlerinde açlık grevindeki tutukluların tekli hücrelere alındığını, limon, şeker ve vitamin desteği gibi ölümü geciktiren maddelerin bile alımının engellendiğini belirterek, Müsteşar Yardımcısı'nı görevi gereği bu cezaevlerine müdahale edebileceğini, işkenceye dönüşen uygulamalara son verebileceğini söyledi.

BAKANLIKTAN ÜRKÜTÜCÜ GEREKÇE

Ancak, müsteşar yardımcısının, bakanlık olarak bu talebe verdiği yanıt ilginç oldu: "Olası bir şuur kaybında tıbbi müdahale için tekli hücrelere alındılar."

Bunun üzerine BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, zorla tıbbi müdahalenin sonuçlarının ağır olacağını belirterek, "Burada tutuklunun iradesi önemlidir. Tokya ve Malta bildirgeleri de zorla tıbbi müdahaleye karşı çıkıyor. Bu aşamaya geçilmeden, talepler kabul edilerek, sorun çözülmelidir" dedi.

'TARTIŞMA ZEMİNİ ORTADAN KALKAR'

Baluken, eylemci tutuklulara uygulanan tecridin diğer cezaevlerindeki tutuklularda büyük rahatsızlık uyandırdığına dikkat çekti, "Sonucu ağır farklı gelişmeler olabilir" dedi. Vitamin takviyesi yapılmayan açlık grevinin ölüm orucu anlamına geldiğinin altını çizen Baluken, "Kalıcı hasarlar olabilir. Ölüm vakaları gelişebilir. Şu anda Başbakan Erdoğan'ın İmralı ile ilgili açıklamaları bir tartışma zeminini yarattı. Ancak, can kayıpları yaşanırsa, bu tartışma zemini ortadan kalkar" diye konuştu.

Müsteşar Yardımcısı, bunun üzerine "talebinizi değerlendireceğiz" yanıtını verdi.

Kaynak: etha.com.tr

Kandıra Cezaevi'nde 'beni öldürecekler' diyen mahkum ölü bulundu


Kandıra Cezaevi'nde ailesine telefonla “Beni öldürecekler” diyen mahkum duşta asılı bulundu. Ailesinin, avukatlarının cezaevinin değiştirilmesi için dilekçe verdiği ancak iddiaların soruşturulmadığı öğrenildi.

Hasan Özer, önce telefonla ailesine, sonra duruşmada hâkime, en son avukatı aracılığıyla cezaevi yönetimine “Beni öldürecekler” dedi. 20 gün bu çığlıkları duyan olmadı. Sonunda olan oldu. Ailesine Hasan’ın intihar ettiği söylendi. Ama ortaya çıkan görüntüler ve ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde şoke eden detaylar şüpheleri cezaevi müdürüne yöneltti.

Cezaevini değiştirmek istedi
Habertürk'ten Zülfikar Ali Aydın'ın haberine göre, Hasan Özer, 6 yıl önce babasına ait hurdacı dükkânına giren hırsızı öldürdü ve polise teslim oldu. 4 yıl Silivri ve Metris’te yatan Özer, sonra Kandıra’daki Kocaeli 1 No.’lu T Tipi Cezaevi’ne nakledildi. Zaman zaman disiplin cezalarına çarptırılan Özer, bir süre sonra koğuşta sorunlar yaşamaya başlayınca başka cezaevine sevk için dilekçe verdi. Aynı dönemde ailesine öldürüleceğini, bu nedenle cezaevini değiştirmek istediğini söyledi.

2 Ekim 2011’de ailesini arayan Özer’in, 15 dakika sürmesi gereken konuşması 2 dakika 15 saniyede sona erdi. Özer, ailesine “Beni öldürecekler çabuk Cumhuriyet Savcılığı’na gidin” dedi. Annesi Nejla Özer ise “Müdüre çık müdüre” yanıtını verdi. Ancak Hasan Özer, “Beni zaten müdür öldürecek” diye konuştu ve telefon kapandı.

Annesi ve babası dilekçe verdi
Bu telefon üzerine annesi Nejla Özer ile babası Müslim Özer, Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak oğullarının daha önce dövüldüğünü şimdi de ölümle tehdit edildiğini belirterek cezaevinin değiştirilmesini istedi.

Hâkime anlattı
Hasan Özer bu telefon sonrası geçici koğuşa konuldu. 2 gün sonra yani 4 Ekim 2011’de Bakırköy Adliyesi’nde duruşmaya çıktı. Mahkeme Başkanı Mehmet Faik Saban, Özer’e boynunda olan sıyrıkları sordu. Özer, “Beni öldürmek istiyorlar. Cezaevine gitmemek için ayakkabı ile cama vurdum, cam kırılınca boğazımı kestim. Ramazan Gerginyay isimli hasmımı oraya koyuyorlar” dedi. Mahkeme de “Cezaevi müdürlüğüne bilgi ve gereği için gönderilmesine, mahkememize bilgi verilmesinin istenmesine...” diyerek bu yönde karar aldı.

Avukatı: "Acilen kaldığı koğuş değiştirilmeli"
Bu karar üzerine Özer’in avukatı Ali İhsan Gökdere cezaevine gitti. Duruşma tutanağını ve “Müvekkilim Hasan Özer’in can güvenliği tehlikesi olduğundan gerekli önlemlerin alınmasını "acilen" kaldığı koğuşun değiştirilmesini ve başka bir cezaevine naklinin yapılmasını arz ederim” yazılı dilekçeyi sundu. Hasan Özer bunun üzerine cezaevi müdürü tarafından odasına çağrıldı. Ardından tek başına konulduğu geçici koğuşuna götürüldü. Ertesi gün avukatına intihar ettiği bildirildi. Özer’in 6 Ekim 2011 sabahı yapılan sayım sırasında yırtılan bir gömlek ile duş başlığına asılı halde bulunduğu kayıtlara geçti.

"Tahliye olacaktı niye intihar etsin?"
Özer’in annesi Nejla Özer oğlunun 9 ay boyunca sorun yaşamadığı Silivri Cezaevi’ne tekrar sevk dilekçesi verdiğini ancak dilekçenin işleme konulmaması üzerine itiraz ettiği için dövüldüğünü anlattı. Anne Özer, “Devletin gözetimindeydi oğlum. 40-50 gün sonra tahliye olmasını bekliyorduk. Neden intihar etsin?” dedi.

"Beni öldürecekler" dedi, soruşturulmadı
Özer Ailesi’nin avukatı Nazan Yaman, 1 yıldır süren soruşturmayı yürüten savcılığın gerekli tedbirleri almadığını, görüntülerde yer alan gardiyanların ifadelerinin alınmadığını belirterek, “1 yıldır soruşturma ilerlemiyor. Bağıra bağıra gelen bir ölüm var. ‘Beni öldürecekler’ denildiği halde hiçbir tedbir alınmamış ve bir ölüme göz yumulmuştur” dedi.

Ailesini aradı, gardiyanlar susturdu
Hasan Özer’in ailesine “Beni öldürecekler” dediği telefon görüşmesi sırasında çekilen güvenlik kamerası kayıtları 1 yıl sonra dava dosyasına girdi. Konuşma sırasında başında 2 gardiyan bekleyen Özer, telefonu gardiyanların zoruyla kısa kesip kaçmaya başlıyor.

3 gardiyanın kovaladığı Özer koridor boyunca koşuyor. Gürültüyü duyan diğer gardiyanlarla birlikte Özer’in peşinden koşan gardiyan sayısı bir anda 8’e çıkıyor.

Gardiyanın elinde beyaz eldiven
Özer gardiyanlar tarafından zor kullanılarak yere yatırılıyor ve elleri arkadan bağlanıyor. Bir odaya sokuluyor. Daha sonra birinin elinde beyaz ameliyat eldiveni olan gardiyanlar tarafından taşınıyor.

Müdür: "Öldüğü gün izinliydim"

“Hasmıyla aynı koğuşa yerleştirmek ve mahkûmlara tehdit ettirmek” iddialarıyla suçlanan nöbetçi müdür olarak görev yapan idare memuru M.M. şüpheli sıfatıyla savcıya ifade verdi: “Onu iki kez gördüm. Birlikte kaldığı arkadaşı Ufuk Altun ile koğuştan alınan arkadaşlarının geri verilmemesi halinde cezaevinde bulunduğu odayı yakacağını söyledi. Daha önce kaldıkları cezaevinde aynı şekilde yangın çıkardıklarını söylediler. Bunun üzerine her ikisini de geçici odalarına götürülürken gördüm. O gün nöbetçi müdür görevi yapıyordum. ‘Neden bu şekilde sorun çıkarıyorsun?’ diye sitemde bulundum. Olayla ilgili hakkımda soruşturma açıldı. Koğuşunda darp edilince doğrudan darp raporu almak için hastaneye gönderdim. İntihar ettiği gün izinliydim. Ölümüyle ilgim yok.”

"Beni o koğuşa vermeyin" 
Koğuş arkadaşı Ufuk Altun savcıya şunları anlattı: “Bahçede telefon sırası beklerken, B-14 koğuşundan Hasan’ı duydum. 'Beni o koğuşa vermeyin' diyordu. 3-4 gün sonra Hasan'ın intihar ettiğini öğrendim.”

Kaynak: sol.org.tr

Tutuklu sağlık öğrencileri Dünya Tabipleri Birliği gündemine girdi


Prof. Dr. Özdemir Aktan

Dünya Tabipleri Birliği Genel Kuruluna katılan TTB Başkanı Aktan, konuşmasında Türkiye'deki tutuklu tıp ve sağlık öğrencilerinin durumlarına değindi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, Dünya Tabipleri Birliği’nin (WMA) Tayland'ın Bangkok şehrinde gerçekleştirilen Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye'deki tutuklu tıp öğrencilerinin durumuna değindi.

Aktan, konuşmasında 13 tıp ve sağlık öğrencisinin 4 ayı aşkın zamandır sürmekte olan tutukluluk durumları hakkında bilgi verdi. Katılımcıların ilgi gösterdikleri konuya WMA Yönetim Kurulu Toplantısı’nın gündeminde de yer verildi.

Toplantıda ilk olarak Türkiye’deki yetkililere konuyla ilgili bir mektup yazılması ve sonasında ise bu konuda bir Türkiye ziyareti gerçekleştirilebileceği gündem edildi.

(soL- Haber Merkezi)

Kaynak: sol.org.tr

GAZETECİ HATİCE DUMAN'A MÜEBBET HAPİS CEZASI

Gazeteci Hatice Duman'ın müebbet hapis cezasına onaylayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Atılım Gazetesi Eski Yazı İşleri Müdürü Hatice Duman ile birlikte deri işçisi Güllüzar Erman ve Ahmet Doğan'a verilen müebbet hapis cezasını onarken, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu Sözcüsü Necati Abay'a verilen 15 yıl cezayı ise, bozdu.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından haklarında ‘örgüt yöneticiliği’ iddiasıyla 18 yıl 9 ay ve müebbet hapis cezası verilen gazeteciler Necati Abay, Hatice Duman ile deri işçisi Güllüzar Erman ve Ahmet Doğan'ın davasını görüştü. Yargıtay, Atılım Gazetesi Eski Yazı İşleri Müdürü Hatice Duman, Güllüzar Erman, Ahmet Doğan'ın müebbet hapis cezalarını onadı. Yargıtay, Tutuklu Gazeteciler Dayanışma Platformu Sözcüsü olan Necati Abay'a ‘örgüt yöneticiliği’nden verilen 15 yıl hapis cezasını bozarak, Abay'ın ‘örgüt üyeliği’nden yargılanmasını istedi.

'HİÇBİR DELİL TARTIŞILMADI'

Davanın Yargıtay aşamasında Güllüzar Erman'ın avukatlığını yapan Avukat Pınar Akdemir ise, davanın Yargıtay sürecini DİHA'ya değerlendirdi. Akdemir, dava sürecinde savcının hazırladığı iddianamenin sanıklar için yazılan bölümlerinin hepsinin birbirinin aynısı olduğunu belirterek, ‘Yerel mahkeme de çok küçük kelime değişiklikleriyle ama yine de hiçbir değerlendirme yapmadan hükmünü kurmuştur. İddianamenin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen tüm celselere, beyanlara, tanıklara ve belgelere rağmen hiçbir delil tartışılmamıştır’ dedi.

'DELİL VE KANIT YOK CEZA VAR'

Kendi müvekkili hakkında 3 iddia bulunduğunu söyleyen Akdemir, ‘Bunlardan birinin Akbank Şubesi'nin silahla gasp edilmesi, diğerinin Adem ve Hakkı Köse adlı kişilerin gasp edilmesi ve FESK aldı silahlı seksiyonun 2. hücresinin içerisinde yer almasıdır. Ancak gerek dava sürecine gerek ise yargılama sürecine baktığımız zaman bunlarla ilgili somut hiç bir şey görülmemektedir. Bankadan elde edilen delilerin hiçbirinde parmak izi bulunmamıştır. Yani delil ve kanıt yok ceza var. Yerel mahkeme kendi delilerini bile tartışmadan çok ağır bir karara hükmetmişti ancak ne yazık ki Yargıtay'da bu karara uydu’ dedi. Akdemir, aile ile görüştükten sonra davayı AİHM'ye taşıyacaklarını belirtti. (DİHA)

Kaynak: evrensel.net

Cezaevlerinde Bulunan Muhalif Gazeteciler

Ülkemizde politikada gündem sıcaklığını korurken, konu başlıkları da ha bire değişime uğramaya devam ediyor. AKP iktidarının üst düzey sorumluları durmadan basına açıklama yapmaya devam ediyor. Sorunlar ise hepimizi yakından ilgilendiriyor. Fakat çözümsüzlük almış başını dörtnala gidiyor.

AKP iktidarı bugünlerde cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlü gazetecilere kafayı takmış durumda. Bugünlerde Erdoğan ve Arınç’ın açıklamaları basında yer bulmaya devam ediyor. Ayrıca Abdullah Gül’ünde açıklamaları her ikisinin söylediğiyle de örtüşüyor.

Açlık grevleri hakkında- 'Hapishanelerde her ölüm, vicdanın ölümüdür'

'Hapishanelerde her ölüm, vicdanın ölümüdür'

İHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu’nun Taksim’de gerçekleştirdiği F tipi eylemlerinde bugün cezaevlerinde büyüyen açlık grevlerine dikkat çekildi.

Etkin Haber Ajansı / 13 Ekim 2012 Cumartesi, 20:48

İSTANBUL- İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu tarafından Taksim’de  her hafta yapılan F tipi oturmalarının 32. haftasında, cezaevlerindeki açlık grevleri gündeme getirildi.

“Açlık grevleri 33. gününde, hapishanelerde ölüm istemiyoruz, sesimize ses katın” pankartı açılan eylemde Gönül Sonbahar, kısa bir konuşma yaptı. Sonbahar, 40 hapishanede  yaklaşık 400 tutuklunun katıldığı açlık grevinin 33. güne ulaştığını hatırlatarak, bundan sonra yapılacak F tipi oturmalarında sadece açlık grevlerinin gündeme getirileceğini ve sessiz eylem yapacaklarını duyurdu.

“Yetkililerin cezaevlerinden yükselen sesi dikkate alıp açlık grevleri sona erinceye kadar eylemlerimizi sürdüreceğiz” diyen Sonbahar, “Devlet yetkilileri sıcak yataklarında yatarken yüzlerce mahpus soğuk taş hücrelerde bedenlerini ölüme yatırıyor, yetkililer bu durumu görmezden gelirken malum medya da konuyu gündemine asla taşımıyor. Kamuoyuna sesleniyoruz; bu duruma sessiz kalmak, tüm toplumu sorumlu kılar, bir kişinin ölümü bile vicdanların ölümü demektir” şeklinde konuştu.

Sessiz devam eden oturma eylemi  haftaya yapılacak eyleme çağrıyla  sona erdi.

29 Yıldır Tutuklu Muzaffer Öztürk: 12 Eylül Darbe Yargı Kararları Uygulanmaya Devam Ediyor

YAŞAMININ 29 YILINI CEZAEVİNDE GEÇİREN, 2029 YILINDA TAHLİYE EDİLMEYİ BEKLEYEN VE HALEN TEKİRDAĞ 1 NOLU F TİPİ CEZAEVİ’NDE YATAN MUZAFFER ÖZTÜRK’ÜN CEZAEVİNDEN YOLLADIĞI AÇIK MEKTUBU AŞAĞIDADIR.

***

ANAYASA’YA KARŞIN 12 EYLÜL YARGILAMALARI PRATİK OLARAK DEVAM EDİYOR

TBMM, tatile girmeden önce, son anda AKP ve MHP Milletvekillerinin çabasıyla, 3. Yargı paketine geçici bir madde eklenerek (adrese teslim bir yasayla) 5-6 eski ülkücünün tahliyesi sağlandı. Her ne kadar yasa “bir haksızlığın giderilmesi olarak savunulmaya çalışılsa da, kişilere özel bir yasa olması bakımından kamuoyunda doğal olarak tepki ile karşılandı. Özellikle 7 TİP’li devrimcinin katillerinin serbest bırakılması protestolara neden oldu.

Kamuoyunun duyarlılığı nedeniyle konu, TV programlarında tartışmalara yol açtı. Farklı düşüncede olanlar ya da savunanlar basın açıklamaları yaptı, TV kanallarına bağlanarak düşüncelerini açıkladı. Bu tartışma ve açıklamalarda konu farklı boyuta çekilerek, kamu uygulamaları ve yargılamalarının derin ve telafisi olmayan ağır haksızlıkları bir kenara atılarak, konu basit sağ-sol sorununa indirgenmeye çalışıldı. Kimi eksik bilgiye ya da saptırmaya yönelik bu çabalar ayrıca üzerinde durulması, tartışılması gereken konulardı. Ancak burada konumuza ilişkin olduğundan birkaç konuya değinmek gerekiyor. Bir kesim tarafından şunlar söylendi: “solcular Rahşan affında bırakıldı, sağcılar bırakılmadı. Sağcılara haksızlık yapılmıştı, bu düzeltildi!” “Cezaevlerinde halen 12 Eylül cezalarını yatan solcu yok!”

Rahşan Affı’nın kimlere yönelik çıkarıldığı çok iyi bilinmesine karşın, solcuların ( ki kastedilen 12 Eylülden kalma solcular) bırakıldığı bilgisi yanlıştı. Rahşan affından sadece genel olarak yardım-yataklıktan yatanlar yararlandı. O dönem yardım –yataklıkta örgüt üyeliği ile aynı şekilde cezalandırılıyordu.60-70 yaşındaki nineler yardım-yataklıkta 15 yılı aşkın cezalar almıştı, bu haksızlık giderilmeye çalışıldı. Onun dışında hiçbir sol-siyasi dava yararlanmadı. Aksine, yasa taslağında, “Eski cezalara ilişkin, yanan infazların kaldırılması” maddesi solcularda yararlanacak diye son anda yasa tasarısından çıkarıldı. Yani 12 Eylül cezalarına çarptırılan hiçbir solcu Rahşan affından yararlanamadı. Dolayısıyla Rahşan affında sağcılara yapılan bir haksızlık yoktu.

İkinci önemli yanlış ise, “içeride 12 Eylül’den kalma 12 Eylül cezasını yatan solcu yok” söylemi idi.

Yasa çıkmadan kısa süre önce bir TV programında tartışmaya katılan Mazlum- Der temsilcisi “cezaevlerinde halen 60 üzerinde 12 Eylül döneminin cezalarını yatanların olduğu bunların listesinin kendilerinde de olduğu söylenmişti”. CHP Malatya Milletvekili Veli AĞBABA konuya duyarlılık göstererek halen içeride 12 Eylül cezalarını yatanların ailesiyle basın açıklaması yaptı.

Bizlerin de içinde olduğu 6-7 ismi açıkladı. AKP Milletvekili Selçuk ÖZDAĞ ise Tahir CANAN gerçekliğinden yola çıkarak halen 12 Eylül cezalarını yatan solcuların da olduğunu kabul etti ve meclisin açılmasıyla gündeme gelecek olan 4. Yargı paketinden bu konuya ilişkin yasa hazırlayacaklarını; 12 Eylül cezalarının yok hükmünde sayılması ve mağduriyeti giderecek ( tüm 12 Eylül mağdurlarını)  maddeler konması gerektiğini belirtti. Eski ülkücülerin avukatı Hasan İlter’de bizlerin de isimlerini sayarak 12 Eylül cezalarını yatan solcular olduğunu ve yasa çıkması gerektiğini dile getirdi. Ayrıntılı olmasa da MHP Aydın milletvekili de benzer şeyler söyledi.

Sonuç olarak yanlış tartışmalarla başlansa da şu anda 12 Eylül cezalarını yatan, infazı yanan solcular olduğu kabul edildi.(ki, dile getirilmese de, çeşitli nedenlerle infazı yanan ve 12 Eylül cezasını yatan eski ülkücülerde var)

Meclisteki partilerin tamamı şu anda 12 Eylül cezalarının kaldırılması ya da yok hükmünde sayılması için 4. Yargı paketinde yasa çıkarılacağını söylüyorlar.(BDP’den bu konuya ilişkin açıklama gelmedi, ancak daha önceki söylemlerinden biliniyor ki böyle bir yasanın çıkmasını onlarda savunuyor)

1 Ekimde meclis açıldı 4. Yargı paketinde bu konuda yasa çıkar mı bilemiyorum, söylenenler 3. Yargı paketi sonrası kişilere özel yasaya tepkileri geçiştirmek için mi söylenmiştir yoksa gerçekten 12 Eylül uygulamalarının halen devam ediyor olması nedeniyle bunların kaldırılması için samimiyetle mi söylenmiştir bunu 4. Yargı paketinde göreceğiz.

Öte yandan konunun bütün bu haklı söylemler dışında hukuksal bir boyutu da var; ANAYASA’ya karşın içeride tutuluyor oluşumuz!

Konu tartışılırken 12 Eylül cezaları denilip geçiliyor.  Bu gerçekliğin esas yanı bizim sıkıyönetim ASKERİ Mahkemelerinin verdiği cezaları yatıyor oluşumuzdur!

Daha önce mahkemeler bizim yanan infazları Askeri Mahkemenin vermiş olmasını, Anayasada yer alan “Askeri Mahkemelerin sivilleri yargılama” bölümünde, Askeri Mahkemeler sadece sıkıyönetimin ve savaş halinde sivilleri yargılayabilir “maddesindeki sıkıyönetim” dönemine bağlıyorlardı.

Ancak, 2010 yılında Halkoyuna sunularak kabul edilen yeni Anayasada bu yönde değişiklik yapılarak, SIKIYÖNETİM şartı kaldırılmıştır. Yani şu anda yürürlükte olan ANAYASAYA göre ASKERİ MAHKEMELER SADECE SAVAŞ DÖNEMLERİNDE SİVİLLERİ YARGILAYABİLİR.

Yani askeri mahkemeler bizi yargılayamaz. Oysa bizler 30 yıl önce 12 Eylül generallerinin, atamalarıyla, emir ve komuta ilişkilerindeki askeri mahkemelerin verdikleri cezalar nedeniyle içeride tutuluyoruz.

Haziran ayı sonunda askeri mahkemeler bir karar verdi:

Halen askerde olan bir kişi için “askeri mahkemelerin verdiği cezayı askeri mahkemeler sivilleri yargılayamaz”  diyerek mahkeme kararını geçersiz kıldı. Yani askerde görevli olan birini asker mahkemeler yargılayamaz iken biz askeri mahkemelerin verdiği cezaları yatıyoruz!

Burada ciddi bir hukuksuzluk-yargılama ihlali var. Anayasa, askeri mahkemeler sivilleri yargılayamaz diyor ama bizlere anayasanın bu hükmüne karşın askeri mahkeme kararı uygulanıyor. Mahkemelerin 12 Eylül döneminde yukarıdan gelen emirlerle kararlar verdiği ve bu kararların bugün bile toplumda derin yaraların yansıdığı bir gerçektir. Yüzlerce binlerce dönüşü olmayan yanlış ve haksız cezalar verilmiştir. Pek dile getirilmese de 1984 yılında idam edilen Hıdır ASLAN’ın durumu buna bir örnektir. Hıdır ASLANI’ın dosyasında eylem olarak sadece kuyumcu soygunu vardır. Dosyada ölüm dahi yoktur. İdam edilmesinin asıl nedeni Tariş direnişçisi olmasıdır. İşte bizler o dönemin Askeri Mahkemelerinin verdiği cezaları yatıyoruz halen ve çoğumuzda 2025-2030 yıllarına kadar içeride tutulacağız.

Sonuç olarak, bu ANAYASAL çelişki hukuksal olarak çözülmek zorundadır. Bunun için hukukçuların başka çözüm önerisi var mıdır bilemiyoruz. Ancak her şartta, ya 12 Eylül döneminde verilen cezalar kaldırılacak; yok hükmünde sayılacak; yanan infazlar kaldırılacak ya da 12 Eylül’e dokunmaya cesaret edilemiyorsa, Askeri Mahkemelerin verdiği cezalara yeniden sivil yargı yolu açılacaktır. Ama bunun DGM’lerin kaldırıldığı dönemde olduğu gibi “uyarlama” olarak değil, sivil yargı yolu açılarak yapılması gerekir. Ki 30-35 yıl öncesinin yargılanmasının nasıl yapılacağı, zaman aşımının devreye gireceği de ayrı bir hukuksal sorundur.

Burada infazın geri alınması (infaz yakma) konusunun yeniden ele alınmasına kısaca değinmek gerekir. Bugün 12 Eylül cezalarını yatan insanların infazlarının yanmasının nedeni tahliye olduktan sonra, yeniden bir-kaç yıllık şu veya bu nedenle almış oldukları cezalardır. Trafik cezalarından örgüt üyeliklerine kadar her ne nedenle olursa olsun, birkaç yıl ceza alındığında, önce eski idam ya da muhabbet cezasının 20-30 yıllık süresi yatırılmaktadır. Hukuksal olarak ciddi bir haksızlık doğuran bu infaz konusu da yeniden ele

Halen 12 Eylül askeri Mahkemelerinin vermiş olduğu cezayı yatıyor oluşumuzun toplumsal boyutu da gözden kaçırılmamalıdır. Bir yandan 12 Eylül’cülerin (generallerin, görevlilerin vb) yargılandığı ve toplumun tüm kesiminde 12 Eylül’ün mahkûm edildiği bir dönemde diğer yanda 12 Eylül mahkemelerinin verdiği cezaları hala yatan insanlar olduğu; yurtdışında binlerce insanın 12 Eylül mağduru olarak sürgün, mülteci olarak yaşıyor olduğu gerçeği toplumsal bir İNANÇTIR.

Başta Arjantin, Şili olmak üzere geçmişinde Askeri Darbeler, diktatörlükler yaşamış pek çok ülkede darbeciler yargılanmış; darbe dönemleri mahkûm edilmiş; darbe mağdurlarına siyasal ve sosyal hakları ve itibarları iade edilmiş; sigorta, Emeklilik vb gibi haklar tanınmaya çalışılmıştır. Ve hatta kimi ülkelerde, darbe dönemi tutsak edilen direnişçiler ve hatta bizzat savaşan gerillalar, seçimlerle bugün Başbakan, Cumhurbaşkanı olabilmişlerdir. Oysa bizde tüm bunları bir yana bırakalım, halen 30 yıl önce darbecilerin verdiği cezaları halen yatanlar vardır. Bu toplumsal utanç bir an önce giderilmelidir.

Sonuç olarak:

1-      Anayasalarla çelişen, yetkisi olmayan Askeri Mahkemelerin verdikleri cezaların halen infaz ediliyor olması

2-      12 Eylül generallerinin yargılandığı, 12 Eylül’ün tüm toplumda mahkûm edildiği gerçeğine karşın halen 12 Eylül’ün pratikte uygulanıyor olması gerçeklikleri dikkate alınarak (meclisteki partilerinde ortak mutabakat sağladığı konularda) ACİLEN yasal düzenlemeler yapılmalı; 12 Eylül hukuku ve uygulamaları tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmalı (yok sayılmalı); 12 Eylül döneminde verilen ve halen devam eden cezalar kaldırılmalı; yurtdışındaki sürgün ve mültecilerin ülkeye dönüşleri sağlanmalı; 12 Eylül mağdurlarına maddi-manevi tazminat yoluna gidilmeli; siyasi, sosyal haklar iade edilmelidir…

Selamlar, Saygılar

Muzaffer Öztürk

1 Nolu F Tipi Cezaevi

A- Tek – 11

TEKİRDAĞ 

Kaynak: soldefter.com

MUSTAFA KORKMAZ'DAN MEKTUP VAR

Sevgili Adil,

Kitaplarınızı aldım, teşekkür ederim. “12 Eylül ve Filistin Günlüğü” kitabınızı gelir gelmez hemen okudum, deyim yerindeyse nefes nefese okudum. Beğendim, güzel yazmışsınız. Daha doğrusu, günlüğü nesnel, gerçekçi ve tarafsız bir bakış açısıyla tutmuşsunuz. Okurken üzüldüm, heyecanlandım.

Yaşanan tarihsel sürece ışık tutmuşsunuz. Kendimde ‘90 yılında Lübnan’da kaldığım için kulaktan dolma epey şey duymuştum. Anlatılanlar tek taraflıydı. Sadece bizim gelenekten dinledim. Bir de farklı gelenekten olan arkadaşların yazdıklarını okumak, süreci daha farklı, nesnel ve çok yönlü okumak şansını veriyor. Örneğin, “Arnon Kalesi direnişi” ‘ni 1984-85’lerde duymuştum. Sizin kitapta ise bizatihi yaşayan arkadaş anlatmış. Gerçekten de destansı bir direniş…

Günlüğünüz, 12 Eylül, İsrail-Filistin davasını, Türk ve Kürt devrimcilerinin durumunu, Avrupa’daki mülteci (kısmen) yaşamını ve sorunlarını gözler önüne sermiş.

Kısacası, kitabınızı okurken hüzünlendim. Emeğinize sağlık, iyi iş çıkarmışsınız. En azından demokratik kamuoyu yaşanmış tarihi öğrenme şansını yakalamıştır. Ne ilginçtir, ben de Adana, Avrupa ve Lübnan’da kaldım. Farkında olmadan sizi takip etmişim.

“Konuşan Fotoğraflar” kitabınız ise daha özgün bir çalışma. Fotoğraflar, şiir ve değerlendirme… Daha önce okumuştum, yine göz attım. Şiirleriniz fena değil, fotoğraflar güzel ve çarpıcı. Birbirinden farklı dünyalar… Fotoğraflar ve şiir birbirini tamamlıyor.

Artık bitiriyorum. Öykü’yü unutmuş değilim. Umarım iyisindir güzel kız. Gözlerinden öpüyorum. (…) için sonsuz teşekkürler.

Yaşamınızda mutluluklar, çalışmalarında başarılar diliyorum. Selam ve sevgilerimle…

Kendinize iyi bakın.

Not: Yeni yazmaya başladığınız kitap için yardımcı olamadım, üzgünüm.

Mustafa Korkmaz

E Tipi Kapalı Ceza evi

Elbistan/Kahramanmaraş

Sayfalar