Hapishane Edebiyatı

24 Yıldır Tutsak Olan Ali Baba Arı'dan bir şiir ve bir mektup

"bir ağaç düşün

kocaman bir çınar ağacı

bir gölge düşün

bir dal

bir yaprak

***

bir çiçek düşün bu sabah

uçsuz bucaksız

bir inci çiçeği

bak nasıl da ağlıyor içten içe

***

iklimlere bak

gökyüzüne yıldızlara

mavi denize rüzgara

yosun tutmuş taşlara bak

***

bak

asılı kalmış gülüşleri çocukların

koyu mavi gökyüzünde

...

23. 12. 2016

Ali Baba Arı

1 No'lu F tipi Hapishane  C tek. 54.

Tekirdağ

 

Hasta tutsak Ergül Çiçekler'den yeni bir öykü

                                                                             İKİ IRMAĞIN ÖYKÜSÜ

 

          Çiğ damlaları düşer kirpiklerine

          Gün uyanır geceden

          Uyanır gözlerine

          Kollarının arasından

          Bir çiğ damlası düşer gözlerine

 

Tutsak Şair Erol Zavar'dan Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için şiir

NECMİYE ALPAY VE ASLI ERDOĞAN'A

 

Bu saçmalıklar çağının kederi

yüreğine bulaşmasın

bu gülümseyişle söyle kelimeleri

varsın kimselere bulaşmasın

Erol Zavar

***

ve yine Zavar'dan gelen yeni bir şiir

DÜŞ KIYAMET

 

Gözlerin düşüyor aklıma

bir bahardır başlıyor yüreğimde

kuşlar çoğalıyor

iklim başkalaşıyor

sonra sonrası

düş kıyamet

adını söylüyorum

kuşların uçmadığı zamanlarda

Yüreğimde bir kuş kanatlanıyor

var mısın bir aşka

 

Hasta Tutsak Adnan Öztel'in yeni kitabı çıktı

"İçeriden dışarıya aydınlık!
Tıp Fakültesi öğrencisiyken okulu bırakıp, devrimci düşünce ve eylemleri seçen ve bundan dolayı müebbet hapis alan Adnan Öztel; “Sorgu” yapıtında günümüz solunu, Aydınlanma, Gerçekçilik ışığında sorgulayıp, solun hatalarını, eksiklerini göstermiştir. Türkiye Solunun aydınlanma ve sanat kavrayışına katkıda bulunacak bir yapıt, gerçekçi yapıtlar için yola çıkacaklara kılavuz niteliğindedir. "

İnsancıl Yayınevi

Melih Gürler'den bir deneme: Koğuşta Bir Sabah

Saat şu an sabahın 07:16’sı. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra semaverin altını açıp demliğe sekiz adet poşet çay atıp kahvaltıyı hazırladım. Her zamanki gibi sıradan bir kahvaltı. Peynir, zeytin ve domates üçlüsünü tabaklara koyduktan sonra kendimi koğuşun bahçesine bıraktım. İki üç tur volta attıktan sonra, gözlerim gökyüzüne ilişti. Durdum, sebebini bilmediğim bir şekilde gökyüzünü izlemeye başladım. Üç renk gördüm: Mavi, beyaz ve griydi. Bulutlar oldukça kabarıktı, ilginçti; ilk defa gökyüzünü bu kadar detaylı inceliyordum. Sonra “Vay be!” dedim kendi kendime.

YIL 1915 ve MURAT İLE TAKİ

"Size anlatmaya çalıştığım bu hikaye, Ermeni halkının, kanayan yarasının sargı bezleri üzerinde görünen küçük kan damlacıkları. Kim bilir bilmediğimiz ne kadar çok derin yaralar var! Bu insanların yaşadıkları acılara, baskılara nasıl sessiz kalabilirdik ki?"

Berrin Bostan

Kadın Kapalı Cezaevi 6.Koğuş

Müebbetlik Tutsak Hasan Şahingöz'den yeni bir şiir kitabı: Ümüş Sustu Konuşmaz Diyorlar

Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum Hasan Şahingöz, tek kişilik hücresinde yıllardan beri Görülmüştür Ekibi'nin e dergi yaptığı Ümüş Eylül'ü çıkarıyor.

Bu gün de elimize yeni şiir kitabı "Ümüş Sustu Konuşmaz Diyorlar" ulaştı.

isteme adresi:

Hasan Şahingöz

1 Nolu F Tipi Hapishane

C tek 55

TEKİRDAĞ

ÇİÇEĞE AĞIT

“Zamana, duvarlara; bilinçle, yazıyla meydan okuyanlara selam olsun...

Adını kitaba veren “Çiçeğe Ağıt” öyküsü gerçeğin kadim dillerde söylenmiş şarkısıdır... Nevzat Çapkın, ömrünü cezaevinde geçiren yazı emekçilerindendir. Hapishanenin duvarlarına, zulmüne aldırmaksızın durmadan üreten bir yazardır.”

Seyit OKTAY  E Tipi Cezaevi  C-12   SİİRT

“ÇİÇEĞE AĞIT”

Müebbetlik Tutsak Abdullah Çelik'ten Gelen Mektup ve Şiir

Anadili Kürtçe olan ve Kürtçe kitap yazan Abdullah Çelik, yabancı dili Türkçe’yle, ama sıcacık bir yürek diliyle bir mektup yollamış bize.

Tabi ki gönderdiğin kitabını da aldım. Okudum ve sana yazıyorum. Değerli Heval ve yoldaş, ben de yaşadıklarımızın küçük bir parçasını yazdım. Yani kitap yazdım. Ama Kürtçe yazdığım için sana gönderemiyorum! Aram Yayınevi’nden çıktı.

Abdullah ÇELİK

Başak, Ster ve Zerdüşt

Üzerinde büyük bir yorgunluk vardı Başak’ın. Başak belki de devr-i devimini ve devr-i beşeriyetin en büyük amelesidir ve artık yorgun düşmüştü. Bitik bir haldeydi. Çalışmaktan yorulmuştu. Herşeyden yorulmuştu, yürümekten, durmaktan, savaşmaktan yorulmuştu, barışmaktan-çatışmaktan yorulmuştu; kendisiyle, başkasıyla…

Başak olduğu yere çakılıp kalmıştı-İlkin büyü yapmakta olan bir büyücünün ifadesine kavuştu gözleri sonra da büyüye tutulmuş bir ifadeye.

Kitaplara Kıymak Üzerine

"Kişisel öykümde, serde müebbette yazgılatılmak varken, kitapların zindanda karşılaştığı uygulamalara değinmeden geçmek olmazdı. Tutsaklık koşullarında iktidarın görünür kılındığı ve kristalleştiği (kötülüğün kristalleşmesi!) mekanlarda akıllara durgunluk verecek düzeydeki yöntemleri tüm çıplaklığıyla yürürlüktedir. Baskı, işkence ve şiddetin yol açtığı yasaklamaların dönemsel ve mekânsal farklılıklar barındırsa da sayısız kısıtlama, hak ihlalleri ve mesleksiz yasaklamaların yanında kitaba karşı tahammülsüzlük adeta spontane bir hal almıştır. "

Alamayanlara duyuru: "Fotoğraf Köprüsü" albümü 2. baskıyı yaptı...

Görülmüştür grubu ile redfotoğraf grubunun ortak organize ettiği, 55 Tutsak ile 55 Fotoğrafçı buluşması, "İçeriden dışarı - dışarıdan içeri Fotoğraf Köprüsü" adıyla sergilenmiş sonra albüm olarak yayınlanmıştı.

1. baskı kısa sürede tükendi. 2. baskı yayınlandı.

Sergimiz ülkeyi dolaşmaya devam ediyor. 19 Mayıs'ta Batman'da olacak. Sonra sırasıyla Diyarbakır, İzmir...

DİRENİŞE DAVET VAR

DİRENİŞTE YILDIZLAŞANLARA İTAFEN
 
Bir halk düşünün
İç edilmiş ülkesi yok sayılmış kendisi
Zulümle ıslah edilmeye çalışılmış
Yıllarca yıl -90 yıl-
Katliamları-infazları yazgısı bellemiş
Acıyı yudum yudum içip bal eylemiş
Zalimlerin kan banyolarında her gün yıkanmış
Amed zindanında
Çağdaş Kawa üç kibrit bırakmış
'Ne yapmalı? Nasıl yapmalı?' diye düşünmüş ardılları
Ateşten deryalara dalmış dörtler (1. kibrit yanmış)

Silivri Hapishanesi'nde Yazılan Öykü

NEHİR

Kendimi serin sulara bıraktım. Nehrin dingin suyuyla yedi kez durulandım. Ruhum hafifledi. Suyun yüzeyinde bir yaprak gibiydim. Ne vurguna, ne talana uğrayan ben değilmişim, geride külleri bırakarak sarı güneşin altında nehrin kenarındaki taşlara, karşıdaki dağa, gökyüzüne doğru uzanan ağaçlara, yemyeşil otlara baktım. Bu asudenin içinde ben vardım. Yalnızca ben.

Sayfalar