Hapishane Edebiyatı

Ereğli Hapishanesinde yazılmış iki şiir

BİLİR MİSİN

 

Havluyu perde, diş macununu yapıştırıcı olarak,

Hayatında hiç kullandın mı sen ?

Zeytin çekirdeğinden tesbih dizip,

Kara lahanayla boyadın mı sahi sen ?

 

Kartonu yazı tahtası yapıp hasreti kokladın mı?

Mektupları öpüp zarfını sakladın mı sen ?

Ya da dinlediğin her şarkıda sevdiklerini düşünüp

Yatağında gizli gizli ağladın mı sahi sen ?

 

Demir kapının her açılışının bir umut,

Kapanmasınınsa hüzün olduğunu bilir misin sen?

Telefonun iki haftada bir özlem giderme,

İbrahim Şahin'in Tekirdağ Hapishanesinde yazdığı şiir

Karanlık Gidip Gelemez

 

Ölmek gibi değil sınırındayız bu zamanların

ama soluyor rengi hayatın

sokağın kır çiçeklerinin ve kelebeklerin

vardı, bu günler de yolculuk hesabında

acıdan zehirlenerek, yaşamaya yürürken

anılar yerine umut tozlanamaz

bu karanlık bu meydandan sağ çıkamaz

 

yalan gecenin tatlı rüyası saraylarda

en sahicileri şafaklarda tükendi

yırtıldı maskeleri bozuldu hayalleri

hakikati giyinenler kaldık baharda

yangın denli günler bastırdığında

Politik tutsak Cevdet Gündemir romanı hakkında

Dört Duvarı Aşan Bir Roman: Kerempe'de Bir Yaşam

Uzunca bir süre hapishanede tutsaklık yaşamış bir dostum, hapishanede düşüncelerin ve duyguların derinleştiğini söylemişti. Sanırım mahpus yazarların da eserlerinin derinliği buradan geliyor. Son okuduğum mahpus yazar Cevdet Gündemir’in Sancı Yayınları’ndan çıkan ilk romanı Kerempe’de Bir Yaşam isimli kitabı okunmaya değer.

 

Duvardaki Şahmeran

DUVARDAKİ ŞAHMARAN

 

            Seyit Oktay

 

            Yüzü güzel bir kadına benzyen, gövdesi yılan derili, onlarca yılanbaşlı ayağıyla amcamın evinin duvarında asılıydı. Anlamını ve ne olduğunu bilmeden hayranlıkla izlerdim bu resmi.

            Adını büyüyünce öğrendim: Şahmaran!

'Böğürtlen Zamanı’nın üçüncü kitap taslağına el konuldu

İZMİR - Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yapılan koğuş baskınlarında yazar Murat Türk’ün, “Böğürtlen Zamanı” kitap serisinin üçüncüsü olan “Dağların Uğultusu” isimli kitap taslağına el konuldu. 

 

İzmir Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçtiğimiz günlerde yapılan koğuş baskınlarında tutukluların eşyalarına ve çalışmalarına el konuldu. Cezaevinde kalan yazar Murat Türk’ün “Böğürtlen Zamanı” kitap dizisinin ilk iki serisi olan “Arayış” ve “Buluşma” isimli yayınlanmış kitaplarının yanı sıra serinin üçüncü cildi olan “Dağların Uğultusu” isimli kitap taslağına da el konuldu. 

TELDEKİ GÜVERCİN - ELLER VE KANATLAR

          Bir güz günü Ağrı Dağı’nın doruklarından esen dondurucu yel, ısıtmayan güneşle birlikte Ramazan’ın yüzünü yalarken henüz uyanmıştı seherin tatlı uykusundan gözleri yarı kapalı, anasının zoruyla çıktı avludaki çeşmeye, buz gibi suyu vurunca yüzüne artık uyanmayan hücreleri kalmamıştı. Gözleri iri iri açılmış, Diyadin’e bağlı küçük köylerinden yükselen hayvan sesleri kulağına dolmuştu.

      Gök yüzüne baktı, hava açıktı, göç vaktiydi, Turnalar, kırlangıçlar, katar katar uçuyordu güneye. Ramazan kuşları seviyordu.

Ay Portakalı ve Ümran Düşünsel

Hapishanelere yeni yayınlanan kitaplarından yüzlerce yollayan duyarlı yazarlardan Ümran Düşünsel'in öykü kitabı hakkında tutsak doktor Ayhan Kavak'ın yazdığı değerlendirme yazısını paylaşıyoruz.

Ayhan Kavak                                             

                        AY PORTAKALI

“Kırık patika “ öykü kitabıyla edebiyat dünyasına giriş yaptığım Ümran Düşünsel’in yeni verimi olan “Ay Portakalı“ Mayıs 2017 tarihinde Ütopya Yayınlarından çıktı. Kapak tasarımında sayfa düzenine kadar itinayla kotarılan bir ese var karşımızda.

Tutsak Doktordan Bir şiir: KENTLER

KENTLER

Sana ne demek bilemem

 Bana tükenmiş soluk

 Üstüme üstüme yığılan

Çirkin duvarları anlatır kentler…

Sanrı belleme sakın

Boy veren garabette belli mi ola

Ölüm kapaksız logarda pusuda

Ah düştü düşer!

Kendi pisliğinde boğulur insan.

Hani betonun erişmediği doğa korunaklığında

Öter ya cırcır böceği

Gamsızlıktaki ötüş geceye nazire

Deruni bakışla kaldırıp da başını semaya

Lȃl olur dil

Zamansızlıkta ışıltılı yıldız raksı

İşte o ȃn benliğin evren.

Tutsak Cihan Karaman'dan yeni bir öykü: KAPLUMBAĞA HİKAYESİ

                Bastığı zemin betondu, sert, soğuk. İlk defa çayırlar dışında bir yere değiyordu ayakları. Yabancıydı, hiç bir şey hissetmedi temas ettiğinde.  Kocaman taş yapılar, kulak tırmalayıcı sesler, sürekli sağa sola koşturan insanlar vardı etrafında. Bir teki bile gözlerini aşağıya indirip, yol ortasında gezen kaplumbağa bakmıyordu.

Tutsak yazar Şiir Hakkında yazdı

                                         ŞİİR DEVRİMCİDİR!

   ’’Onurunu yitiren toplumda şair,onuruna çıkan bir varlık olabilmeli’’

                                      ( Baudelaire)

 

                          Hayat şiirle akışa geçer…

Diyarbakır Cezaevi’ni “5 Nolu’da Kadın Olmak” kitabında anlattı

DİYARBAKIR – 1980 darbesi döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde bir yıl kalan Rahime Kesici, “5 Nolu’da Kadın Olmak” adlı ilk kitabıyla ‘işkencehanelerde kadın olma’ durumuna ışık tutuyor. Rahime, diz çöktürülmeye çalışılan pek çok kadının yaşadıklarını fotoğraflar, belgeler ve anılarla anlatıyor.

1980 darbesinin ardından Diyarbakır Cezaevi’nde bir yıl kalan Rahime Kesici, Ajans Nas Yayınları’ndan çıkan 202 sayfalık “5 Nolu’da Kadın Olmak” adlı ilk kitabıyla ‘işkencehanelerde kadın olma’ durumuna ışık tutuyor.

Tekirdağ hapishanesinden Yolladığımız Bir Romana Eleştiri

“(Bu) kitap, arka planda, siyasi mültecilikten Türkiye’de hapishaneler sorununa; insandaki söz ve eylem tutarsızlığından, bilim insanlarının nasıl olup da faşizmle ya da polislerle iş birliği yapabileceği sorununa kadar daha başka birçok konuya, (…) parmak basıyor. İşte bu nedenlerle kitabı değerli buluyor ve ele aldığı konularla toplu tartışmaları tetikleyebilirse amacına ulaşacağını düşünüyorum. Tabii kitabın özgün kurgusu; akıcı, sade ve canlı diliyle edebiyatımıza yaptığı katkıyı da göz ardı etmeden…”

 

Hasan Şahingöz

 

Bir Tutsak Öyküsü: “KİRLİ BİR NEHRE ATILDIĞIM GÜN”

“30 Ağustos 2006”

“KİRLİ BİR NEHRE ATILDIĞIM GÜN”

Bakkalın borcu, elektrik, su, taksitlerinin birkitğinden yakınan annemin sesini duydum. Ağlamaklıydı sesi. Odadan çıkmadan oyalandım biraz. Babamın cevabını bekledim belki de, oysa işe de geç kalıyordum. Beş-on yada onbeş dakikadır babamdan bir ses yoktu.

Odamdan çıktığımda babamla gözgöze geldik. Burnumun ucu biran sızladı. Konuşulanları duyduğumu sezmişti sanki. Bir anda enseme yapışıp gülümseyerek 

Bir Yolculuk Hikâyesi

Karanlık yeni çökmüştü, kapı hızlı hızlı vuruldu. Annem kapıyı açtı daha önce görmediğim bir adam.

'' Abla, Ali abiyi kahveden aldılar '' dedi.

Adam çekip gitti karanlığa, biz kapıda kaldık. En küçüğümüz iki ay önce doğmuş olan erkek kardeşimle komşuların deyimiyle 'ortada kalmıştık.' 1 Mayıs Mahallesinde seksen darbesi kapımıza dayandığında... Annem günlerce ağladı, saçlarını yoldu, babama seslendi.

'' Ben dört çocukla ne yapacağım? ''

Yanıt veren olmadı.

Kelebekler ve Meşe Yaprakları

Bazen bir mektup gelir.

Dolar içeriye zarfı açar açmaz Akdeniz. Dalgalarıyla, kuşlarıyla, gemileriyle, tuz kokusuyla ve kıyılarında uçurtma uçuran çocuklarıyla. Durmaz, duramaz karışırız dalgasına, kuşuna, tuz kokusuna, karışırız uçurtma uçuran çocukların arasına. O an bir daha hiç büyümediğimizi; hiç büyümediğimizi ve hala çocuk olduğumuzu hem de yirmi beşinde ya da ellisinde… Çocuğuz işte ellerimizde rengârenk uçurtma ipleri Akdeniz kıyılarında…

Bazen bir mektup gelir ve haftalarca Ak-Deniz kokar hücre!..

Bazen bir mektup gelir.

Tutsak yazar ve karikatürist Ahmet Bilge'den İki Yeni Kitap

Ahmet Bilge'nin yeni çıkmış kitabı "Rüyabank"ta, yayınlanmış diğer öyküleriyle iç içe, birbirine eşdeğer ve aralarında güçlü bir bağ olan yeni ve farklı konular var. Bu öykülerde bilimkurgu, fantastik ve çağdaş temalara rastlamaktayız.Birikim,gözlem ve çalışmanın eseri renkli ve popüler portreler canlanmaktadır gözlerimizin önünde. Öncekilerde olduğu gibi açıkça gülmesek bile, bu öykülerde de ironi büsbütün gözden kaçmamaktadır.

Hapishanede yazılan Öykü: DAYIMIN HIRSIZLIK HASSASİYETİ

DAYIMIN HIRSIZLIK HASSASİYETİ

Annem kardeşleriyle bir araya geldiğinde dönem dönem sohbetleri Boşnakçaya dönerdi. Sohbetlerinde Boşnakçaya karışan Türkçe kelimelerden sohbetlerinin konusunu az çok çıkarabilirdim. Sohbet konularının biri de hiç gidip görmedikleri, büyüklerinden –özellikle annelerinden- duydukları Sarayova* idi.

Sayfalar