Hapishane Edebiyatı

Hapisteki çocuk Aren'in annesinden yeni bir öykü: AREN ANNESİNE VE BABASINA YARDIM EDİYOR

AREN ANNESİNE VE BABASINA YARDIM EDİYOR

Günışığı tüm görkemiyle ortalığı aydınlatmaya başlamıştı. Kuşlar sanki doğaya bütün neşeleriyle koro halinde müzik ziyafeti veriyorlardı. Aren mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu.

Annesi yavaşça küçüğünün yanına yaklaşmış, gülümseyerek seyretmiş o güzelliği, uyandırmak istememiş önce ama bugün yapacakları işleri varmış ve Aren’de yardım edeceğini “anneciğim ben kocaman oldum iş yapabilirim” demişti. Uyandırmaya karar verdi.

Tekirdağ Hapishanesinde yazılan bir öykü: "Yılanla Tanışma... "

 

 

YILANLA TANIŞMA

Köye ilk gelişim değildi. Birkaç yıl öncesinden annemin kucağında tarlaya gidişimiz ve oradan günebakan hasadıyla ilgili puslu anılar vardı hafızamda. Bu defa babam var yanımda, annem İstanbul’da kalmış.

Gece amcamlardaydık ve babam beni gün doğmadan uyandırdı. Avluya çıktığımızda ayazdan titrer durumdaydım. Yola çıkmadam önce babam elime bir ekmek parçası tutuşturdu.

“Yolda  köpekler havlayıp üzerimize gelecek. Onlara atarsın bunu.” dedi.

Tekirdağ hapishanesinden gelen yeni bir öykü: "DENİZLE TANIŞMA"

 

 

 

Mesut Deniz. 2 No’lu F Tipi Hapishane. Tekirdağ

DENİZLE TANIŞMA

“Mesut babasıyla denize mi gidecekmiş bugün.”

Sabah uyandıktan hemen sonra başlayan annemin bu yönlü söylemleri heyecanlandırıyordu beni. Öncesinde televizyonda ve köye giderken otobüsün içinden görmüşlüğüm vardı denizi. Şimdi televizyondaki gibi içine de girecektim. Annemin beni heyecanlandıran söylemlerine, yüzümde gülücüklerle “Denize gitçez” diye cevap veriyordum.

GECE YÜREK VE DİL SUSKUN

 

 

"Toprağın koynunda bile yan yana olmak bizim için yüksek bir değerdir"

            Neden diye sormayacağım, çünkü ruhum hapishanelere sığmıyor. Ruhumu hiçbir yere sığdıramıyorum. Bu hakikat ortadayken bile toprağın koynuna sığacağımı sanmıyorum. Toprak dar gelir, sığamam toprağın koynuna.

            Toprak ağır.

            Duvarlar soğuk.

            Sular kurşun kadar ağır.

            Özlemler ise büyük.

Burhaniye Hapishanesinden gelen şiir: DİYARA AĞIT

 

 

DİYARA AĞIT

 

dokundun düşüme bir sis bulutu gibi

Munzur olup geldin aktın içime

ilk katreyi elinden içtim zamanın kasesinden

düşüne ortak, yoluna yoldaş kıldın

ahir zaman pirlerinin sofrasından rızıklandık

söze, saza buyur ettiler

yedi iklimden dört bucaktan çıkıp gelmişler

musalara yoldaş, kırklar dağına sırdaş

yüklenmişler dünyanın sırrını

ezelle ezel, ahirle ahir.

ağaca fısıldamışlar.

suya okumuşlar,

taşa kazımışlar.

ateşte pişmişler.

Bilmez misin çocuk?

Tutsak gazeteci Nedim Türfent, şiir ve yazılarını yollamaya devam ediyor. Bu kez koğuş arkadaşı Abdulgafur Anlı’nın resimlediği bir şiiri yayınlıyoruz.


Uydurma kanıtlarla dolu bir dosya, adaletsiz bir mahkeme ile, ve bir düzine tanığın işkence gördükleri için tanıklık etmek zorunda bırakıldıklarını ifade etmelerine rağmen 8 yıl 9 ay hapse mahkum edilen, ve cezası 9 Ekim 2019’da yargıtay tarafından onanan, DIHA muhabiri Nedim Türfent, üç seneden fazladır tutsak.

GECE, YÜREK VE DİL SUSKUN

 

 

<<Toprağın koynunda bile yan yana olmak bizim için yüksek bir değerdir>>

            Neden diye sormayacağım, çünkü ruhum hapishanelere sığmıyor. Ruhumu hiç bir yere sığdıramıyorum. Bu hakikat ortadayken bile toprağın koynuna sığacağıma sanmıyorum. Toprak dar gelir. Sığamam toprağın koynuna.

            Toprak ağır.

            Duvarlar soğuk.

            Sular kurşun kadar ağır.

            Özlemler ise büyük.

ZELAL DUYGULARIN KIYISINA

 

 

Rojava' nın Özgürlüğü için Yıldızlaşanlara

 

Esaretin kollarında komünar kararlılıkta

Katre katre ışık soluyor ciğerlerim

En karanlık kuytuluğunda zindanların

Özgürlük kokuyor nefesim

Laşer ritmiyle çarpıyor yüreğim

Zelal duyguların kıyısına varıyor benliğim

Prangalarını kırıp ezberini yitiriyor aklım.

Işık kanatlı düş oluyor paralel evrenim.

Bir gün ışık olur yıldızlara giderim.

Yeryüzü aydınlanınca değin karanlığa gülümserim.

Ey özgürlük ! Gel al beni benden

"Özgürlük şiddeti ölçüye gelmez daimi bir depremdir. "

Bağırsaklarında düğümlenmiş korkuyu çözmek, dağın yüksekliğini değil, derinliğini keşfedebilmektir özgürlük.

Şimdi oyuncağına küfredilmiş bir çocuğun ıslak gözlerine benziyor öfkem. Kapımda karavana vaktinden başka açılmayan bir mazgal ve dört yanımda karanlığın hükmüne boyun eğmiş namussuz duvarlar, gecenin bağrına çekilen korsan bir bayrak gibi dikleniyor gülüşlerime. Fakat yüreğimde "birden bire değil, usul usul" büyüyen bir ordu sevda var. Ve düşlerimde umudun yılmayan ustası.

SAQELENGE Ümran Düşünsel’in Yeni Eseri ‘Ayağı Kırık Turnayım Katarda’ ya Dair...

 

 

Tutsak Doktor Ayhan Kavak'tan bir kitap değerlendirmesi

 

SAQELENGE  

Ümran Düşünsel’in Yeni Eseri ‘Ayağı Kırık Turnayım Katarda’ ya Dair

Yüzyıllara dayanan sözlü geleneğin halen canlı ve başat yaşandığı Kurdîli coğrafyada ses (deng) erbaplarınca dile getirilmiş stranlar (şarkı) da hayatın farklı yönlerine değinen ezgilerden mürekkeptir.

‘YASAK ÇEMBERLERİNDE BİR GEDİK AÇMA SAVAŞIMI’

 


Selçuk ULU - ARTI GERÇEK - Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içerisinde örgütlü devrimciliğin 1968’den bu yana “yaşayan tarihi” diyebileceğimiz isimlerinden biri olan Hasan Selim Açan’ın “anılarını” kaleme aldığı kitap dizisinin “Bitmedi Daha…” isimli birinci cildinin ardından “Sürüyor O Kavga…” ismiyle ikinci cildi de çıktı. 

Ağırlaştırılmış Müebbet Mesut Deniz'den yeni bir öykü: "Neden var neden yok"

Mesut Deniz

F Tipi hapishane Aİ/ 137 Tekirdağ

NEDEN VAR NEDEN YOK

Biz çocukların, evimize geldiğinde kaçacak delik aradığı, sokakta karşılaştığımızda ise yüzümüzde muzip bir gülümsemeyle yolumuzu değiştirdiğimiz, mahallemizin iğne işlerini yapan, Selanik göçmeni bir Zeynep teyzemiz vardı.

6. sınıfa başladığım yıl, Zeynep teyzenin en büyük oğlu Mehmet abi yanımızdaki binaya taşındı ve bodrum katına da bir aliminyum doğrama ve panjur atölyesi açtı.

25 Yıldır Tutsak Olan Felemez Erdem'den Yeni Bir Şiir ve Bir resim

Sevgili Adil Hoca, sevgili yeğenim Öykü ve tüm "Görülmüştür" ailesine. Sizinle kısa bir şiir paylaşmak istiyorum. Bir de yeğenim Öykü'nün iki fotoğrafını çizdim. Umarım beğenir. Küçük Öykü'müz şimdi büyümüş. Uzun süredir atölyeye çıkmıyoruz. Yoksa kendisine yağlı boyadan bir tablo yapardım. (...) İnsanlar en zor ve acı dolu günlerinde yoğunlaşıyor.

Felemez Erdem

E Tipi Kapalı Hapishane B- 12

Elbistan / K. Maraş

***

DÜNYAYA AÇTIN GÖZLERİNİ

 

Nankör Kedi Nasıl Yedim Seni

1970 ve 1980’li yılları yaşayanlar, İstanbul’da 80’lerin sonuna kadar, şehirler arası otobüslerde ve bagajlarında tavuk - kuzu - oğlak gibi küçük canlılara denk gelmiştir. Sanırım o zamanlarda İstanbul’da et çok pahalı ve köyden eve bozulmadan taze olarak et getirmenin en pratik yolu da canlı olarak getirmek. 

Damlayan Masallar

 'Umarım Damlayan Masallar çocukların hayallerine ortak olur. 

 

ANKARA - Anneleriyle birlikte dört duvar içinde büyümek zorunda kalan çocuklar için masallar kaleme alan Gazel Bulut, "Umarım Damlayan Masallar çocukların hayallerine ortak olur" dedi. 

 

Tutsak Mesut Deniz yazdı: "MİNİK ELLERİMDE TABANCA"

 

Babamın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yattığı dönem ben daha üç yaşımdaymışım. Şimdi o günlerle ilgili, hayal meyal Samsun’lu bir komşumuzun kamyonetinin arkasına ailecek doluşup babamı ziyarete gittiğimizi hatırlıyorum. Hastane bahçesinde babamın sakalını yanaklarıma batıra batıra sarılışı, büyük kardeşlerimden Deniz’in orada bir sögüt dalından çakısıyla bir düdük yapıp bana verişi silinmemiş hafizamdan. 

Çocuk Aren'in annesinin yazdığı masal: BÜYÜK DÜNYA

(Aren için bir masal yazdım )

 

BÜYÜK DÜNYA

                Bir varmış bir yokmuş . Bir zamanlar efendilerin kendilerine karşı ifade ettikleri ve düşüncelerini dile getirdiği bir ülkede insanları cezalandırıp hapishane denilen yere koyarmış .İşte bende böyle bir ülkede gözlerimi açmış oldum .

                Gel zaman git zaman annemle özgürlük adı altında simgelenen bu duvarlar dışında bir yerlerde kısa bir süre yaşadım . Adına büyük dünya deniyormuş .

Hasta Tutsak Çiçekler'den Yeni Öykü: REŞO, ŞİRİN VE BİR DE BİZ

Şuan dışarıda vıcık vıcık kar yağıyor; kaygan, tutkal gibi yapış yapış bir tabaka kaplamış beton avluyu. Günlerdir böyle; gri bir gök, vıcık vıcık ıslak bir ayaz ve bu manzarayı tamamlıyor artık pes etmiş ayakkabılarının içindeki ıslak çoraplarımız… Perişanlığım dörde sekiz hali bu (havalandırmamız dört metreye sekiz Mete) Hani inat etmesek umutlu olmak için sadece bu havalar bile insanı tüketebilir. İşte 2019 ‘a bu inatçı umutla girdik, öyle de devam edemiyoruz. Gerçi havalarda barbar gitme de inatçı ama biz kazanacağız çünkü bahar geliyor. Hem de umula inat edenlerin baharı.