Tek tip’e karşı bir direniş hikayesi: Yırtılan elbiseler, kadife bir pantolon ve Danıştay kararı

Türkiye’de son olarak 1980’li yıllarda cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere dayatılan ‘tek tip kıyafet’ uygulaması, son çıkartılan Olağanüstü Hal (OHAL) Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) ile tekrar uygulanmaya başlanacak.

696 sayılı KHK’nin yayımlanmasının ardından başta insan hakları örgütleri olmak üzere toplum ve siyasetin bir çok kesiminden uygulamanın insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle tepkiler gelmeye başladı.

Tepki gösteren isimlerden biri de gazeteci Ertuğrul Mavioğlu’ydu. Mavioğlu’nun twitterdan gösterdiği tepki paylaşımının altındaki 1989 yılına ait Cumhuriyet gazetesi küpürü ise dikkat çekiciydi.

Mavioğlu, “10 Temmuz 1989 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan haberi paylaşıyorum. Kararın orjinalini Danıştay arşivinden bulursunuz. Hani devlet olmak süreklilik gerektirirdi ya, ondan yazıyorum. Yoksa siz de biz de bildiğimiz yoldan…” diyerek 1989 yılında kedisinin de aralarında olduğu siyasi tutukluların tek tipe karşı mücadeleleri sonucunda uygulamayı tümüyle kaldıran Danıştay kararını paylaşıyordu bu tweetinde.

Mavioğlu, 1987 yılında kendilerine dayatılan ve 1989 yılında Danıştay kararı ile tümden kaldırılan tek tip kıyafete karşı yürüttükleri mücadeleyi Gazete Karınca’ya anlattı.

Türkiye’de tek tip kıyafet uygulamasının ilk olarak 12 Eylül askeri darbesinin ardından Sultanahmet Cezaevi’nde dayatıldığını hatırlatan Mavioğlu, tutukluların bunu reddetmesi sonucu belli bir süre sonra bu dayatmadan vazgeçildiğini söylüyor.

Tek tip kıyafet uygulamasının 1984 yılında tekrar gündeme getirildiğini belirten Mavioğlu, buna karşı da siyasi tutukluların başta Metris ve Sağmalcılar cezaevleri olmak büyük bir direniş başlattıklarını, gerçekleştirilen ölüm oruçlarında Abdullah Meral, Hasan Telci, Haydar Başbaş ve Fatih Öktülmüş’ün yaşamını yitirdiğini anlatıyor.

Ölüm oruçları sonucunda Metris ve Sağmalcılar cezaevlerinde koyu renk pantolon ve kazak gibi elbiselerin serbest hale geldiğini hatırlatan Mavioğlu, diğer cezaevlerinde ise bu dayatmanın süre gittiğini hatırlatıyor.

Mavioğlu kendisi de bu süreç içerisinde cezaevinde bu dayatma ile karşı karşıya kalmış. Tek tip elbise dayatması ile son karşılaşması ise 1987 yılı Bayrampaşa Cezaevi. O dönemi şöyle anlatıyor:

Temmuz ayında 50 günlük bir açlık grevi gerçekleştirdik. Bu açlık grevi sonucunda bizim üzerimizdeki tek tip elbise uygulaması yeniden kaldırıldı. Fakat tümden kaldırılmış değildi. 1989 yılında bir yönetmelikle tekrar bunu gündeme getirdiler. Tüm cezaevlerinde olduğu gibi bizim kazandığımız hak da elimizden alındı. Bunun üzerine yeniden açlık grevine başladık. Yaz boz tahtası gibi bir direniş hattı devam etti.

Duruşma salonlarında yırtılan tek tip elbiseler

Tek tip uygulamasının aynı yıl tekrar gündeme gelmesinin ardından duruşmalara çıkarken kendilerine tekrardan tek tip kıyafet dayatmasının yapıldığını anlatan Mavioğlu, duruşmalara giderken elleri kelepçelenip, darp edilerek üzerlerine elbisenin giydirildiğini fakat duruşma salonunda kelepçeleri açıldığı an uygulamayı protesto etmek için elbiselerini yırttıklarını söylüyor.

Mavioğlu, bu protestoyu gerçekleştirdikleri için bu kez de DGM heyetleri tarafından “ahlaka uygun olmayan davranışta bulundukları” için savunmaları alınmadan tekrar cezaevine gönderildiklerini hatırlatıyor.

Sanık sandalyesine fırlatılan kadife pantolon

Fakat bir duruşmada farklı bir durum gelişiyor. Mavioğlu’nun aynı zamanda avukatı olan babası İbrahim Mavioğlu avukat sırasından, sanık sandalyesinde tek tip elbisesini yırttığı için don gömlek kalan oğluna kahverengi ince fitilli bir kadife pantolon atıyor.

Mavioğlu’nun pantolonu alıp giymesiyle birlikte mahkemenin de sanıkları “ahlaka uygun olmayan davranışta bulundukları” için savunmaları alınmadan tekrar cezaevine gönderme şansı kalmıyor.

Mavioğlu o duruşmayı şöyle anlatıyor:

Babamın attığı pantolonu giydim. Giyince de mahkeme heyeti bir şey diyemedi bu duruma. Yanımda birlikte yargılandığımız üç arkadaş daha vardı. Onlara da bir şey denilemedi. Çünkü ‘Görüyorsunuz ahlaka aykırı bir tutum almaları söz konusu değil, pantolon bulunca giyiyorlar’ denildi.

Mavioğlu ve birlikte yargılandıkları arkadaşları o gün mahkemeden kovulmuyorlar ama cezaevine gider gitmez hücre cezalarına çarptırılıyorlar. “Hatta koğuşa pantolon operasyonu bile düzenlediler” diye anlatıyor Mavioğlu o günleri.

Mavioğlu o süreçte 6 ay hücrede kalıyor. Ne avukat görüşmesi ne de aile görüşüne çıkabiliyor.

1989 yılında Danıştay’dan tek tipi tamamen kaldıran karar

Mavioğlu ve arkadaşları içeride tek tipe karşı direnirken babası İbrahim Mavioğlu ise bu dayatmaya karşı dışarıda hukuk mücadelesi veriyor.

İbrahim Mavioğlu’nun uygulamanın bir insan hakkı ihlali olduğu yönündeki başvurusu 21 Nisan 1989’da karara bağlanıyor ve Danıştay oy çokluğuyla bu uygulamanın kaldırılması kararı alınıyor. Ve o tarihten bu yana son KHK’ye kadar bu uygulama bir daha gündeme gelmiyor.

Mavioğlu şöyle anlatıyor:

Bir gün hücre kapım açıldı müdür geldi ve “Çıkıyorsunuz” dedi. Meğerse babam Danıştay’a dava açmış ve Danıştay 21 Nisan 1989 yılında tek tipin tamamen kaldırılması noktasında çoğunluk oyuyla bir karar almış. Ve Bakanlar Kurulu da bu kararı uygulamış.

‘1989’dan farklı bir cumhuriyette mi yaşıyoruz?’

Mavioğlu son çıkartılan KHK ile tekrar getirilen tek tip kıyafet uygulamasına bu Danıştay kararını hatırlatarak tepki gösteriyor:

Şimdi sorum şu: 1989 yılında ayrı bir devlet ayrı bir Danıştay kararı vardı da o kararın şimdi tekzibi mi yapılıyor? Yoksa başka bir cumhuriyet içinde mi yaşıyoruz?

Danıştay kararını çiğneyen hukuk dışı bir karar aldı hükümet ve kimse de bunun karşısında ‘zamanında sen bunu kaldırmıştın nasıl bu kararı çıkartırsın demiyor’.

Tek tipin insan onuruna doğrudan doğruya bir saldırı olduğunu belirten Mavioğlu şunları söylüyor:

Öyle bir karar ki bu ülkenin tecavüzcüleri kravat takıp iyi hal indiriminden  ararlanacak ama siyasi tutuklular toplum nezdinde itibarsızlaştırılacaklar. İnsan onuruna doğrudan doğruya yapılan bir saldırıdır bu. O dönem de böyle yorumladık şimdi de böyle yorumluyoruz.

‘Türkiye cunta iktidarı ile yönetiliyor; ‘tek tip’, cunta uygulaması’

Uygulamayı bir ‘cunta uygulaması’ olarak nitelendiren Mavioğlu ekliyor:

Artık Türkiye’de OHAL rejimi de değil bir cunta iktidarı var. Cunta iktidarı bunu uyguluyor. Çünkü tek tip elbise gibi uygulamalar bir tek cuntacıların aklına gelebilir. İnsanları itibarsızlaştırmak, masumiyet karinesi ilkesini çiğnemek tamamen cunta kafasıyla gerçekleştirilen bir yöntemdir. Bu günün iktidarı da bunu yapıyor.

1984 yılında 4 devrimci 4 iyi insan hayatını kaybetti. Daha sonra ‘Hayata Dönüş’ adıyla katliam yaşattılar cezaevlerinde. Daha sonra da benzer ölüm oruçları gündeme geldi. Tam 122 insan hayatını kaybetti.

Cezaevleri ile bu şekilde oynamak, ön kapıdan sağ aldığın insanları arka kapıdan tabut içinde çıkartmaktan başka bir hedefi olamaz.

‘Sadece içeridekilere bırakılmamalı, milyonlar bir direniş hattı örmeli’

Tek tip kıyafet uygulamasının ‘insani onursuzlaştırma’ operasyonu olduğunu söyleyen Mavioğlu, bu uygulamaya karşı ‘artık yeter’ denemin dışında toplumun da ciddi bir direniş hattı örmesi gerektiğini vurguluyor:

Sadece içerideki insanlara bırakılmamalı. Milyonlarca insan bu onursuzlaştırma operasyonu karşısında bir direniş hattı oluşturulmalı. İnsan onuruyla, insan sözüyle, insan ifadesiyle insandır. İnsanın onuru, haysiyeti, sözü ortadan kaldırılınca bir erken ölüm yaşar.

Erken ölümün ortaya çıkmasının önüne geçmek için kendisine insanım diyen herkesin tavır alması gerekir. Çünkü bugün ona yarın bana. Yarın bana öbürkü gün başkasına.

Nazilerin iktidarı ele geçirdiği zaman ki hikaye gibi. Papaz diyor ki 2artık dışarıda itiraz edecek kimse kalmamıştı’ Hala itiraz edecek insan varken bu itirazları dile getirmeleri ve bu onursuzlaştırmayı durdurmaya ihtiyaç var. Çok güçlü bir direniş hattı örülmeli.

İlişkili İçerik