Açlık Grevinde İki Kadın Tutsaktan Zeynep ve Züleyha'dan Mektup Var

sizi direnişimizi destekleyerek sesimize ses olmaya çağırıyoruz...

"Ve işte uçurum bize yaşamak... Bir yanımız Sunî bir "Hayat", bir yanımız yaşam süsü verilmiş intiharlar içinde bir hayat-sızlık ve öte yanımız hakikat özlemiyle yanıp tutuşan, yaşamaya ölesiye bağlı bir yaşam mücedelesi. Bu kıyamet-bu direniş Kaf Dağı'nın ardında ya da Feza'de değil ! Yaşadığımız coğrafyada gözümüzün önünde. İşte gözümüzün önünde uçurum derinliği çelişkilerde yiten nice can... "

Coğrafyamızın anlam okyanusunda, hakikat uğruna "Yaşam" ve "Ölüm" önemli kavramlardır. Yaşamın değeri, Özgürlük düzeyi, yaşamın anlamına-kendi özsel doğan yakınlığınla ölçülür. Kendine ve özgürlüğe yabancılaşmasının adı ise Ölüm'dür. ve ne tuhaftır ki kendine, özgürlüğe, yaşama yabancılaşmanın sebebi gizli bir ölüm korkusudur. öyle ki yaşamaktan bile korkmak ...

Dünya’ya geldiğimizden beri korkular öğretilir bize.

"Daha dün annemizin kollarında" silah sesleriyle yaşlarken, yıkılmış köyümüzün solmuş "Çiçekli Bahçesinde" koşmaktan korkutulduk.

"Şimdi okullu olduk", okulda kürtçe konuşmaktan korkutulduk.

"Varlığı Türk Varlığına armağan edilmiş bir yoklukla" korkuyla "And’lar içerek" bitirdik okullarımızı… Ve artık korkularımıza alıştığımız için onlarla yaşamaktan memnun bir halde hayaller üreterek geliriz üniversiteye…

Korkuların hapsettiği beyinler, özgür tercihlerini ortaya koyamaz ve kendine "masum kaygılarla" hayaller kurar. Aydın ERDEM'in ve nicelerinin vurulmasına gözlerini kapatan hayaller, bombalarla onlarca çocuğun parçalanmasına ve kulaklarının tıkayan hayaller... Kör ve sağır hayaller görsün-duysun diye kaç beden yanacak? Işığı denizin ortasına terk edip, ışık'a-ateşe sevdalı halkı karanlıklarla katletmeye ve kahreden sessizliğe karşı daha kaç bedel? Işığa hasret, ateşle tutuşan bir bedende çok yakın bir zamanda Harran Üniversitesi'nden Serdar YEKTAŞ ? Bedenini hakikatin gizlenilmesine ve sessizliğe karşı tutuşturan ilk değildi. Ama son olsun diyeydi...

Ve işte uçurum bize yaşamak... Bir yanımız Sunî bir "Hayat", bir yanımız yaşam süsü verilmiş intiharlar içinde bir hayat-sızlık ve öte yanımız hakikat özlemiyle yanıp tutuşan, yaşamaya ölesiye bağlı bir yaşam mücedelesi. Bu kıyamet-bu direniş Kaf Dağı'nın ardında ya da Feza'de değil ! Yaşadığımız coğrafyada gözümüzün önünde. İşte gözümüzün önünde uçurum derinliği çelişkilerde yiten nice can... “Işık yitmesin ve karanlığa karşı bedenler tutuşmasın-karanlıklarda kirli oyunlarla yaratılan katliamlar son bulsun diye yaşam sunîleştirilmesin-yaşamak için gerekli olan öz-varlığımız inkar edilmesin diye bedenlerimizi açlığa yatırdık. Güneşe sevdamızla eriyen bedenlerimiz yiten canlarda, yiten aydınlık günlerde inkar edilmiş gerçeklik yaşam bulsun diye soluksuz bir kervanla yol alıyoruz. Yüreğimizde evlere sığmayan bir halk gerçekliğiyle ve yaşam aşkıyla güneşe yürüyoruz, eriye eriye…

Karanlığı-yıkımı her ne kadar egemen güçler sürdürüyorsa da bunu durduracak olan bizleriz. Sistemin liberalize ettiği kavramlara inat özgürlüğün peşine aşkla düşmek, bugün herkes ve her şeyden fazla “çılgın zamanların” gençlerine-direnişçilerine düşüyor.

Karşımızda iki yol var, ya sistemin çiçekli bahçelerinde kendimiz olmaktan çıkacağız ve simülasyan olarak yaşayacağız, ya da nasıl yaşamalı sorusunun cevabını toplumsal kimliklerimizle gözleyeceğiz ve soluksuz bir yolculuğa çıkacağız. Yani sonuçta ya tarihin kirli yüzünde oynanan oyunların figüranları olarak öleceğiz ya da kendi özgürlük savaşımızın anıları olacağız.

Ya “Yaşamayı Uğrunda Ölecek Kadar” seveceğiz , ya da zaten ölmüş olan birer robot olarak programlanmış yaşamların gölge oyuncuları olarak kalacağız.

Ya Mahsum’ların, Aydın’ların, Şerzan’ların arkadaşı, yoldaşı olacağız, ya da vicdanın silahını beynimize doğrultulmuş olarak bulacağız.

Ya yok olacağız ya da eski bilgiler düzeyinde her an ölüm pahasına hakikat savaşını kazanacağız.

Bu savaşta yıldızlar bir bir kayarken yalnızca dilek tutmak değil yıldızları tutabilmek…

Acıları dindirmek için yalnızca yağmurlarca ağlamak değil, ağlarken çığlıklar atabilmek…

Sevgili Arkadaşlar;

Bu anlamda sizi direnişimizi destekleyerek sesimize ses olmaya çağırıyoruz.

Selam, sevgi ve Saygılarımızla…

Zeynep ALTINKAYNAK

(Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi)

Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi

Züleyha YILMAZ

(Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğrencisi)

Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi

Mektubu ileten: Temel Demirer