AÇLIK GREVİNDEKİ TUTSAKLAR ANLATIYOR: Ölümü öldürmeye yol alıyoruz

Ölümü öldürmeye yol alıyoruz

alt
İSTANBUL / DİHA
Güncellenme : 27.10.2012 12:34

Siirt E Tipi Cezaevi’ndeki tutsaklarda sağlık sorunları ciddi boyutlara ulaşırken, tutsaklar kararlılıklarını dile getirdi. 45 gündür açlık grevinde olan 22 yaşındaki Dilşah Kocakaya, “Annelerimiz alanlarda ‘çocuklarımız ölmesin biz ölelim’ diye çağrıda bulunuyorlar. Bizler Mazlumların, Kemallerin ve Hayrilerin yoldaşlarıyız ve yaşamak için bin defa ölmeye hazırız. Annelerimizle kendi dilleriyle konuşabileceğimiz günleri getirmek ve tecridi paramparça etmek adına herkes yerine büyük bir mutlulukla yaşatmak için ölümü öldürmeye yol alıyoruz. Tarih, direnenlerin kazandığını bir kez daha gösterecektir” dedi.
Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’nden süresiz-dönüşümsüz açlık grevine giren ilk grupta yer alan tutsaklarda kabız ve hemoroidten kaynaklı dışkıdan kan gelme, gözlerde yaşarma, görüş bulanıklığı, ciddi halsizlik, sıvı alma isteksizliği, baş dönmesi, mide bulantısı-kusma gibi sorunlar sık bir şekilde yaşanıyor. Siirt Cezaevi’nde açlık grevine katılan Gülistan Abdo, Gulan Kılıçoğlu, Emel Gültekin, Gülsüm Koç, Dilşah Kocakaya, Kevser Akçelik, Rızgar (Ecevit) Turan, Burhan Eviz, Tevfik Özdemir, Erdi Çelik, Abdurrahman Budak, Lokman Karaşi, gönderdikleri mektuplarda hem özgeçmişlerini hem de eyleme katılma amaçlarını yazdı.
Hakikat aşkı için...
Emel Gültekin: 1alt4 Mayıs 1984 Amed Bismil doğumluyum. 15 Aralık 2010’da tutuklandım. Anadilimde savunma yapmak istedim fakat reddedildim. Savunmam alınmadan örgüt üyeliğinden 7 buçuk yıl ceza aldım. Yargıtay’a gönderdiğim itiraz dilekçesi kabul edilmedi. Kısa bir sürede cezam onaylandı. Yaklaşık iki yıldır cezaevindeyim. 1 buçuk yılı aşkın bir süredir darbe sonucu oluşan fiziksel rahatsızlık yaşamaktayım. Damarlarımda ciddi ezilmeler ve zedelenmeler mevcuttur. Hakikat aşkının özgür yaşama yaklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle kutsal bir eylemde insanlık adına verilen bu savaşta bedenini ölüme yatırmak benim, bizim için onur verici ve büyük bir anlam taşımaktadır. Uğruna bedenimizi ölüme yatırdığımız taleplerimiz yerine gelmediği sürece bu kutsal eylemden bir adım geri adım atmayacağımızı belirtmek istiyoruz. Biz yaşamayı ve yaşatmayı uğrunda canımızı verecek kadar çok hissediyor ve seviyoruz.
Devlet utansın!
Gulan Kılıçoğlu: Amed, Diclealt doğumluyum. Amed’in politik konumundan kaynaklı yoğun bir atmosfer içinde büyüdüm. Bu yoğunluk çocukluk hayallerimden kurguladığım geleceğime kadar etkiledi beni. Bölge’de çocuk olmak açlık grevlerini, mitingleri, tecritleri, sloganları, sürgünleri erkenden öğretiyor insana. Cümle gördüklerimi yol bilerek bir tarafından tutmak için mücadelenin, Ankara SBF Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandım. Ankara’daki öğrencilik yıllarımda hayatın olağan akışını bozmak gerekçesiyle tutuklandım ve örgüt üyeliğinden ceza aldım. Cezam Yargıtay’dadır. Onaylanırsa iki yıl sonra çıkıyorum. Dosyadaki hukuksuzlukların haddi hesabı yok. Kaldığımız cezaevlerindeki rehabilite etme, iğdiş etme çabalarının haddi hesabı yoktur. Ama bizler kişisel kaygılara girmeden her şeyi göze alarak zihnini betonlaştıranların çatlaklarından sızan çiçek olmak istedik. Betonları çatlatıp İmralı duvarlarını kırmak için, anadilimizde eğitim ve yaşam için süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girdik. Bugün eylemimizin 44’üncü günündeyiz. Devlet utansın ki bizi anadilimiz için eylem yapmaya mecbur bıraktı. En doğal durum gibi ele alınması gereken bu konu hiç tartıştırılmamalıydı. Betonları kırıp İmralı güneşine ulaşmak için devletin doğal akışını bozmaya devam ediyoruz, edeceğiz.
Dur demenin zamanı
Gülistan Abdo: 19alt74’de Rojava Kürdistan’ın Afrin Reco şehrinde doğdum. 1992’de özgür bir Kürt kimliği ve diliyle yaşamak için PKK saflarına katıldım. İki yıl dağda kaldım. 1994’te yaralı olarak ele geçtim. Ayak parmaklarımda kangren oluşmuştu; ancak bilinçli bir şekilde bekletildi ayağımın yarısına yayılıncaya kadar ve sonrasında sol bacağım kesildi. Yargılamam bir yıl sürdü ve 36 yıl ceza aldım. 18 yıldır cezaevindeyim ve çeşitli dönemlerde sayısız, süresiz-dönüşümlü açlık grevlerine girdim. 30 yıldan fazla süren bir savaşın içinde asimilasyon, inkar ve katliamlardan, soykırımdan geçirilen bir halkın kendini var etme sürecine girilmiştir. Dayatılan imha ve inkar, önderliğimiz Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecritle yok etme politikası en üst düzeye çıkarılmıştır. Savaşın hiçbir halka kazanç getirmediğini söyleyen ve hep barış çabası içinde olan Sayın Abdullah Öcalan’dır. Bu inançla 12 Eylül 2012 tarihinden itibaren Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, sağlığı ve anadilin üzerindeki tüm yasaklamaların kaldırılarak kamu dili haline getirilmesi için süresiz dönüşümsüz açlık grevine girdim. Cezaevlerindeki bir PKK esiri olarak savaşa dur demenin zamanı olduğunu ve halkların özgürlüğü, barışı için güneş doğuncaya dek sonuna kadar yaşam pahasına da olsa mücadele edeceğiz.
Ölümü öldürmeye yol alıyoruz
Dilşah Kocakaya: 19 Ocaaltk 1990 Diyarbakır Lice doğumluyum. Lise 4 öğrencisiyken 26 Kasım 2008’de gözaltına alınarak tutuklandım. Çukurova Üniversitesi Arkeoloji bölümü öğrencisiyim; ancak 4 yıldır gizli tanık ifadesi yüzünden tutuklu olarak yargılandığım için okuyamıyorum. Cezaevlerinin dolup taştığı böylesi bir süreçte tutuklu olmayı yargılamıyorum. Zira Türkiye’nin olağanlıklarından birini yaşıyorum, yaşıyoruz. 18 yaşında cezaevine girdim ve şu an 22 yaşındayım. Çocukluğumdan gençliğe uzanan yıllarımı cezaevinde geçirdim, geçiriyorum. Mahkeme salonlarında adaletin hangi mülkün temeli olduğunu sorgulayarak büyüdüm. Kürt-Zaza bir anne babanın çocuğuyum. Ancak okuduğum yıllarda anadilimi kullanamadığım için bugün unutmanın eşiğine gelmiş bulunmaktayım. Annemle kendi dilimde konuşamamak beni hem üzüyor hem de bir şeyler yapmaya teşvik ediyordu. Ortaokul ve lisede Türkçe’nin yanı sıra İngilizce’nin de bize öğretildiği halde Kürtçe’nin neden öğrenemediğimiz aklımın hep bir köşesinde takılı kaldı. Büyüdükçe ve Türkiye devletinin şahsım üzerinde uyguladığı şiddeti gördükçe bütün sorularıma cevap buldum. Bulduğum cevaplarla beraber 12 Eylül 2012 tarihinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladım yüzlerce arkadaşımla beraber. Tecrit bir insanlık suçudur söylemiyle tecridin son bulmadığını gördük, yaşıyoruz. Söylemden öteye bir şeylerin yapılması gerekiyordu. Tecridi parçalayabilmek ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlük koşullarını sağlayabilmek için bugün 44 gündür İmralı duvarlarını parçalamak ve annemin sütü gibi hakkım olan anadilimi tüm kamusal alanlarda kullanabilmek için süresiz-dönüşümsüz açlık grevindeyim. Tarihe yazılan bugünlerde bu tarihi harflerden biri olmanın sonsuz mutluluğu ve onurunu yaşıyorum. Annelerimiz alanlarda çocuklarımız ölmesin, biz ölelim diye çağrıda bulunuyorlar. Bizler Mazlumların, Kemallerin ve Hayrilerin yoldaşlarıyız ve yaşamak için bin defa ölmeye hazırız. Annelerimizle kendi dilleriyle konuşabileceğimiz günleri getirmek ve tecridi paramparça etmek adına herkes yerine büyük bir mutlulukla yaşatmak için ölümü öldürmeye yol alıyoruz. Tarih, direnenlerin kazandığını bir kez daha gösterecektir.
Bireysel kaygılardan sıyrıldım
Gülsüm Koç: 1992 Bingöl doğumluyum ve Bingöl’ün Alevi köylerindenim. Lise son sınıf öğrencisiyken tutuklandım ve 1 buçuk yıldır cezaevindeyim. Meydanlarda sürekli naraları duyulan demokrasi anlayışını mahkemelere gel-git dönemlerinde daha anlamış oldum. Dosyamdaki hukuksuzlukların haddi hesabı yok. Hem mahkeme sürecinde hem de aramızda bulunan arkadaşlarımın, ailelerinin ve içimizde bulunan annelerimizin yaşadıkları ve yaşamaya devam ettikleri dramatik, traji-komik olaylarla demokratik olayların içerisinde demokratsızlığın yaşanıp boy verdiğini, faşizan zihniyetin yaşamlarımızı gasp edip çorak topraklara benzettiğinin canlı tanığıyım. Ve ben içerisinden geçtiğimiz süreçte tüm bireysel kaygılarımdan sıyrılarak 15 Eylül 2012 tarihinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladım. Bu yola koyulurken maddiyatın dayatıldığı, her şeyin maddileştiği bir zamanda ancak cevabımızın maneviyatımızla olacağına inandım. İnancımın bizi zafere götüreceğine inanıyorum ve Kürt halkını zafere götürecek bu sürecin aktif öznesi olmaktan büyük onur ve mutluluk duyuyorum.
Kararlı ve iradeliyiz
Kevser Akçelik: 1 Şubat 1994 Hakkari Yüksekova doğumluyum. 2009’da BDP Kadın Meclisi’yle çalışmalara başladım. DÖKH’ten doğru DTK Daimi Meclis üyesiyken 29 Mart 2012’de tutuklandım. Şırnak KCK dosyası kapsamında yapılan operasyonla gözaltına alındım. Çocuk yaşta olduğum için Şırnak Çocuk Ağır Ceza’da yargılandım. Dosyamda suç teşkil edecek delil olmamasına rağmen suça sürüklenmiş çocuk ithamıyla yargılandım. Bu ithama rağmen müebbet istendi. Müebbetten üst yöneticiliğe, üst yöneticilikten alt üyeliğe iyi hal uygulaması olmadan ifadesiz, savunmasız sadece bir yıllık süreç içerisinde cezalandırıldım. Yaklaşık 8 aydır içerideyim. Hem içeride hem dışarıda yapılan insanlık dışı uygulamalar, halkın üzerindeki baskılar, imha ve inkar politikaları, anadilimizin tanınmaması, en önemlisi de Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit artık kabul edilemez boyuttadır. Kürtlerin ve biz kadınların en hassas noktası olan Öcalan’a yaklaşımı kendi varlık gerekçemize yaklaşım olarak kabul etmiş ve bu temelde Öcalan’a karşı uygulanan tecrit ve izolasyon politikasını kesinlikle kabul etmeyeceğimizi belirterek bu temelde bedenlerimizi onurluca ve önderlikle yaşam için ölüme yatırıyoruz. Sonuç alıncaya kadar da kararlı ve iradeli şekilde devam edeceğimizi belirtiyoruz.

Açlık grevcilerinin portreleri
Rızgar (Ecevit) Turhan: 1 Nisan 1972’de Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Kaşıkyayla (Zuvanya) köyünde doğdum. Ortaokul mezunuyum. 1992’de saflara katıldım. 1995’te Çukurova’da yakalandım. 125’inci maddeden müebbet ceza aldım. Sırasıyla; Mersin, Konya, Diyarbakır, Yozgat, İskenderun, Adana F Tipi, Siirt, Erzurum tekrar Siirt Cezaevi’nde kaldım. Toplam 18 yıldır cezaevindeyim. Ailem Siirt merkezde ikamet etmektedir.
Gümüşhane kırsalında yakalandım
Burhan Eviz: 17 Ağustos 1980’de Siirt’in Kurtalan ilçesine bağlı Kayabağla’da (Zaqeyde) doğdum. 1999’dan 2000’in başına kadar HADEP gençlik faaliyetlerinde çalıştıktan sonra 2001 tarihinden itibaren parti saflarına katıldım. 2006 yılında Gümüşhane kırsalında yakalandım. Toplamda bir müebbet olmak üzere 68 yıl hapis cezası aldım. Gümüşhane, Erzurum, Siirt cezaevleri olmak üzere toplamda 6 yıldır cezaevindeyim. Ailem Siirt Kurtalan’da ikamet etmektedir. Lise mezunuyum.
KDP tarafından TC’ye teslim edildim
A. Rahman Budak: 1 Aralık 1978’de Şırnak Kapanlı (ErÍ) köyünde doğdum. İlkokul mezunuyum. 1991’de saflara katıldım. 1996’da Irak’ta yakalandım. KDP tarafından TC’ye teslim edildim. Toplam yattığım 6 sene boyunca Adana ve Elbistan cezaevlerinde kaldım. 2002’de tahliye oldum. İkinci sefer tutuklanmam 2008’de gerçekleşti. Toplamda 8 buçuk yıl ceza aldım. Bu cezamın hepsini şu anda bulunduğum Siirt Cezaevi’nde geçirmekteyim. Toplamda bir yıl cezam kalmış. Ailem Cizre’de ikamet etmektedir.
Evli ve iki çocuk sahibiyim
Tevfik Özdemir: 13 Haziran 1967’de Eruh Pozatlı Bansa (Basne) köyünde doğdum. Evli ve iki çocuk sahibiyim. 1990 yılında saflara katıldım. 2004 yılında Iğdır’da yakalandım. Toplam 12 yıl 6 ay örgüt yöneticiliğinden ceza aldım. Iğdır ve Siirt cezaevlerinde kaldım. Toplamda 8 yıldır cezaevindeyim. 1 buçuk yıl cezam kaldı. Ortaokul mezunuyum. Ailem Siirt merkezde ikamet etmekte.
‘KCK’den tutuklandım
Erdi Çelik: 25 Şubat 1988’de Siirt’in Kurtalan ilçesinde doğdum. Siirt Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu hemşirelik bölümü dördüncü sınıf öğrencisiyim. 28 Şubat 2011 tarihinde Kurtalan KCK Kurtalan gençlik yapılanması üyesi iddiasıyla suçlanarak tutuklandım. Ve yine cezaevindeyken yapılan Kurtalan KCK tutuklamalarından da yargılanmaktayım. Her iki dosyadan da yargılamam devam ediyor.
Örgüt üyesi olmamakla beraber!..
Lokman Karaşi: 4 Eylül 1981’de Şırnak’ın Cizre (Cizir) ilçesinde doğdum. Evli ve 5 çocuk sahibiyim. İlkokul mezunuyum. Şubat 2011 yılında tutuklandım ve örgüt üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işlemekten 7 yıl bir ay ceza aldım.
 

293 Gün Açlık Grevi Yapan Behiç Aşçı: Açlık Grevlerini Bitirmek İki Dakika Sürer

2006’da 122 kişinin hayatını kaybettiği F tipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm oruçlarında bedenini ölüme yatıran 123. kişiydi Behiç Aşçı. 293 gün açlık grevi yapan avukat Aşçı, o dönem yaşadıklarını anlattı.

“Ben avukat Behiç Aşçı, tecridin kalkması için ölüm orucuna başlıyorum.”

F tipi cezaevlerine karşı başlatılan ölüm oruçlarında o güne dek 122 kişi hayatını kaybetmişti. Aşçı, 5 Nisan 2006’da cezaevlerinde tecritin kaldırılması için ölüm orucuna başladığında bedenini ölüme yatıran 123. kişiydi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açlık grevindeki mahkumlara, “Sesiniz duyuldu” demesine benzer, dönemin CHP Milletvekili Mehmet Sevigen Meclis’ten kendisine, “Behiç arkadaşım lütfen, amacına ulaştın. Ölüm orucuna son ver” diye seslenmişti. F tipi cezaevlerinde tecridin kaldırılması için 293 gün ölüm orucu yapan avukat Aşçı, o dönem yaşadıklarını Milliyet’e anlattı:

Ölüm orucu kararını nasıl aldınız?

2000-2006 arası düşünmekle geçti. Bir anda karar vermek mümkün olmuyor. Hayatınızı ortaya koyuyorsunuz ve kararlı olmanız gerekiyor. 6 yıl boyunca yaşadıklarım beni bu karara hazırladı.

Neler gördünüz bu sürede?

19 Aralık Operasyonu’nda 28 müvekkilim katledildi. 6 kadın diri diri yakıldı. Onların kömürleşmiş cenazelerini ben aldım. İki cenazeyi aileleri tanıyamamıştı bile. Adli Tıp’ta masanın ortasında iki tane siyah top... İnsan adına söylenebilecek hiçbir şey yok: Kafa, kol, bacak... Dört cenaze takma dişten, ameliyat izinden tanınmıştı ama diğer ikisini aileler aralarında rastgele paylaştı. Bunlar beni çok etkiledi.

İnsanı bu karara götüren çaresizlik midir?

Çaresizlikten öte, mücadele için bir aracı kullanmak diyelim. Bir mücadeleye girdiğinizde ona denk düşen silahları kullanırsınız. Karşınızdaki top atarken, siz okla saldırmazsınız. Ölüm orucu, en üst boyutta direniş.

Ne tür semptomlarla karşılaştınız?

Kışın en az 50, yazın 80-90 bardak sıvı alıyordum. Sinir sisteminin doğru çalışmasını sağlayan saf B1 vitamini alıyordum. B1 vitamini çok önemli, kullanılmadığı 1996 ölüm oruçlarında 61. günde ölümler başlamıştı. 250. güne kadar çok ciddi sağlık problemi yaşamadım ama sonrasında yağ ve kas kitlesi büyük oranda erimişti. 93 kiloyla başlamıştım, son verdiğim 293. günde 42 kiloydum.

Basının yeterli ilgiyi gösterdiğini düşünüyor musunuz?

Evet. Cezaevlerindeki ölüm oruçları için Bakanlık, “Baskıyla yapıyorlar” diyordu. “Bir avukat bile ölüm orucuna başladığına göre, ciddi problem var” diye düşünenler oldu. Avukat arkadaşlarımın çok büyük desteği oldu. Öyle bir noktaya gelmişti ki, Adalet Bakanı toplantılara gidemez hale gelmişti. 

Vücudunuzda kalıcı hasar oluştu mu?

Ayak kaslarım yeteri kadar güçlü değil. Bir yere vurunca hissetmiyorum. Hastaneye kaldırıldığımda doktorlar, “Bir gün geç gelse, ölürdü” demişler. Kan tahlillerim bir ölünün değerleri ile benzer çıkmıştı!

Adalet Bakanı Ergin’in açıklamasını nasıl değerlendirdiniz?

Samimi bulmadım. “Sesinizi duyurdunuz, açlık grevini bırakın” dediler. Amaç ses duyurmak değil ki. Çözüm, çok basit. Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüşmesinin sağlanması yeter. İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, 19 Aralık Operasyonu’ndan sonra “Adalet Bakanı olsam, ölüm orucunu çözmem 10 dakikamı alır. 1 dakika genelge yazmakla, 9 dakika cezaevlerine fakslamakla geçer” demişti. Artık teknoloji gelişti, bugün bu sorunu çözmek 2 dakika sürer!

Röportaj: Burcu Karakaş/Milliyet

Kaynak: baskahaber.org

Sincan'da marş cezası

Sincan'da marş cezasıSincan Cezaevi, koğuşta Grup Yorum'un 'Zafer Yakında' marşını söyleyip, slogan atan 25 mahkûma hücre cezası verdi. Gerekçe: Eyleme teşvik ve cezaevinin güvenliğini tehlikeye atmak.

Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde kalan 25 tutuklu ve hükümlü geçen eylülde, koğuşlarında Grup Yorum ’un ‘Zafer Yakında’ isimli şarkısını söyleyerek, çeşitli sloganlar attı. Cezaevi idaresi, tutanak tuttu ve Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı’na gönderdi. Disiplin Kurulu 25 tutuklu ve hükümlüye 13’er günlük ‘hücre cezası’ verdi.

Uzaktan eğitim
Kararda, tutuklu ve hükümlülerin her ay düzenli olarak terör örgütü mensupları lehine slogan attıkları ve bu sloganların içeriğinin ve zamanın önceden belirlendiği belirtilerek özetle şöyle denildi: “Eyleme katılanlar birbirini etkileyerek grup dinamiği yaratmaya çalışmakta, örgüt ruhunu canlı tutmakta, kurumdaki hükümlü ve tutukluları anma programından haberdar ederek örgütlerinin propagandasını yapmak amaçlanmaktadır. Bu programların düzenli aralıklarla ve sürekli olarak yapılması örgüt mensupları için bir eğitim niteliği taşımaktadır.” Kararda marştaki geçen ‘Tut bayrağı çık sokağa yüreğini koy barikata sar şehirleri’ dizelerinin, tutuklu ve hükümlüleri eyleme teşvik ettiği de savunularak, “Bu söylemlerin, eyleme dönüşme ihtimaline karşı kurum güvenliği tehlikeye düşmektedir. Tutuklu ve hükümlünün aniden, aynı anda slogan atmaya ve marş söylemeye başlaması kurum içerisinde korku ve paniğe neden olmakta, diğer tutuklu ve hükümlülerde endişe yaratmaktadır” ifadesine yer verildi. Avukat Evrim Deniz Karatana, karara itiraz edeceklerini açıkladı ve “F tipi cezaevleri açıldığından bu yana, 12 yıldır tutuklu ve hükümlüler her ay ölüm oruçlarında, işkencelerde, polis infazlarında kaybedilen arkadaşları için bu anmayı yapıyorlar. Eyleme sevk edildiği iddia edilen tutuklu ve hükümlülerden 11’i müebbet, 3’ü ise ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü. İdarenin hayal dünyası çok geniş” diye konuştu.

Kaynak: radikal.com.tr

Red Hack bu sefer açlık grevcileri için vurdu

Türkiye'nin toplumsal muhalefetinin yeni bir bileşeni olarak adından giderek daha sık söz ettiren Red Hack, son olarak Kürt siyasi tutuklularının açlık grevlerine yönelik bir destek eylemi yaptı.

Adalet Bakanlığı Personel sayfasını hackleyen Red Hack, bu eylemi 12 Eylül'den bu yana devam eden ve giderek ölüm sınırına gelen açlık grevlerine destek için gerçekleştirdiğini açıkladı. Kızıl hackerlar olara da bilinen Red Hack ekibi, gerçekleştirdiği eylemin ardından ilgili siteye bir de not bıraktı.

RED HACK BİR DE NOT BIRAKTI

"RedHack tutukluları serbest bırakılsın. RedHack'e yönelik baskılar son bulsun. Açlık grevlerinin sonucunda anneler ağlamasın, yeni savaşlar olmasın diye devlet adım atsın. Talepler karşılansın, grev son bulsun. Açlık grevlerine yönelik basın sansürü son bulsun. Neler oluyor insanlar öğrensin. Gerçek bir kardeşlik için eşitlik adımı atılsın. Savaş son bulsun. Eşit adil sömürüsüz sınıfsız ve sınırsız bir dünya kurulsun. Kahrolsun faşizm, yaşasın devrimci dayanışma."

Kaynak: EmekDünyası.Net

Basın Açıklamasına Çağrı

Cezaevlerinde süresiz dönüşümsüz açlık grevleri sakatlanma ve ölüm sınırını aşmış, grevcilerin sayısı artarak devam ederken 
hükümet adım atmamakta direniyor.
 
Bizler, grevcilerin taleplerinin müzakere edilerek açlık grevlerinin bitirilmesi, cezaevlerinde ölümlerin engellenmesi için bir araya gelmiş olan Demokratik Kitle Örgütleri, 27 Ekim 2012 Cumartesi Günü, Saat 15:00'de bayraklarımız ve dövizlerimizle, ortak pankart arkasında, Altıyol'dan (Boğa Heykeli) Kadıköy İskele Meydanı'na yürüyeceğiz ve bir basın açıklaması yapacağız.
 
Açlık grevlerinde ölümlerin yaşanmaması için duyarlı tüm kesimleri yürüyüşümüze katılarak diyalog ve müzakere çağrısının sesini yükseltmeye davet ediyoruz.  
 
Ne Çatışma, Ne Tecrit, Ne Ölüm,Çözüm Yolu Diyalog ve Özgürlük.
 
Cezaevleri İzleme Koordinasyonu
 
 Cezaevleri İzleme Koordinasyonu, açlık grevleri için İnsan Hakları Derneği, İstanbul Tabipler Odası, TUAD, KESK ve HDK tarafından oluşturulmuştur.

 

 

43. Gün... Hiç Olmazsa Korkuluk Ol...

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi diyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol…
	Rıfat Ilgaz

Çocuksunuz ve dışarı çıkmama cezası alıyorsunuz. Ah özgürlük, diyorsunuz.

Sevmediğiniz bir dersin sonunu sıkıntıyla bekliyorsunuz. Kapıyı çarpıp çıkma hakkınız yok. Ancak zil çalınca özgürleşeceksiniz.

İzmir’de Tecrite Karşı Mücadele Platformu Basın Açıklaması Yaptı

Bu ülkede hapishaneler tarihi devrimci tutsaklara karşı işlenen suçların tarihidir. Bunun uygulanış biçimi değişse de amaç tektir: devrimcileri kimliksizleştirmek ve düşüncelerinden soyutlamak. Bu amaçla uygulanan politikanın bugünkü adı tecrittir. 19 Aralık Katliam’ından bugüne tutsaklar insanlık onuruna karşı işlenmiş bir suç olan tecrit işkencesi altındalar. Tecrit işkencesi hak gasplarıyla artarak sürüyor. Birçok hapishanede karşılaşılan keyfi uygulamalarla tutsakların direnişlerle kazandığı hakları gasp edilmeye çalışılıyor.

Yaklaşık 2 aydır Kırıklar 1 No’lu F Tipi’ndeki tutsaklar daha önce olmayan hak ihlalleriyle karşılaşıyor. Bu durumu halkımıza ve basına anlatmak onlarla dayanışmak tutsaklarımızın hak ihlallerine karşı mücadelelerinde onları yalnız bırakmamak için 22 Ekim pazartesi günü Kemeraltı girişinde Kırıklar F tipi Hapishanesindeki hak ihlalleri ile ilgili basın açıklaması yapıldı.

18.30’da Kemeraltı girişinde alkışlar ve sloganlarla eylem başlatıldı. “Kırıklar F Tipinde Tecrit İşkencesine Ve Hak İhlallerine Son- Tecrite Karşı Mücadele Platformu” yazılı pankartın açıldığı eylemde devrimci tutsakların karşılaştığı hak ihlalleri anlatıldı:

“Tutsaklara daha öncesinden permatik ve jilet verilmesine rağmen şu anda verilmiyor. Adalet Bakanlığı bunun gerekçesi olarak ‘kendilerine ve başkalarına zarar verebilecekleri’ni gösteriyor. Para vererek berbere çıkmaları dayatılıyor. Tutsaklar bu durumu protesto etmek için saç ve sakal uzatıyor.

Sohbet hakkının kullanımı sırasında çay dışında kantinden alınan herhangi bir şeye ve gazete, kitap, dergi çıkarılmasına izin verilmiyor.

Diğer hapishanelerden ve dışarıdan gelen fotokopi ve çıktılar ‘örgütsel doküman’ oldukları gerekçesiyle verilmiyor.

Dışarıdan yatırılan kitaplar toplatması olmaması ve diğer hapishanelerde alınmasına rağmen Kırıklar F Tipi’nde keyfi gerekçelerle tutsaklara verilmiyor.

Karikatür dergileri dahi keyfi gerekçelerle yasaklanıp verilmiyor.”

Son olarak Aydın köylülerinin geleneklerini anlatan bir kitap “örgütsel mekanizmalarını ve kimliklerini diri tutmaya yarayacak örgütsel doküman”olduğu gerekçesiyle tutsaklara verilmedi. F Tiplerinin başat amacı bu kararda açıkça görülmektedir. Tutsakları kimliksizleştirmek, devrimci düşüncelerinden soyutlamak. Bu noktada halk kültürü ve geleneğine dair bir kitap dahi örgütsel doküman sayılabiliyor.

Tecrite karşı mücadele platformunun çağrısıyla yapılan eyleme İHD, ÇHD, Mazlum-Der, Mücadele Birliği, BDSP ve HDK bileşenleri katılımları ile destek verdi. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı eylem “Yaşasın Devrimci Dayanışma” sloganlarıyla bitirildi.

Tecrit İşkencedir! Tecrite Son!

Kırıklar F Tipi’nde Hak İhlallerine Son!

Tecrit Öldürür Dayanışma Yaşatır!

Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!

Kaynak: halkinsesitv.com

'Sizin alçak manşetleriniz 'hayata dönüş' katliamını getirdi'

Emek Örgütleri açlık grevleri için Ankara'da eylem yaptı:

'Sizin alçak manşetleriniz 'hayata dönüş' katliamını getirdi'

İHD, TİHV, ÇHD, TTB, KESK ve DİSK üyeleri, cezaevlerinde yaşanan açlık grevlerine dikkat çekmek için Adalet Bakanlığı'na yürüdü.

Yürüyüşün ardından yapılan ortak açıklamada, cezaevlerinde açlık grevine giren tutsakların durumunun kritik olduğu belirtilerek, siyasi iktidarın ölümler yaşanmadan talepleri değerlendirmesi istendi.

EMEK ÖRGÜTLERİNDEN ANKARA'DA EYLEM

KESK ÜYELERİNDEN KARTLI PROTESTO

Kesk Şubeler Platformu Üyelerinden Kartlı Protesto

22 Ekim 2012 Pazartesi 14:56

- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Mersin Şubeler Platformu üyeleri, üzerinde Adil Okay’ın şiirinin bulunduğu kartları cezaevinde yatan KESK üyelerine göndererek, tutuklamaları protesto etti.

Öğle saatlerinde merkez PTT Şubesi önünde bir araya gelen KESK Mersin Şubeler Platformu üyeleri, attıkları sloganlarla tutuklamaları protesto etti. Burada grup adına açıklamalarda bulunan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Remzi Çiftçi, üyelerinin sadece düşüncelerini açıkladıkları için cezaevinde yattığını ileri sürdü. Herkese göre demokrasinin tanımının ayrı olabileceğini ifade eden Çiftçi, “Demokrasinin sınırını demokrasinin kendi kuralları belirler. Kişi veya kurumlar demokrasinin sınırını belirleyemez. Yüzlerce insanın tutuklanarak cezaevine doldurulması, ülkemizi adeta açık cezaevine çevirmiştir” dedi.

Kendi demokrasi anlayışlarına göre, hiç kimsenin düşüncelerinden dolayı tutuklanmaması gerektiğini belirten Çiftçi, “Bizler düşüncelerinden dolayı, insanların tutuklanmasına karşıyız. Emekçilerin haklarını savunduklarından, 4+4+4 eğitim yasasına karşı çıktıklarından, insan haklarını savunduklarından dolayı bizim arkadaşlarımız tutukludur. Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bu anlayışın değişmesini istiyoruz. Herkese aynı demokrasi kurallarını istiyoruz. Sadece bir kesime değil, tüm ülke katmanlarına ve renklerine demokrasi istiyoruz. İnsan hakları istiyoruz. Özgürlük istiyoruz” diye konuştu. Mersin’den 9 KESK üyesinin şu anda cezaevinde olduğunu hatırlatan Çiftçi, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bu arkadaşlarımızın suçu sadece düşüncelerini açıklamak, basın açıklamalarına katılmak, maaş zamlarına karşı çıkmaktır. Bunların dışında hiçbir suçları yok. Biz bunları suç olarak kabul etmiyoruz. Hükümeti bu konuda duyarlı olmaya, bu sorunu bir an önce barışçıl yöntemlerle çözmeye davet ediyoruz. Tüm siyasi tutukluların bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Arkadaşlarımızın bir an önce işine, ailesine ve yakınlarına kavuşmasını talep ediyoruz.”

Basın açıklamasının ardından PTT şubesine giren KESK Mersin Şubeler Platformu üyeleri, cezaevinde yatan KESK üyelerine, üzerinde Adil Okay’ın şiirinin bulunduğu kartları gönderdi.

Kaynak: IHA

Sayfalar