‘İkizim yeşil erik dalı’

Füsun Erdoğan alışveriş yapmaya çıkmıştı ki o sivil araç belirdi. Eşinin de gözaltına alındığından habersizdi. İnsanların yüzüstü yatırıldığı bir eve getirildi. Dışarı çıkarılıyordu ki her zaman ağızları kapatan polisten ilginç bir istek geldi: “Slogan atsana...”

Cezaevinde genç, yaşlı, umutlu umutsuz kadınların bağdaş kurduğu, ekmeğin gerçekten bölüşülerek yenildiği o yer sofrası, o gece bir gülün ışıltısıyla yanıyordu. Kaçak bir sevgilinin nasıl bilinmez gönderdiği tek bir kırmızı gül, sofrayı süslüyordu.
Yıldızlara anlatılan öyküler, okunmayacağı bilinerek yazılmış mektuplar, nasılsa karanlıktaki bir kulağa fısıldanmış, cezaevine gizli saklı birilerinin cebinde sokulan, kaçak sevgilinin gönderdiği gül, cezaevini aşkla donatmıştı.
Demek ki tek bir gül, bu yüzyılda bile, aşkı ve umudu hâlâ var edebiliyordu. Görülecek günler de vardı, aşk da umut da.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek”, bir kırmızı güldü dünya, yeterdi hayata tutunmaya.

İlk işkence
Füsun Erdoğan, 1979’da başladı gazeteciliğe. 1996’da Özgür Radyo’nun koordinatörüyken, bir beyaz Toros yolda kaçırdı. Atılım gazetesi yayın yönetmeni olan eşi de aynı saatlerde gözaltına alınmıştı. İşkenceyle tanıştı.
Suçlama düştü, işkence kanıtlandı, işkenceciler zamanaşımıyla kurtarıldı.
AİHM, Türkiye’yi bu nedenle tazminata mahkum etti ama devlete göre, vatan için “değerdi”, ödenen para rücu edilmedi.
Ve hiçbir zaman ödenmedi, 11 yaşındaki oğullarının yaşadıklarının bedeli.

Polis aracıyla köy evine
Yıllar geçti. İbrahim Çiçek, Füsun Erdoğan ve oğullarının yaşamı 2006’da gittikleri İzmir’de değişti.
Füsun Erdoğan alışveriş yapmaya çıkmıştı ki o sivil araç belirdi. Yine eşinin de aynı saatlerde gözaltına alındığından habersizdi.
Saatler sonra, insanların yüzüstü yatırıldığı bir eve getirildi.
Birkaç saat sonra dışarı çıkarılıyordu ki her zaman ağızları kapatan polisten ilginç bir istek geldi:
“Slogan atsana.”
İstanbul’a nakledildi.
Eşiyle birlikte tutuklandı.
O gün, yani gözaltına alınmadan hemen önce, İbrahim Çiçek, ağaçtaki yaş cevizleri iki tane koparıvermişti.
El konulan eşyalarla birlikte o cevizler de İstanbul’a gelmişti.
İki cevizi Füsun’un eline tutuşturuverdi.
Cezaevinde bile onları saklamayı düşünüyordu ama demir kapının önünde uyarı geldi:
“Onları sokamazsın.”
“Tamam” dedi sakin. Kabuğunu soyup, elleri öyle yeşil yeşil, oracıkta kırıp yedi.
Cevizden kınayla cezaevine girdi.
Hakkındaki suçlamayı ancak 2007’de öğrendi. Bir örgütün “merkez yöneticisiydi”.
Güya o ev 3 ay boyunca izlenmiş, toplantılar kaydedilmişti. Slogan atarak çıkmasının istendiği sırada da evin görüntüleri çekilmiş, ancak eve giriş görüntüsü nedense hiç çekilememişti.
En kritik belge, örgüt üyelerinin sıralı listesiydi. Ama listedekilerin tamamı 2. duruşmada tahliye edildi.
“Örgütsel dokümanların” hiçbiri 20 kentte el konulan bilgisayarlarla örtüşmemişti.
Ve nasılsa gizli örgütün listelerinde bütün soyadları gerçekti. Örgüt, kimlikleri gizlemeye gerek görmemişti.

Eşi gitti, o kaldı
Yıllarca kaldılar cezaevinde. Artık 2011’di.
Savcı eşiyle birlikte tahliyelerini istedi. O sırada dışarıya çıkartıldılar Füsun Erdoğan ve birkaç kişi.
Döndüğünde, geç oldu diye sonraya bırakıldı duruşma, eşinin ise tahliyesine karar verilmişti.
Sonraki duruşmada herkes tahliyeyi bekliyordu ki heyet değişti.
İki yıl boyunca, her duruşmaya farklı bir savcı girip, “Dosyayı inceleyeceğim” dedi.
Kavuşacakları günü bekliyordu ama dosyadaki suçlamaların eğilip bükülüp eşinin yeniden gözaltına alındığı haberi geldi. Ama hâkimlik bırakmıştı eşini, ertesi gün açık görüşteydi.
Sonra savcılık itiraz etti ve eşi için yeniden tutuklama kararı verildi.
Ve sonra eşinin komplolarla yaşam boyu içeride tutulacağını düşündüğü için teslim olmayıp gittiği haberi.
Erik dalı
Eşiyle karar vermişlerdi, her ayın 10 ve 20’sinde mektup yazacaklar, göğe bakacaklardı akşam saat 10’da her cumartesi.
Eşi gittiğinde, gönderemeyeceğini bile bile yazdı, karşıda eşinin olmayacağına inandı ama hep göğe baktı. Kızdı, gerekirse görüşebilmek için ömür boyu cezaevinde kalmayı gerektirirdi büyük aşkı.
Hastalanıp ameliyat olduğunda, ayrılmayı kararlaştırdı.
O karar yazılara sızdı.
Eşi duyduğunda, benzer acılarla, bir biçimde hep haber göndererek ellerini uzattı. Füsun Erdoğan’ın evlilik yıldönümlerinde, yani bir 20 Ekim’de gönderemeyeceği bir mektuba daha başladığı gün, kırmızı gülle aşkını fısıldadı. Bir mektupta demişti ki eşi; “Ne sen benim hapishanem ol, ne ben senin hapishanen olayım. Zaten hapishanedeyiz. En iyisi biz birbirimizin ikizim yeşil erik dalı olalım.”
Öyle yaptı.
Eşine gönderemediği, kimi zaman bianet’te yayınladığı mektuplarını kitaplaştırdı.
Yakında çıkacak kaçağa yazılan mektupları, adı; “İkizim yeşil erik dalı.”

Müebbet ve 789 yıl
4 Kasım 2013’te kendisi ve eşi hakkında karar verildi:
İyi hal indirimiyle birlikte müebbet, 789 yıl 7 ay hapis, 1 milyon 263 bin 320 TL para cezası.
Gerekçeli kararda, hakkında sahte kimlikten suçlama olmamasına rağmen sahte kimlikle yakalandığı bile yazıyordu.
Ve karar çıktığında slogan attığı daha komiği.
Oysa ki mahkemeye defalarca rapor sunulmuş, basında defalarca yazılmıştı, cezaevinde geçirdiği tiroit ameliyatı.
Yüksek sesle konuşması, şarkı mırıldanması bile yasaktı.
Artık umut kalmamıştı ki Anayasa Mahkemesi’nin uzun tutukluluk kararı çıktı. 5 yıldan fazla tutuklu kalan herkes çıkarken 7 yıl 8 aydır tutuklu olan Erdoğan, bir süre daha tutuldu.
Ardı ardına başvurulardan sonra sevdiklerine kavuştu.
Şimdi bekliyor Yargıtay’dan çıkacak kararı, “gitmeyeceğim” diyor, “bekleyeceğim, ömür boyu cezaevinde yatıp yatmayacağımı”.
Ve en büyük aşklar ve âşıklar da biliyor elbet, aşkların, kurgulanmış dosyalarda sonlanmayacağını.

Kaynak: www.milliyet.com.tr