Hapishaneden ÖZGECAN için yazıldı: VİCDAN ÖLMEDEN

VİCDAN ÖLMEDEN… ÖZGECAN İÇİN…

“Bir bedenin diğer bir beden üzerindeki niyeti dokunma anından itibaren soyutlaşır.”

(Elias Canetti /Kitle ve İktidar’dan) 
 

Gökyüzünde bütün yıldızlar sözdü bir tek sen ışıldıyorsun Özgecan! Oysa sen daha yeryüzüne doymamış kanatsız bir melektin. Babanın tabiriyle “Kanadı Kırık Melek!”. Sen gideli baban derviş oldu durmadan ‘insan ve sevgi’ adında deyişler söylüyor. En zalimin bile kalbine dokunabilen…

Bizi kederlere boğan, acılara gark ettiren ve kuşların bile ürperdiği gidişinin ardından kadınlar-‘erkek’ler sokaklara indi. Senin adına karanlığa, iktidara tecavüze hepsinin toplamı ‘erkeğe’ lanet okuyorlar. Bir zamanlar Hrant’ı katlettiklerinde olduğu gibi yine kimlikler, aidiyetler, diller, dinler bir tarafa bırakılıyor hep bir ağızdan sadece seni katledene değil; seni katleden zihniyete, karanlığa, insanlığın ve vicdanın sahipsiz olmadığını ve ölmediğini haykırıyorlar. Oysa Hrant’ın Çutağ’ı Rakel daha o zaman o balkondan okuduğu mektubunda işaret etmişti meselenin sadece bu görünen ırkçı-faşistler olmadığını, “…bir bebekten katil yaratan karanlığın” sorgulanması gerektiğini. Ama anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar… Bize ağacı gösterip ormanı unutturmaya, şeytanı taşlatıp onun beslendiği büyük cehennemi kaçırmaya çalışıyorlar gözlerimizin önünden. ‘Bir bebekten, bir çocuktan katil yaratan karanlık’ sorgulanmadıkça seni katleden sapkın yaratıklar, mütecaviz iktidar karikatürleri, insandan bozma ucube canavarlar, psikopatlığa-sosyopatlığa rahmet okutan ırkçı caniler hep türeyip duracak…

Hiçbir ölüm telafi edilemez ancak vicdanın ölümünün telafisi hiç mümkün değil Özgecan! Kimileri gerçekten ağlıyor, kimileri yine süret-i Hak’tan görünen melek yüzlü şeytan pozunda. Bir sonraki kuzuyu nasıl kebap edip yiyecek onun tezgahında, timsahlar zaten aynı bildiğin gibi… Gözyaşları sel oldu aktı, kimi isyandan, kimi öfkeden, kimi de çaresizlikten. Şimdi bir umut büyüyor, bir yol açılıyor ardından kadınlar seni bir başlangıç sayıyor şu lanet olası erkekliği mezara gömmek için. Kazıdıkça altından; tecavüz, iktidar, taciz, cinayet, şiddet, dehşet, sapkınlık, canilik, vahşilik çıkan. Bu ‘erkeği’, bu ‘erkekliği ‘ öldürmek gerek. Hem de üstüne yedi kat toprak atıp gömmek, bir Fatiha okuyacak biri bile kalmayana dek. Bu laneti üstümüzden atmak için 40 tas değil 40 bin tas suyla yıkanmakta yetmez, zincire vurmakla da bitmez, bağlamakla da durmaz. İflah olmaz cenabet erkekliği bin parçaya bölüp bir daha bir araya gelemeyecek şekilde evrene dağıtmak gerek…    

Senin ellerini kesen o alçağın zihniyetini bin parça etmek, tırnaklarını yüzüne geçirdiğin o ucubeler mezbelesinden fırlamış mahlukun ruhunu delik-deşik etmek gerek. Oysa derviş kıldığın baban ‘adalet’ diye bağırırken ‘zulmetmeyin’ diyordu. Namazdayken arkasından bıçaklanan Ali gibi, küfür ve hareketle Golgota’ya çarmıhını sırtında taşırken ‘sevgi’ diyen İsa gibi… Vicdan işte; alınıp-satılacak bir şey değil; sonradan kazanılacak bir şey de değil. İnsanda var olan ancak zamanla ahlakın yok oluşuyla ortadan kalkan bir insanlık-ölçer Özgecan! Oysa zihni –bozuklar, içi-çürükler getirip ahlakı da etek boyuna, kaşının –gözünün makyajına, pantolonun darlığına bağlamışlar. Zihinlerinde defalarca çoğalttıkları tecavüzleri kimse görmüyor diye onları nasıl bitirip-tükettiğini bilmiyoruz sanıyorlar. Oysa Mevlana yıllar önce; ‘dilin insanın kendisini ele verdiğini’ söylememiş miydi?

Utanmayı unuttular, yüzsüzlük almış başını gitmiş, sevgi zaten gündüz ışığında bile mumla aranan o kayıp şiir dizesi olmuş. Kirli ruhlar ittifakı kurulmuş, sözleşmesiz, sessizce… Her gün kaç kadına kıyılıyor, kaç kadın sessiz sessiz ağlıyor. Kaçı yediği dayağı gizliyor, kaçı zorla yatıyor koca dediği sünepenin altına… Sanılıyor ki tecavüz böyle sadece göz önünde oluyor. Şu arş-ü asüman bir konuşsa da dili olsa da o kadınlara hapishane olan ‘hane’lerde, “tecavüzhanelerde” kaç canın ırzına geçiliyor dile getirse…

Bu ‘erkekliği’ yerle bir etmek gerek! Bu ‘erkekliği’ paramparça etmek, yerin dibi de yetmez en çukura atmak, dilini lal etmek, zihniyetini silmek, tarihini yakmak, ‘erkeklik’ adına ne varsa hepsini yok etmek gerek! Ah Özgecan! Senden özür dilesem, önünde diz çöküp bağışlaman için yalvarsam, bu lanetli ‘erkekliğin’ payıma düşen suçunu, günahını bağışlatabilir miyim?

Vicdan gerek, insanlık gerek! Sevgi gerek, utanmak gerek! Merhamet, şefkat gerek! O kadar çok şey var ki gerçekten… En iyisi bu erkekliği öldürmek gerek. Yepyeni kalbi ve aklı insan olan, sevgi ve barış için yaşayan, kendi özgürlüğünün ölçütünü kadının özgürlüğünün sınırı sayan… Güçten, şiddetten, dehşetten, vahşetten uzak bir insan olmak gerek!

Vicdanı ölmemiş insan olmak!

Affet Özgecan!

 

Seyit OKTAY

E-Tipi Cezaevi D-3 Ümraniye /İSTANBUL