Hapishane Edebiyatı

İçeriden dışarıya özgürlük karikatürleri

A. Kerim Aktaş, Ayhan Bozkaya, Barış İnan, Cenan Genç, Hüseyin Yıldırım, M. Enes Tunç, Mehmet Boğatekin, Melih Gürler, Mustafa Ağcakaya, Ömer (Raman) Özdurak, Serdar Sürücü, Ahmet Bilge, Aynur Epli, Cemal Bozkurt, Haydar Bayar, Kemal Ayhan, Mahmut Ulusan, Menaf Osman, Musa Kart, Nurettin Erenler, Özlem Özdemir, Zehra Doğan.

İsimlerini okuduğunuz bu arkadaşlar “Duvarları Delen Çizgiler” adlı karikatür kitabıyla bir araya geldiler. Hapishane dediğimiz içeriden, dışarıya özgürlük duygularını paylaştılar.

ZAMANIN BOŞLUĞUNDA BİZ

16/03/2019
Saat sabahın beşi ve ben yatakta değilim, penceremde muhteşem bir görüntü, hilalin böyle güzel olduğunu bilmezdim. Sokaktaki her bir evin ışıkları kapalı herkes derin bir uykuda Her şey bu kadar huzurlu olabilse keke, sorunsuz bu an gibi olsa. Hala gözlerim hilalde genelde dolunayın görkemini bilirler nice aşklara şahitlik etmiştir, birbirlerine sarf edilen sevda sözleri.

Ergül Çiçekler'den Yeni Bir Öykü: YAĞMUR ve RÜZGAR

 

            Yağmur neden yağar biliyor musunuz, bunu hiç düşündünüz mü? Bize öğretilen ezberlerle değil gerçekten düşündünüz mü?

            Bize ezberletirler ki; su donar buz olur, o buzdan dağlar olur, sonra o dağlar erir buhar olur, o buhardan bulutlar, o bulutlardan yağmurlar, o yağmurlardan da sel olur!..

Kadınların 12 Eylül'ü ve Taş Duvarı Aşan Kahkahaları

Asiye Müjgan Güvenli'nin kaleme aldığı "Taş Duvarı Aşan Kahkahalar" 12 Eylül'ü ve direniş hikayelerini gülümseten öykülerle anlatmanın ötesine geçerek kadınların 12 Eylül'ünü de erkek tarih anlatısının dışında bir kurgu ve vurguyla ele alıyor.

Tarsus Kadın hapishanesinden Gelen Bir Deneme: Yeniden

 

Bir masalla başladı her şey. Ve biz masal içerisindeki kahramanlara dönüşmüştük bir an.

 

Masalımız önce düşüncelerle başladı.

 

Kadın: İnsanlardan giderek uzaklaşıyorum, hatta artık sevmeme haline dönüşüyor.

 

Adam: Ya kendinden?

 

Kadın: Kendimden de. İnsanlığın yaptıklarını gördüğümde kendi türümden nefret edecek hale geliyorum.

 

Adam: Neden peki, seni bu duruma getirecek nedenlerin ne?

 

TUTSAK YAZAR SEYİT OKTAY 'IN YENİ KİTABI '' ARYEN- MED DESTANI ÜZERİNE ''

                ''Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken '' diye başlar masallar. Çocukluğumuz, masallardaki bu anakronik ifadeleri hiç yadırgamadan masalsı bir büyü ile geçmiştir. Zaman döngüsel, iç içe ve sıra dışıdır. Babamızın beşiğini sallamış olmak içine hapsedildiğimz  düz- çizgisel zaman hapishanesinin dışına çıkmak, zamana baş kaldırmanın masum keyfini yaşamaktır.  Başka alemlere başka varoluşlara giden kapılar vardır masallarda. Kimi zaman kapı başka bir kapıya açılır.

Tarsus Kadın Hapishanesinde Yazılan Şiir: Kaybedilenler

Yıldız Sönmez

Kampüs Kadın Kapalı Cezaevi

Tarsus/Mersin

***

KAYBEDİLENLER

 

Ne güzeldi miş'li zamanlar

İnsanlar daha içten, daha değer bilirdi

Gülerken içten, yürekten olurdu

Gözlerimizin içi gülerdi

Zaman geçti, insanlar değişti

Kimse içten gülmez oldu.

 

Babam anlatırdı,

Samimiyetin ucu yoktu

Herkes dürüst ve samimiydi çünkü

Şimdi her şey zorlamaca gibi

Merhabalarımız bile soğuk

Sarılmalarımız, sevinçlerimiz

Bafra Zindanında Yazılan Bir Şiir: "RUHUNU GİYİNSE KENT..."

 

 

Canım burnumda kaç zamandır

Dilimin ucunda bukağısız küfürler dolaşıyor

Hiç birini geri alamıyorum

İlk kez bu kente de küfür basıyorum

                           Kalbim acıyarak ve ağlayarak

 

Neden sesini yitirdi bu kent?

Bu Surlar ki

Yabancı atların toynak izleri karıştı da eteklerinde

Ömründe yitirmedi sesiniz.

Bazalt taşlı evlerin büyüsü nerede?

Hevsel ‘ e kıvrılan sokakların buklesi enfes gizemi

Kırklar Dağı ‘nın on gözlüyle buluşan ihtişamı

Bakırcılar çarşısının serenadı

Hapishande yazılan bir öykü: Hiwa

Sinan BÜLBÜL

            1 Nolu L Tipi Cezaevi C-14

            Maltepe/İSTANBUL

 

 

HİWA

            Sarı kuşağı bağlamış sabah yeli gibi alnımda tuzlu ter yalpalanıyordu. Başımı kaldırınca gökyüzüne doğru uzanan ustura keskinliğinde dikilmişti, Hiwa karşımda. Durdu. Loş yamacın sarmalında gölgenin buğusu içinde baktı yukarılara. Yukarısı dağ zirvesiydi.

"SİNEYE ÇEKMEK..." Kocaeli Hapishanesinden gelen bir öykü

      Sükût altın dediler de bu altının ne işe yaradığını hiç söylemediler. Ya da sükût altın dediler de bu altının hiç işe yaramadığını söylemediler veyahut ta sükûta altın dediler de herkeste biliyordu bu altının hiç bir işe yaramadığını, fakat kıymete saydılar yine de; korkudan ya da başka şeyden dolayı sustuk dememenin yoluna...

                Oysa sükût atıl kalmaktır hayattan; durmaktır ve sormaktır ve korkuya yenilmek ve cesarete tövbe etmek ve yapalım diyememektir. İşte bu yüzden susmaz!..

Tutsak şair İlhan Çomak ile söyleşi

Şair İlhan Sami Çomak, öğrencisiyken 1993 yılında gözaltına alındı ve şu anda Türkiye’de siyasi sebeplerle en uzun süre tutuklu olarak cezaevinde tutulan öğrenci sıfatını da taşıyor. 24 yıldır cezaevlerinde kalan Çomak’ın hayatına ve cezaevindeki yaşantısına ışık tutan, Çiğdem Mazlum ve Sertaç Yıldız’ın yaptığı “Gönderen:İlhan Sami Çomak’’ belgeseli Londra’da büyük ilgi ile karşılandı.

En son Yasak Meyve Yayınları’ndan Dicle’nin Günlüğü, Yağmur Dersleri ve Bir Sabah Yürüdüm isimli üç şiir kitabı yayımlanan Çomak, mektup aracılığı ile gazetemizin sorularını yanıtladı.

Kâmil Sümbül'ün “Ana Esas Duruşa Geç” adlı kitabı hakkında

Müslüm Üzülmez, Kâmil Sümbül'ün Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde kaldığı günleri anlattığı “Ana Esas Duruşa Geç” kitabını yazdı

“Geçmiş asla ölü değildir; geçmiş, geçmiş bile değildir.” (William Faulkner)

Unutmamak ve unutturmamak için yazmak lazım, ama bazı şeyleri yazmak çok zordur. Hele yazarın kendi yaşamından kesitleri oluşturuyorsa bu yazılacaklar hiç de kolay değil; yazarın yaşadıklarını, ilişkilerini, düşüncelerini, geçmişini bir film şeridi gibi gözünün önünden geçirip kendisiyle yüzleşmesi gerekir.

Tutsak yazar Seyit Oktay'ın yeni romanı çıktı: "Aryen Med destanı"

Kitap hakkında:

"İçimizin ormanlarında kaç türlü canlı yaşar? Kaç ağaç türü vardır? Kaç kanatlı çeşidi? Güneş balkıyan yapraklarda hangi böcekler dolaşır? Dibi toprağın, suyun ve türlü kurtçuğun yatağı olan köklerde, damarlarda akan yaşamı duymak mümkün mü? Çırılçıplak gövdelere dolanmış kabukların hükmü nedir? Ormanlar içlerinde neleri saklar? İçimizdeki ormanlarda ne gizlenir? Farkında mıdır insan içindeki ormanın ya da ormanların?

Suruç Gazisinin hapishanede yazdığı öykü: TAŞKIN

             Öğle yemeğinden sonra her zaman ki gibi köşemize çekilmiştik. Sıkılganlıkla kapadığım gözlerimi sese açtım. Bir şey düşmüştü. Önemsemedim ama yeniden uyumak için daha kazla çabalamalıydım. Eskiden , böyle zamanların en güzel yanı düşlerimle başbaşalığım olurdu. Ucunu-bucunu bilemediğim, rengârenk düşlerim. Onlarla yaşadım, koştum, dönüştüm. Şimdi ki ise garip bir duygu, daha önce hissetmediğim. Ölü değilim. Bedenim, zihnim beni doğruluyor .Yüreğimi karartmadım . Fakat , sanki düşlerim terk etti beni, bir başıma kaldım . Birbaşılığımla mutsuzum.

Tutsak yazar Ayhan Kavaktan roman değerlendirmesi: Yüzün Eksik Parçası

YÜZÜN EKSİK PARÇASI HAKKINDA

Ayhan KAVAK

Colm Toibi’nin “Güney” adlı romanında geçer, İrlandaca’da sürgünün anlamı deorai imiş. Deor, gözyaşı anlamına gelirken, deorai ise gözyaşını tanımış kimse demekmiş. Dünya dillerinde böylesi cuk oturan başka tanım var mı bilemem ama kanımca gözyaşını tanımak sürgün trajedisini ancak bu kadar isabetli ifade edebilirdi.

Sayfalar