Büyük tutsaklığın ardından özgür geçen 365 gün

26 yaşında girdiği cezaevinden 60 yaşında çıktı. Bu 34 yılın tam 32 yılı demir parmaklıkların ardında geçti. Bugün 32 yıllık tutsaklığın bittiği günün birinci yılı. Türkiye’nin en uzun siyasi tutuklusu Tahir Canan ile tutsaklığın ardından özgür geçen ilk yılını konuştuk.

Ali Ufuk Arikan - soL

2011 yılında Tahir Canan’ın tutsaklık hikâyesi soL Portal aracılığıyla haberleştirildiğinde, Türkiye 30 yıldır cezaevinde tutulan bir 12 Eylül tutsağı devrimciyi tanımış oldu. Ailesinin büyük mücadelesi ve özgürlük kampanyasının başarısı onu tutsaklığının 32. yılında özgürlüğüne kavuşturdu. 30 Nisan 2013’de cezaevinden çıkar çıkmaz ertesi gün 1 Mayıs’a katılarak başladı mücadeleye... Ardından emekçi semti Gebze’de bir kitabevi açtı. Adına da “Özgürlük Kitabevi” koydu. Bu bir yıl içinde birçok kitabı emekçilere ulaştırdı... Bir de hayatını konu alan bir kitap çıktı ortaya; Büyük Tutsaklık. Şimdi “Büyük Tutsaklık” geride kaldı ve mücadele kaldığı yerden devam ediyor.

32 yıllık tutsaklığınız geçtiğimiz yıl bugün sona erdi. Öncelikle 30 Nisan, yani özgür kaldığınız bugün sizin için ne ifade ediyor?
30 Nisan benim açımdan çok değerli. İnsan yaşamın içine girdikçe eksiklerini daha fazla görüyor. Yabancı olduğu şeylere karşı mücadele vermesi elzem hale geliyor. Bu mücadele tek boyutlu olmuyor. Özgürlüğün ardından öncelikle geçmişe yönelik işkence tespitleri yaptırdım. Yaşamımı anlatan “Büyük Tutsaklık” kitabı sizin tarafınızdan kaleme alındı. İşkence tespitleriyle birlikte 12 Eylül yargılamalarına katıldık. Bu yargılama benim açımdan geçmişle hesaplaşmada bir araç. Bu başlıklardan bakınca 30 Nisan 2013 benim açımdan oldukça değerli.

Tam bir yıl oldu cezaevinden çıkalı. Bu bir yılı nasıl geçirdi Tahir Canan?
Bir yıllık özgürlük yukarıda anlattıklarımla sınırlı değil elbette. Aileme kavuştum örneğin. Dostların dayanışmasıyla bir kitabevi açtık. Bu kitabevinden kendi ölçütlerimizde aydınlanmaya katkı sunuyoruz. “Özgürlük Kitap ve Sahaf Evi” tam anlamıyla emekçilerin hizmetinde bir aydınlanma evidir. Burada gençlere, çocuklara yönelik kitaplar var. Kitaplar, özgürleşmenin ve soru sormanın araçlarına dönüşebildiği ölçüde amaca hizmet eder. Çocuklarımıza ve gençlerimize soru sordurabildiğimiz ölçüde geleceğimiz aydınlık olacaktır.

Cezaevinden Türkiye’deki birçok kritik süreci takip ettiniz. Ancak çıktığınızdan bu yana ülke eskiye göre daha hareketli. Gezi eylemleri, 17 Aralık yolsuzluk operasyonu, durdurulan tırlar, Suriye kayıtları... Böylesine baş döndürücü gündemleri dışarıdan takip etmek nasıldı?
Gündemlerin hızla değişmesi Türkiye’de yaşayan hiçbir insan açısından yadırganacak bir durum değil sanıyorum. Türkiye halkı hızlı gündem değişikliği içinde sürekli boğuluyor. Ben de öyle. Bazen olayların gerisinde kaldığım da oluyor. Dışarısı biraz daha koşturmaca halini yaşatıyor insana...

Gezi eylemleri insanlarımızın hayatlarına müdahale edilmesine tepki verdiği bir kalkışma, karşı koyma yöntemidir. Hareketin kendiliğinden olması onun zayıf yanı olsa da toplumun üzerindeki ölü toprağını kaldırıp atması, “bu halktan bir şey çıkmaz” diyenlere ders niteliğindedir. Toplumun diri ve mücadeleci yönünü ortaya çıkarma halidir. Dar anlamada olsa özgürlüğün yaşanma yöntemidir. Egemenlerin tahriklerine rağmen toplumsal kardeşliğin bozulmaması da toplumsal sağduyunun etkin yaşanmasıdır. "Camide rakı içtiler”, “türbanlı hanımlara saldırıldı" gibi safsatalara fırsat verilmemesidir.

17 Aralık yolsuzlukları ise yönetenlerin kirlenmiş halini bizlere açık biçimde gösterse de 30 Mart yerel seçimleriyle ortaya çıkan kara mizah halde bazı çevrelerin hırsızlığa onay vermesidir. Belki de bizlerin toplumla buluşmakta kısır kalması, AKP iktidarının güven almasına neden oldu. Ortaya çıkan tablo bizlerin halka yaklaşması için çok çabalaması gerektiğini de anlatmış oldu. Türkiye’de işçi sınıfının sadece yüzde 2,5 sendikalı ise herkes oturup düşünmeli.

Genç bir terzi olarak 26 yaşında tutuklandınız, 60 yaşında cezaevinden çıktığınızda bir kitabevi açtınız. Hayata yeniden uyum sağlamak için sizin önemli olsa gerek. Nasıl gidiyor kitapçılık?
Aslında bu durum çok üzücü... Hiç kimse gençliğimizi geri veremez. 26 yaşında içeri alındım, 60 yaşında çıktım. Bilim ve tekniğin ne kadar gerisinde kaldığımı gördüm. Şimdi yeni doğmuş çocuğun ruh haliyle hayatı öğrenmeye çalışıyorum. Kitabevi de bana bu konuda yardımcı oluyor. Bazen de beni aşırı strese sokuyor. Ama yine de kitapçılık iyi gidiyor. Tabi ki çocuklarım bana çok yardımcı oluyor, onları anmadan geçemem.

Bir yıl boyunca sizi en çok şaşırtan şeyler nelerdi?
Her şey beni şaşırtabiliyor. Telefondan bilgisayara ya da yolda karşılaştığım herhangi bir olay. Ama beni en çok duyarsızlık şaşırtıyor.

Cep telefonu ve bilgisayar... Bunları kullanmaya alışabildiniz mi? Twitter ve Facebook Tahir Canan'ın da hayatında var mı?
Bütün teknik aygıtlarla aram hala iyi değil. Ufak ufak bilgisayarı ve telefonu kullansam da sıkıntılarım devam ediyor. Facebook’u Kullanıyorum ama henüz Twitter’ı kullanamıyorum...

Kaynak: haber.sol.org.tr