“intikam davası”nda avukatlar 17 yılın peşinde

Pazar, 2 Ekim, 2016

"Çoban’ın işlemediği bir suçtan ötürü ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası’na mahkûm bir şekilde 17 yıldır cezaevinde olması zaten yeteri kadar telafisi mümkün olmayan bir hal bile doğuruyorken; artık bir gün dahi Çoban’ın özgürlüğünden çalınmış kabul edilmelidir”

 

TKP/ML-TİKKO davasından ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Küçük Hasan Çoban hakkında yürütülen hukuk mücadelesi sonuç verdi. Çoban, 17 yılın ardından yeniden yargılanıyor!

TKP/ML dava tutsağı Küçük Hasan Çoban, 1998 yılının Nisan ayı başlarında bir aracın gasp edilmesi ve şoförünün ölümüne sebebiyet vermekten yargılandığı davada 2002 yılında çıkan kararla ilk olarak ölüm cezası ile cezalandırılmış, ancak yasal değişiklikler sonucu “idam cezası”nın yürürlükten kaldırılmasıyla cezası “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası”na çevrilmişti. Oysa yargılama aşamasındaki tüm beyanlar, diğer sanıkların ifadeleri, düzenlenen tutanaklar Çoban’ın bu cezayı almasına gerekçe olan eylem ve suçlamalarda payı olmadığını ve işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırıldığını ortaya koyuyordu.

Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gerçekleştirilen yargılama süresince herkesçe kabul edilen tek gerçek, kırsala malzeme götürmek için bir kamyonun gasp edilmesi ve araç şoförünün alıkonulması sırasında olay yerinde üç kişinin bulunduğu. Bu üç kişiden ikisinin Kemal Kaygısız ve Çankırı Davasının baş sanığı Kemal Ertürk olduğu da yargılama sırasında netleşse de, üçüncü failin kim olduğu ise henüz bilinmiyor. Mahkeme üçüncü failin bir türlü yakalanamaması sonucunda tamamen bir varsayımla hareket ederek Küçük Hasan Çoban’ı olayın “tespit edilemeyen 3. faili” olarak ilan edip, Çoban’ın hayatının neredeyse tamamını hapishanede geçirmesine neden olacak bu kararlara imza atıyor.

Sonradan aracın gasp edilmesi ve şoförün ölümüne sebebiyet verdiği iddiasıyla “üçüncü asli fail” yakalandığında bu varsayım da çökecek, ama davayı intikam davasına dönüştüren mahkeme, “yakalanamayan üçüncü kişi” olduğunu ifadelerinde açıkça belirten Tahsin Geçimli’yi de “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandıracak”; ama Çoban’ın cezasını bozmamadaki ısrarını sürdürecekti. Yani 3 kişilik olayda 4 kişiye ceza kesilecekti.

Süleyman Demirel öldü, talimatı yerine getirilmeye devam ediliyor

Çoban’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanmasına neden olan olaylarla ilgili yargılanan tutsaklar Kemal Kaygısız ve Kemal Ertürk’ün yakalandıkları 1998’den bu yana verdikleri ifadeler, Çoban’ın olay yerinde olmadığını kanıtlasa da, tutsakların ifadeleri tüm mahkeme süreçlerinde mahkeme heyetleri tarafından aleyhe delil olarak kabul ediliyor. Bu hukuk faciası avukatların tüm ısrarlı çabalarına rağmen ne Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) ne de Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri (ÖYM) süreçlerinde bu durum değiştirilebiliyor.

Çoban’ın avukatları, mahkemenin bu ısrarının; TKP/ML dava tutsağı Kemal Ertürk’ün, Çankırı Valisi Ayhan Çevik’e yönelik 1999’da gerçekleştirilen eylemin “bombacı”sı olarak lanse edilmesinin ardından, Ertürk’ün faili olduğu iddia edilen bütün eylemlerin Ankara 1 No’lu DGM’nin yürüttüğü ve Çoban’ın da yargılandığı bu dosyayla birleştirilmesinden kaynaklandığını belirtiyor ve “Böylelikle Çoban’a ve dosya arkadaşlarına yönelik suçlamalar birdenbire ‘anayasal suç’ kapsamına alınıyor” diyorlar. Tam da bu aşamadan sonra yargılama, bir intikam davasına dönüşüyor ve Küçük Hasan Çoban’a verilen ceza ile adeta Çankırı eyleminin intikamı alınıyor.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Çankırı Valisi’ne yönelik eyleme ilişkin “Yapılan hadiseyi yanlarına bırakmayacağız. Devletin valisine yapılmış tecavüz, devlete yapılmış sayılır” şeklinde açıklama yapıyor ve tüm dava bizzat cumhurbaşkanının bu talimatıyla sürdürülüyor. Ve devamında bu dosyayla ilişkilendirilen hiç kimse “bağımsız” olduğu iddia edilen mahkemeler tarafından “cezasız bırakılmıyor.”

Çoban’ın avukatları devletin bu eylemdeki güvenlik zafiyetinin faturasını Çoban’dan çıkarmaya çalıştığını belirterek, durumu “Birbirini doğrulayan beyanlara itibar edilerek eylemin üç kişi tarafından gerçekleştirildiği, iddia makamı ve mahkeme heyeti tarafından bizzat kabul edilmesine karşın; 3. failin yakalanamamış olması ‘devletin güvenliği’ bakımından iyi bir prestij oluşturmayacağından, Çoban olayın 3. faili ilan edilmiş ve böylece toplum üzerinde yürütülen algı operasyonu tamamlanmıştı! Özetle güvenlik güçlerinin ‘güvenlik zaafiyeti’nin faturası Çoban’a kesilmişti.” diye özetliyorlar.

“Şoförün yaşamını yitirmesi istem dışı bir olaydı”

Dava sürecinde yıl 2003’ü gösterdiğinde “üçüncü fail”in de şoförün ölümüne sebebiyet verme suçlaması ile ilgili verdiği ifade açığa çıkıyor ve Tahsin Geçimli isimli tutsak, Çoban’ın suçsuz olduğunu söyleyen Kemal Ertürk’ün ifadelerinin doğru olduğunu belirtiyordu. Çoban’ın avukatları, Geçimli’nin ikinci kez verdiği ifadesinde aynı söylemleri tekrarladığını ve politik bir hatta bürünerek örgütsel bir savunma yaptığını belirterek, 2004’teki dilekçesinden şu sözlerini örnek olarak gösteriyorlar.

“… Savcılık iddianamesindeki ikinci bir nokta da söz konusu eylemin bir gasp eylemi olarak nitelendirilmesidir. Böylece eylem adli bir eylem sıfatına büründürülüyor. Biz kendi bireysel çıkarlarımız için böyle bir eylem yapmadık. Gerilla yoldaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için söz konusu kamyonu geçici bir süre kamulaştırdık. Kamyon sahibi Duran Ulupınar’ın ölümü ise, sonrasında bizim de büyük üzüntü duyduğumuz bir şekilde, tamamen istemimiz dışında olmuştur. Olayın istem dışı bir olay olduğunu ve ölümden duyulan üzüntüyü partimiz ve yoldaşlarımız daha önce de ifade etmiştir. Neticede doğrudur, bu kamulaştırma eylemini Kemal Ertürk yoldaşımla beraber gerilla yoldaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için yaptık.” (Tahsin Geçimli, 23.03.2004 Tarihli Savunma Dilekçesi, sayfa 6)

Bunun da Çoban’ın mahkûm olmasına engel olmaması üzerine Geçimli, 2015 yılında hukuksal boşluğa yer bırakmayacak açıklıkta bir dilekçe ile “Duran Ulupınar’ın ölümünün, üşümemesi için üzerine kendisinin örtmüş olduğu kamyon brandası altında egzoz gazından ötürü karbon monoksit zehirlenmesi sonucu kazara gerçekleştiğini ve bu olayda Küçük Hasan Çoban’ın hiçbir bilgi ve kusurunun bulunmadığını, DMG ve Özel Yetkili Mahkemelerin de kaldırılmasıyla bu maddi hatanın düzeltilmesi konusunda adli mercileri bilgilendirmeyi gerekli gördüğü”nü söyleyerek Çoban’ın bu olayda suçu bulunmadığını ifade ediyor.

Olayın asıl faillerinden Tahsin Geçimli’nin bu beyanlarıyla birlikte, Çoban’ın avukatları bu kararın bozulması için birçok ulusal ve uluslararası yargı mercilerine başvuruyor. Fakat mahkemelerin siyasi husumeti öylesine bir hal alıyor ki, Küçük Hasan Çoban için yapılan başvuruya ilişkin 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’de mahkum edilmesine rağmen, TC mahkemeleri avukatların yargılamanın yenilenmesi yönündeki taleplerini gerekçesiz biçimde reddediyor. Son olarak avukatlarının ısrarlı girişiminin ardından 2016 yılının başlarında Çoban’ın yeniden yargılanmasının önü açıldı.

DGM’lerden ÖYM’lere değişmeyen hukuksuzluk

Dosyadaki hukuksuzlukla ilgili konuşan avukatlar, bu dosyanın hukuk sistemindeki garabeti de ortaya seren önemli bir örnek olduğuna dikkat çekiyorlar: “Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin varlığı Türk hukuk sisteminde daima tartışma konusu olmuştur. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne yönelik eleştiriler ilk olarak DGM’lerin uygulamış olduğu yargılama usulüne ve mahkeme heyetlerinde askeri üyenin bulunmasına yoğunlaşmış; bunun üzerine 22.6.1999 tarih ve 4390 sayılı Kanunla askeri hâkimler DGM bünyesinden çıkarılmıştı. Fakat bu durum dahi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne sirayet eden yargı anlayışında bir değişikliğe yol açmayınca, özellikle AİHM’in vermiş olduğu tazminat kararları ve Avrupa Birliği ilerleme raporlarında DGM’lerin eleştiri konusu yapılması üzerine 16.6.2004 tarih ve 5190 sayılı Kanunla DGM’ler kaldırılmış ve bunların yerine Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri kurulmuştu.

Ancak avukatlar ÖYM ile yapılan değişikliklerin de yargılamaların hukuksuz özüne sirayet etmediğine dikkat çekiyor ve ÖYM’lerin de “olağanüstü hal” dönemi mahkemesi işlevi gördüğünü belirtiyorlar. ÖYM’lerin DGM’lerle aynı binada, aynı savcı ve aynı mahkeme numaralarına sahip olmalarını ve de bu dosyayı inceleyen DGM hakimleri ile ÖYM hakimlerinin aynı olduğunu belirten avukatlar; “Çoban hakkında nihai kararı veren Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti Mehmet Orhan Karadeniz başkanlığında üye hakimler Süreyya Gönül ve İsmail Tiryaki’den oluşuyordu. Müvekkil hakkındaki yargılamanın yenilenmesi talebini karara bağlayarak reddeden heyet ise, yine Mehmet Orhan Karadeniz başkanlığında üye hâkimler Süreyya Gönül ve Rüstem Çiloğlu’dan oluşuyordu. Oysaki bir hâkimin kendi verdiği karara karşı objektif olamayacağı ve bu talebi karara bağlayamayacağı açıktır” diyorlar.

“3. fail” ilan edilen Çoban 17 yıldır tutsak

Küçük Hasan Çoban’ın yeniden yargılanacağı davanın ilk duruşması 5 Ekim günü saat 10.00’da Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Çoban’ın 17 yılının peşini bırakmayan avukatları “Çoban’ın beyanları yargılamanın her aşamasında düzenli olarak, dahil olduğu eylemlerin kabulü; kendisiyle ilgisi bulunmayan suçlamaların reddi şeklinde. Müvekkilimizin müdafii yardımı olmaksızın alınan baskı ve zor yoluyla alınan kolluk ifadesinde dahi bu eylemleri kabul etmediği açıkken, gerçekleştirmiş olsaydı bu eylemi de kabul etmemesi için bir neden yok. Çoban’ın işlemediği bir suçtan ötürü ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası’na mahkûm bir şekilde 17 yıldır cezaevinde olması zaten yeteri kadar telafisi mümkün olmayan bir hal bile doğuruyorken; artık bir gün dahi Çoban’ın özgürlüğünden çalınmış kabul edilmelidir” diyorlar.

5 Ekim’de Ankara’da görülecek duruşmada Kemal Ertürk, Tahsin Geçimli ve Yaşar İnce’nin getirilerek dinlenmesi için Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunduklarını, ancak mahkemenin henüz bu talebi kabul etmediğini belirten avukatlar, Çoban’ın infazının derhal durdurulmasını ve tahliyesini istediklerini, yargılama sonucunda da beraat ettirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Son olarak Çoban’ın avukatları duruşma günü Küçük Hasan Çoban’ın da kalmakta olduğu Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza ve İnfaz Kurumu’ndan getirtilerek duruşma salonunda hazır bulunacağını ve Çoban’ın bu hukuksuzluğa karşı çıkan herkesi kendisine destek olmaya ve duruşma günü yanında olmaya çağırdığını ekliyor.