Hapishane içinde ayrı mahkeme mi var

Tarih: 
Cumartesi, 5 Mayıs, 2018

Özgürlükçü Demokrasi’nin tutuklu editörü Hicran Ürün, gönderdiği mektupta götürüldükleri cezaevinde, Cezaevi Kurulu’nun “Basın kartın var mı?” sorusu ile karşılaştığını aktardı.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesine 28 Mart’ta mahkeme kararıyla TMSF tarafından kayyum atanması sonrası yapılan operasyonda gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, Sorumlu Yazıişleri Müdürü İshak Yasul ile birlikte editör ve çalışanları tutuklandı. Tutuklanan isimlerden biri de gazetenin editörü Hicran Ürün’dü.

Tutulduğu bulunduğu Bakırköy Kadın Cezaevi’nden Jinnews’e bir mektup gönderen Ürün, yaşadıklarını anlattı. Ürün gönderdiği mektubunda tutuklanmaları sonrası götürüldüğü cezaevinde Cezaevi Kurulu’nun sorgusu ile karşılaştığını ve kendisine “Basın kartın var mı?” diye sorulduğunu aktardı.

Gazeteci Ürün’ün o mektubu şöyle;

“Söz konusu basın olunca da Hitler’in propaganda sorumlusu Goebbels oluyor. Hani şu Hitler Almanya’sını eleştiren her gazeteyi kapatan veya ‘vatan haini’ ilan eden Goebbels. Günümüz Goebbelslerini anlatmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Benimle birlikte tutuklanan gazeteci arkadaşlarım Hitler’in deyimi ile ‘vatan haini.

‘SOMUT ‘DELİL’ DEĞİL SOMUT ‘EMİR’ VARDI’

Size şimdi Türkiye iktidarının deyimi ile ‘vatan haini’ yapılma sürecimizi anlatacağım. TMSF’nin gazetemize el koyması ardından direk evlerimizden alındık ve savcı yüzümüzü dahi görmeden bizi tutuklamaya sevk edilmemize değinmeyeceğim. İki dakikalık yargılamanın ardından tutuklanmamızın fantastikliğine de değinmeyeceğim. Hâkimin bizi tutuklamasına neden olan somut delil yoktu ancak somut bir ‘emir’ vardı. Ben size cezaevi sürecini anlatacağım.

Cezaevine götürüldükten sonra bize dayatılan çıplak arama ve bir gece hücrede bekletildikten sonra nihayet koğuşa götürüleceğiz diye hayal kurarken, bittiğini sanırken daha ‘cezaevi kurulu’ ile tanışacakmışız. Asıl mahkeme yeni başlıyormuş. Asıl sorular ve suçlamalar daha yeni başlıyormuş. Yorgunluktan ve şaşkınlıktan sadece bir kaçını hatırlıyorum. ‘Terör örgütüne üye misin sen?’, ‘Gazeteci misin sen?’, ‘Basın kartın var mı?’ İşte bu son soru ile irkiliyorum ve eşyalarımın olduğu poşete bakıyorum. ‘Oradaydı’ diyorum. Sonra ‘Sarı basın kartın var mı?’ sorusu geliyor. O zaman, ‘Sadece Saray’ın basınına veriyorlar’ diyorum. Tek isteğim var oysa bir an önce koğuşa varmak.

‘TİYATRO BİTTİKTEN SONRA KOĞUŞA GÖNDERİLDİK’

Bu tiyatro oyunu biterken koğuşa yollanıyoruz. Koğuş kapısı açılır açılmaz, kocaman gülümsemeleri ile siyasi tutsaklar karşılıyor beni. Yorgunluğum ve şaşkınlığım gidiyor. Biri elimdeki çöp poşetini alıyor bir diğeri sıcak çay getiriyor. Benim aklımda kalansa ‘Basın kartın var mı?’ sorusu. İçimdeki ses yanıtlıyor bu kez ‘vicdanım var.’

Tıpkı Ape Musa gibi tıpkı Gurbetli Ersöz gibi.

Biliyorum yine geliriz!”

kaynak: Mezopotamya Ajansı